Ahmet Şenpolat

4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü Nedeniyle !

4 Ekim Dünya Hayvan Hakları Günü Nedeniyle !

2004 yılında TBMM tarafından kabul edilen 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasası etkisini “okuyamamış okutulmuşların” bile zihniyetleri değiştiremediğimiz için uygulamada etkilerini gösterememektedir.

Bir iki çığırtkan komşu ya da “pir ü pâk titiz” ( ama, ruh hastası ) vatandaş yüzünden tüm bu yasalar dikkate alınmamakta belediye itlaf ekiplerini hazır etmekte , hayvan besleyenlere çöp ev yarattı bahanesiyle cezalar kesmekte, mahkemelere özürlü bakıma muhtaç hayvanlar için tahliye kararı vermek için talepler yağmakta, sokaktaki hayvanlar barınaklarda işkence açlık ve yokluğa mahkum edilmekte, yakalanamayanlar tüfekle, zehirle, iğne ile işkence ile büyük bir zevk ve görev aşkı ile can çekiştirilmektedir.

21. yy “modern dünyası” yaşamış olduğumuz çevrenin sadece kredi kartları, betonarme binalar, hızlı giden arabalar, ödenmesi gereken borçlar, mutad bir şekilde hiçbirşey düşünmeden sadece klavye başında iş yapan insanlardan oluşması isteniyor.

İnsanların içlerinde unutmuş olduğu merhamet duygusunun uyandırılması belki bu monotonluk ve bıkkınlık içinde unutturulması da belki hedefleniyor. En yakın arkadaşlarınıza bile “tüm canların” içinde yaşadığı durum anlatılınca, hemen söze insanların içinde yaşadığı sefalet , işsizlik , açlık gibi sorunlar ön plana getirilip sizi ikilemde bırakmakla kendi vicdanlarını rahatlatıyorlar.

1983 tarihli 2872 sayılı Çevre Kanununun 1. maddesi hukuk düzeninin çevreye olan duyarlılığını net olarak sergilemektedir: “… bütün vatandaşların ortak varlığı olan çevrenin korunması, su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesi, ülkenin bitki ve hayvan varlığı ile doğal ve tarihsel zenginliklerin korunarak bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması için yapılacak düzenlemelerdir. …”

Sokakta yaşayan hayvanlara gelince ( ki bu yalnızca köpekler ya da kediler değildir..bu kapsama yollarda yük çeken zavallı atları, eşekleri, vs de sokmak gerekir ), çevre hakkı kapsamında yer alan sorumluluklar hem devlete, hem de vatandaşlara bir ödev olarak yüklenmiştir. Yasa gereği Devlet ve birey birlikte bu soruna çözüm üretmek durumundadır. Türkiye’de Kamu kurumları sorumluluklarını yerine neden getirmek istememekte ve önceliği başka işlere vermektedirler ?

Öte yandan , son yıllarda Türkiye’de somut iş yapmak isteyenlerin karşısına çıkan en büyük sorun da insanların içinde yaşamış bulunduğu hayat koşullarına göre, geçmiş yaşadıklarına göre bir tezat bulup onu yüzüne vurmaya çabalamak olmaktadır.

Yani sırf kendini kandırmanın vicdani bir dayanağa oturması için karşısındaki yapacağı böyle bir suçlama ile kendi ruhunu tatmin etmektir Oysa bu memleketin sahip olduğu görkemli yüzyıllık çınarlarımız hala kesilmekte , her yıl Kıbrıs adası büyüklüğünde verimli toprağımız denizlere erozyon nedeniyle dökülmekte , köpeklerimiz kedilerimiz barınaklarda adeta bir nazi ölüm kampında yaşamaya mahkum edilmekte, atlarımız yenmek için mezbahalarda sıra beklemesi yasalar çıkarılmaktadır..

