Ahmet Şenpolat

Hayat Kalitemiz Neden Bu Kadar Düşük ?

Hayat Kalitemiz Neden Bu Kadar Düşük ?

HAYAT KALİTEMİZ NEDEN BU KADAR DÜŞÜK ?

Konu belki siyasi içerikli gibi gözükebilir ancak kimi zaman olaylara çok farklı açılardan ve çok daha geniş boyutlardan bakıldığı sürece tesbitleri ( doğru hastalığı teşhis) yapabileceğimize ve bununla ilintili olarak doğru ilacı ( Çözümü ) bulmakta hemfikir olacağımızı sanıyorum.

Toplum olarak en büyük psikoljik hastalığımız bence tüm gerçeklere gözümüzü kapamak ve kendimizi kandırmak. Hayata sanırım böyle daha iyi bağlandığımızı düşünüyoruz . Oysa gözlerimizi kapattığımız sürece de hiçbir mücadele içinde bulunmuyor , bir şeyler yapanları da eleştirip ağzımızda sigara elimizde kürdan dişlerimizi karıştırmak daha kolay geliyor sanıyorum.

Bizim ekonomik hayat standartımız düşüktür demek istemiyorum. bu yazının konusu kesinlikle o değil. Ancak HAYAT KALİTEMİZ gerçekten çok çok kötü , uygar dünyanın çok altında. Şunu da hemen söyleyeyim bu tesbit kesinlikle bir karamsar bir bakış açısı da değil. Ancak kimileri bu eleştirileri vatan millet düşmanlığı , yabancı hayranlığı olarak algılıyorlar..

Örneğin herkesin altında en son araba var ama herkes istanbul trafiğinde saatler kaybediyor ve hala 3. -4. köprülerle biraz daha rant almak uğruna hayat kalitesinden feda ediyor..boğaziçine bakın..tüm ormanlar yağma edilmiş … bu yağmanın pratikte yangınla ya da açıkgöz müteahit veyahut imar müdürlükleri hatta terör örgütleri eliyle yapılması arasında bir fark benim gözümde yok….ve yeşil alanlar hala yağmalanmaya devam ediyor..her taraf kaçak villalarla kooperatiflerle dolmuş kimsenin içi cız etmediği gibi hala ve hala büyük bir ısrarla bunları teşvik eden yetkili fakat ilgisiz yöneticileri seçiyoruz..
ve üstelik hala BOĞAZİÇİ’ ne “ne kadar güzel , ne kadar güzel ulan ” diyoruz…! Yedi tepeyi hala onun sırtlarında arıyoruz.

Çirkin kardeşim çirkin.. açın gözünüzü… ya da istanbula bir havadan bakın örneğin uçaktan.. bu kadar çarpık yapılaşma hangi gelişmiş ülkede var..? hala en güzel şehirmiş palavraları.. kardeşim sen kimi kandırıyosun ? En güzel olsa bu şehrin her tarafı yabancı kaynar, o artist dediğiniz holiwud yıldızları bu sokaklarda bir kaç günlüğüne değil bir kaç aylığına cirit atar ! ….yabancı sermaye birbiri ile yarışır , cruise turları yanaşacak liman bulamaz… Oysa İstanbul’un üstü lale altı zehir.. evet altı zehir. hala daha kimsesiz hayvanlarımız gizli gizli zehirleniyor.. hala daha doğaya karşı geliyoruz. Üstünde istediğiniz kadar lazer oyunları ile ışık gösterileri yapın istediğiniz kadar teknolojinin son nimetlerinden faydalanın bu şehirde hala dereler taşıyor , belediyelerin bütçelerinden para ayırmak istemediği bir çok barınak ölüm kampına dönmüş durumda.. ..

Hala kendimizi kandırıyoruz… örnekler çok.. yaşam kalitemize bakın.. hepimizin soluduğu hava asit ve zehir.. yediği gıdalar uğur dündar misali şüpheli.. istiklal cad dükkanlar fahiş fiyatlar veriyor ama tuvaletleri küçük ve pis..Ankara’da böyük insanlar, istanbulda mavi ışıklı araçlar emniyet şeritlerinden geçiverince diğer insanlar eziyet çekiyor.. gazetelerimiz gaste olmuş.. medyamız ise ko-medya…

KALİTE kelimesinden ne anlıyorsanız öyle düşünün işte…binalarımız çürük…ama hala tedbir alınmıyor..yöneticilerimiz, sanatçı bozuntularımız, imza makamları hala türkçe konuşamıyor …

