Ahmet Şenpolat

“Hayvan”ın Hakkı olur mu ?

“Hayvan”ın Hakkı olur mu ?

Teknik Hukuk kavramı ile olaya yaklaştığımız zaman aslında hayvanların hakları olmadığı , onların bir hukuk süjesi olmadığı söylenir.Yani onların hak ve fiil ehliyeti olmadığı için örneğiin alacak borç ilişkisine giremezler , vasiyet yapamazlar , bağış kabul edemezler ya da kendilerine yapmış oldukları hukuka aykırı bir eylemden dolayı cezalandırılamamaları gerekir. Dolayısıyla bugünkü yasal düzenlememiz de onlara hak ehliyetine sahip bir hukuk süjesi olarak bakmak yerine onlara bir nesne , bir eşya olarak bakmak eğilimindedir. Kitabımızın bundan sonraki sayfalarında göreceğiniz tüm satır aralarında aslında uyuşmmazlığın onlara baış açısı olan ‘’mal” olarak bakılmasından kaynaklanmaktadır. Bir diğer deyişle, evinizdeki masanızdan , sandalyenizden , bardağınızdan farkı olmayan bir EŞYA , bir nesne ..Yani ikisini de kırp atabilir , sokağa bırakabilir ve bundan dolayı da kimseye hesap vermezsiniz gibi ..Nitekim de acı gerçek pratik hayatta da yaşadığımız zaten budur. Hak süjesi değillerdir belki ama hakkın konusunu oluşturan objesidirler.Kendi hakkını biz insanların anladığı anlamda koruyamayacak olan hayvana , yine bizim hukuk düzeni içinde anladığımız hakkı sağlamak da aslında özellikle onların dünyasında olmayan böyle bir kavram açısından saçmadır.

Oysa Alman Medeni Kanunu ‘na 1990 yılında yapılan değişiklikle madde 90a’da HAYVANLARIN EŞYA OLMADIĞI özellikle yazılmıştır. Aynı şekilde Avusturya Medeni kanunu 1988 yılında kendi medeni kanuna benzer cümleyi eklemiştir.

Bu cümle aslında hayvan hakları açısından öncelikle bu ulusların bir günah çıkarması olarak değerlendirilmelidir. Çünkü bu tarihe kadar onlar bile hayvanları demekki bir eşya olarak değerlendirmişlerdir. Bizim hukukumuzda ise sanırım günah çıkarmamız için daha çok hayvanın eziyet görmesi , tecavüze uğraması , deneylere kurban gitmesi , barınaklarda ölüme mahkum edilmesi gerekmektedir. Tıpkı evimizin deposuna bıraktığımız ve yıllarca bakmayı unuttuğumuz işe yaramaz eşyalar gibi.

Oysa , bu satırların yazarı da hayvanların haklarını bizzat fiilen kullanamayacağını bilmektedir. Onlara tanıdığımız hak aslında henüz fiil ehliyetini kazanamamış bir bebeğin hakkı ya da özürlü bir kişinin sahip olduğu sınırlı hak ehliyetine yaklaşır belki. Hatta klasik olarak biz hukukçuların anlamış olduğu hak ehliyetinden tamamıyla farklı bir haktır. Muahkkak standart bir kalıba bu hakkı sokup tanımlama zorunluluğumuz olduğunu da düşünmüyorum.

Bilindiği üzere Roma Hukukunda da ‘’ köle ‘’ kavramı vardır. Köleler alınıp satılabilen , sınırlı fiil ehliyetine sahip ancak hak ehliyetine sahip olmayan objelerdir. Bugünkü hukuk anlayışımızda biraz garip gelse de bu bir gerçektir. Aynı durum bugün hayvanlarımıza yapılan durum dile getirildiğinde , yüzyıllar sonra aynı şekilde ileriki kuşaklarca yargılannmaktansa en azından anlayışımızın değişmesi için önümüzde fırsat bulunmaktadır.

Burada asıl sorun bu çaresiz ve zavallı hayvanlara eşya olmaktan çıkarıp , kendi duyguları , yaşammları , annelik duyguları , beslenme ihtiayçları olan bu canların da bu dünyada rahatça nefes alıp vermelerine katlanmamıza neden engel olduğumuzdur.Onlar fiili olarak belki kendi haklarını koruyamazlar ama onlar adına gönüllü milyonlarca kişi onlar adına söz sahibi olması gereği bir merhamet yükümlülüğü , belki de tanrının dili olmaktır. Üzerine taşıyabileceğinden çok fazla yük koyulmuş bir hayvanı ya da belediyece zehirlenerek öldürülen bir hayvanı , ya da televizyonlara şaklabanlık yapıp biz insanları güldürmek(!) adına çıkartılan bu hayvanlar içinde girişimde bulunmak dili olmayan bu canlar adına onların haklarını savunmaktır. Onların dili yoktur ama bakışlları vardır. Bu zalimliği görüp de sesini çıkarmayan aslında Tanrı’nın sesini , Tanrı’nın merhametini kullanmıyor demektir.

Bu dünyada ‘’Var olmak” başlı başına zaten bir haktır.

Av Ahmet Kemal Şenpolat
İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı

HAYTAP hukuk danışmanı

Ahmet Şenpolat

More in Ahmet Şenpolat