Yani bizler kendimizi kandırsak da , yaşanan gerçeklere gözümüzü kapasak da Erdek’te barınaklardan sorumlu bir bekçi can sıkıntısından köpekleri nişan tahtasına çevirip boş zamanında kovboyculuk oynarken , sahil beldelerinin belediye başkanları parti ayırımı olmaksızın ı turizm sezonunu hayvanları zehirleyerek açmayı bir gelenek haline getiriyor, Çorum’da hayvanlara tecavüz ediliyor , Diyarbakır’da barınak içinde hayvanlar açlıktan yeni doğurdukları hayvanları yemek zorunda bırakılıyor, Edirne’de, Istanbul’da, Ankara’da barınaklar bir türlü bakımevi fonksiyonuna dönüşemediği için hayvanlar birebirer işkence içinde can çekişiyor. Kars’ta festival uğruna dili olmayan , bizim türümüzden olmayan tüm canlara karşı acımasız katliam devam ediyor. Tarsus’ta hayvanat bahçesi görünümü altında demir kafesler ardında yetkililerin merhamet duygularının kapıları bir türlü aralanamıyor.

Ne kadar acıdır ki , tüm bu yaşananlara rağmen bir avuç “bilinçli ve bilimsel metodlarla olaya yaklaşan gönüllü , canla başla “tüm canların” haklarının savunulması içinde mücadele etmekte, fakat ko-medyamız her olayda olduğu gibi olayın hep pembe haberleri ya da medyatik olduğunu düşündüğü kavgalı gürültülü imajlarını yansıtarak reyting alma peşine düşmekten utanmamaktadır.

Bir iki çığırtkan komşu ya da “pir ü pâk titiz” ( ama ruh hastası ) vatandaş yüzünden tüm bu yasalar dikkate alınmamakta belediye itlaf ekiplerini hazır etmekte , hayvan besleyenlere çöp ev yarattı bahanesiyle cezalar kesmekte, mahkemeler özürlü bakıma muhtaç hayvanlar için tahliye kararı vermekte, sokaktaki hayvanlar barınaklardaki nazi kamplarında yaşamaya mahkum edilmekte , diğerleri işkence edilerek zehirlenmektedir.

Evlerden mahkeme kararıyla atılmakta, sokakta zehirlenmekte, bir nefret uğruna gözleri oyulmakta, barınaklarda resmi işkenceye tabi olmakta olan bu hayvanların kanatlanıp gökyüzüne uçması mı beklenmektedir ?

Yani 21. yy Türkiye’sinde hayvanların hala kontrolsüz olarak üretilip satılmalarına izin verilip, yurda kaçak olarak girişlerine gözler kapanmakta iken, günde ortalama 400-500 ev hayvanı kontrolsüz ve denetimsiz olarak satılıp birilerinin bu işten ekmek yemeleri (!) sağlanırken, musluğu ana vanadan kesmek yerine bu tesbiti söyleyenlere, isyan edenlere de “fanatik çatlak , insan sevmez hayvanseverler” damgası vurmak her kesime daha kolay gelmektedir. …

Peki…..ya isyan etmeyip de vicdanlarını kapatanlar kahraman mıdır ? vatansever midir ? Yoksa vatanın sadece işine gelen bazı şeylerini seven diğerlerine gözünü kapayanlar mıdır ?

Bilgililerin ilgisiz , ilgililerin bilgisiz olduğu bu kısır döngüde insanlara gurur, onur , bağımsızlık ve MERHAMET öğretmeden yatırım, kalkınma, ekonomi, ilerleme anlatmak her konuda olduğu gibi yalan ve sahte dünyalarımızda yaşamaya devam etmek istediğimizin , kendimizi kandırmaya devam ettiğimizin en güzel örneği olmaya devam etmektedir.

İşte tüm bu tespitleri gördükten sonra da , hayvan hakkından öteye YAŞAM HAKKINI savunmak o idealist dünyada hayvan haklarını savunan bizlere bile utanç vermektedir.

Av Ahmet Kemal Şenpolat
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı

HAYTAP hukuk danışmanı

Ahmet Şenpolat

More in Ahmet Şenpolat