Yaşam kalitemiz düşüyor…düşüyoor..düşüyooooooooor…

Arabanızın rengine bakın… hergün soluyor.. neden ? Çünkü gökten çamur ve toz yağıyor… müzik setiniz toz tutuyor… neden ? kentiniz kent değil .. asgari sağlanması gereken müştereğin ne odluğounu bilmiyoruz..kavuşmasız kavşak ya da döner kavşak yaparsak geliştik sanıyoruz…

Urfa’da -Tokat’da-Uşak’ta – Sinop’ta- Bitlis’te- Balıkesir’de kütüphanelerimiz yok, müzelerimiz yok.. olsa da resmi kütüphane… kimse gitmiyor… gece hayatı yok.. insanlar evine oturup tv izliyor.. hayat ömür tüketiyor… sinema yok tiyatro yok… opera yok bale yok.. bunlar olmayınca kaliteli hayat da peşinden gelmiyor zaten….

Tüm kasabalarımız şehirlerimiz klasik olarak birbirine benziyor..şehir kartpostallarına bakın…binalar binalar binalar.. .bana söylermisiniz Maraşın Tokat’tan.. Sivas’ın Çankırı’dan, Karaman’ın Bayburt’tan ne farkı var ? Tüm kentlerimiz kasaba kültürü hakim olmuş.. yani ne kentli ne de köylü… ikisinin arasında… köylüden alıp kentliye satarım açıkgöz ve cinliği …. tüm kentler kasabalar klasik olarak oto sanayi, kaportacı ve benzin istasyonları ile başlayıp bir anda apartmanlaşan ana caddelere bağlanıp ilkel bir meydan dürtüsüne yol alıyor… orada klasik bir heykel ya da hökümet binası ve aynı isimli caddeler…şehir yine aynı şekliyle sona eriyor….. hep aynı… tüm özgün değerler yok edilmiş …

İzmir’in kordon boyu yıkılmasa.. eski rum evleri kalsa mükkemmel bir kent olacak……. Atina’daki agora bizdekinin 1/10 ‘i ama tüm dünyaya nasıl pazarlanııyor , düşünün. Biz de antik kentlerin üzerinden otoban geçiyor, Allioni sular altında kalıyor , insanlar kafasını suya gömüyor. Sonra verin bize Bergama sunağını, Mouzeleum’u geriye ! …

Kaliteli paralı turist de zaten gelmiyor… Bakın kuşadasına şöyle bir tepeden ya da gemiden… ne hale geldi ?

Oysa Kuşadası’nda para millette gani gani.. tüm esnaf gemiden inecek soyulacak kazı bekliyor… aldığı parayı tepelerdeki kooperatif evlerine yıllarca yatırdılar…. hepsi paralı kıro… turist tekrar gemisine binip geri gidiyor.. bizimki parasıyla kendi kentini yok ediyor.. hala diyorki ama biz de efes var… halı var.. rakı var….. diyemiyorsun ki .. doların var onu damadının torunu yiyecek..seni de ileride kooperatif alanı olacak bir çukura atacaklar…!!!

Paris ‘in, Cenevre’nin ya da Floransa’nın turizmden kazanmış olduğu paraları kooperatif evlerine – blok apartmanlara – zevksiz dükkanlara dönüştürdüğünü düşünsenize… zaten gemiler artık Kuşadasına uğramayı da sanırım planlarından yakında çıkaracaklarmış…

Öte yandan bu memlekette kimse gemiyle trenle gezmenin zevkini bilmiyor..hayatında böyle bir kalite yok çünkü… hep minibüse otobüse mahkum edilmiş..deniz ülkesiyiz ama denizden uzak yaşıyoruz… İzmir’den gemiye binip Antalya’ya gitme şansınız yok…trenle palandökene çıkma şansınız hiç yok…. metroyla Ankara’da Gaziosmanpaşa’dan Batıkente gitme olamaz…bin gardeşim münibüse.. biraz da havalı korna dinlersin…hatta Ankaradan Trabzon Of’a (!!!!) son sistem mercedesle git ki memleketin ne kadar gelişmiş olduğunu gör…di mi ?

HAYAT KALİTEMİZ DÜ—ŞÜK.. SE-Vİ-YE-SİZ

Tüm bunlar olmayınca beraberinde doğal olarak insan kalitesini de düşürüyor…allahtan dünyada başka milletler var da kendimizi kıyaslayabiliyoruz..burada hamasilik yapıp osmanlı iyiydi hamamları vardı zengindi edebiyatı yapmayın..sakın….genel olarak otobüslerimiz pislikten kokar..BMW’lerden kül tablaları tükürükler yerlere savrulur..sarı da zart diye korna ! ..kaldırım taşlarının yüksekliği , estetiği hakkında bahsetmiyorum bile…çünkü bizde kaldırım yaya ya da araç tarafından BİNİLMESİ için yapılır…

Hayvanlara ilk önce mehepelilerin sahip çıkması lazım.. Malazgirt’te kurda yapılan işkenceye sus puslar… İsviçre’de Avusturya’da herkesin balkonunda sardunyalar sarkar çiçekler vardır.. kafelerinde serçeler sizle beraber masanızdan kek yer… burada hayvanlar itlaf edilir, zehirlenir, vurulur … sonra biz hayvanları seviyoruz diye demeç verilir. ama vahşi ortam içinde bulunan petshopların çoğu denetlenmez. yurda kaçak hayvan girişi bir türlü engellenmez.. sorun da her zaman olduğu gibi gönüllü hayvanseverlerin üzerine yıkılır.

İsviçre kamyonları , tırları asla ülkesine sokmaz..hepsi tren katarlarının üstünde taşınır.. hem hızlı, hem güvenli, hem de trafik riskini kazasını insanlarına yaşatmaz… 4000metre rakımlı tepelere trenler çıkar, göllerinde gemiler yatlar dolaşır…

Adamın toplu ulaşım araçları bile sizinkine on basar… gerisini düşünün… adam jakuzide hayatını yaşar.. oradan mozart dinlemeye gider… trene biner, oradan ucağa aktarma yapar.. evine gider bahçesinde oynar, hayvanları ile koşturur… hafta sonu şehrin göbeğindeki büyük alışveriş merkezlerine tüm ahaliyle beraber hücum etmek aklına gelmez çünkü doğada yapacak çok şeyi vardır… hayatın tadını çıkarır…. sen burada aynı mahalleye 4.cami yapmak için fethullah hocadan fetva alırsın, milletten bağış toplarsın , caminin altını da kahveye, büfeye, otobüs şirketine acenta olsun diye kira verirsin….

Mezarlıklarınızın halini düşünün…hele bayramlarda..anlatmak bile istemiyorum..taşlar üzerinde sek sek oyununu bilmezseniz işiniz zor… arabayla park etmeyi bırakın , o gün o bölgede hiçbir trafik kuralı yoktur..

Bunlar kötümser yaklaşımlar değil..tekrar söylüyorum…hayatımızın kalitesinin düşük ve seviyesiz olduğunu gösteren binlerce TESBİTTEN bir kaçı.

Bunların hepsi eğitim diyebilirsiniz…ama hangi eğitim ? Almış olduğumuz bu eğitim mi ? ..Doğrudur… Avustralyayı kuran ingilz sahoşlar -serserisler-fahişeler-mahkumlardır…

Burada yazdıklarım her ne kadar kendi fikrimmiş gibi gözükse de ve bu nedenle büyük bir önyargı ile karşı karşıya olduğumu bilsem de TEKRAR EDİYORUM bu yazdıklarım somut gerçeklerdir. Bir diğer değişle teşhsi doğru koyamaz iseniz vereceğiniz reçete de yanlış ilaçlar olacaktır . -ki bu yanlış ilaçlar zaman içinde hastayı daha da kötü hale getirir.

Bizim eğitim sistemimizi ise 8 yıl zorunlu eğtimden 5 yıl zorunluya çekmek için kavga eden bugünkü iktidar zihniyetidir.. imam hatipleri açan süleyman demirel taifesidir… fen liselerine destek vermeyen şeyhlerden şıhlardan fetva alan özal ve melekleridir… köy enstitülerini kapattıran adnan menderes ekibi ve oy uğruna inönüdür…

Tekke türbe ve zaviyeleri açan , ramazanda boyalı basına püskül tesbih zemzem misvak dağıtırıp hafif laik amma moderin geçinen yine bu kıro arabesk zihniyettir.. Türkçe kelimeler yerine arapça ve türkçelizce konuşan da bunlara karşı gelen başka bir eğitim antitezidir… Bu zihniyettki atatürkçülük edebiyatında fasikül , tesbihte püskül , mangalda kül bırakmaz.. sizi MÜNÜBÜS kültürü ile düşünmeye zorlar… hayatınızda her konuda yaratacağınız tüm çözümler de hep kısa vadeli , çıkar üzerine kurulu , başkalarına saygısı olmayan bir kültürdür.

Alın size eğitim..alın size KALİTE…Sanırım 1950li yıllarda böyle düşlendi bugünde o düşü kuranların hayatını yaşıyoruz.Ne yıkmak mümkün , ne de onlara yanlış yaptınız , çaldığınız zamanı bize geri verin diye özür dilemelerini artık beklemek….

Av. Ahmet Kemal Şenpolat

Tüm Canların Avukatı
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı

Ahmet Şenpolat

More in Ahmet Şenpolat