KASAP
Büyükçe bir köpek ağzında bir torbayla kasap dükkanına girer. Ağzındaki torbayı bırakır, kasabın karşısına oturup bekler.
- “Bu da nesi?” der kasap diğer müşterilerine bakarak.
- “Herhalde et alacak” der birisi.
Köpek de tasdik eder:
- “Hav!”
- “Nasıl et istiyorsun bakalım? Kıyma, kuşbaşı, biftek?”
- “Hav!” diye keser köpek kasabın sözünü.
- “Peki ne kadar? Bir kilo, iki kilo?
Tekrar “hav!” sesi duyulur.
Şaşıran kasap siparişi sarar ve torbaya yerleştirirken, etin parasının da torbada olduğunu görür. Köpek dükkanı terk ederken kasap meraktan çatlayacağına, köpeği takibe karar verir, dükkanı da yardımcısına emanet eder. Köpek bir kaç sokak sonra bir apartmana girer, üçüncü kata çıkar ve bir kapının önünde durarak pençesini kapıya vurmaya başlar.
Kapıyı kızgın bir adam açar ve başlar köpeğe bağırmaya. İzlemede olan kasap ortaya çıkar ve adama:
- “Dur bir dakika” der, “ne yapıyorsun? Gördüğüm en akıllı köpek, ona niye bağırıyorsun?”
Adam;
- “Akıllı mı?” der, “bu hafta üç oldu, anahtarını yanına almayı unutuyor.”
Akşam olduğunda Tanrı kediyi çağırmış. “Eee, günün nasıl geçti? İnsan olmak hoşuna gitti mi? ” diye sormuş. Kedi yüzünü buruşturup başlamış anlatmaya:
“Sabah tam kalkıp hazırlanacaktım ki bir el yanlarıma uzanıp şimdi olmaz dedi. Baktım biri bana zorla bir şeyler yaptırıyor. Oysa biz istediğimizde olur böyle şeyler… Sonra aynanın karşısında bir bıçakla hiç gereği yokken elimi yüzümü kestim.
Bu da yetmezmiş gibi otobüste yer olmadığı için yarım saat ayakta kaldım. Oysa kedi olsaydım bir yerlere sığışabilirdim. Sonra iş yerinde patronum beni azarladı. Ama birşey yapamadım. Kedi olsaydım tırmığımla haddini bildirirdim.
Öğle yemeğinde ise haşlanmış sebze vardı. Tuvalete gitmek için dakikalarca sıra bekledim. Halbuki köşede hemen işimi halledebilirdim.”
Tanrı şaşırmış. “Peki, hiç beğendiğin bir şey olmadı mı?” demiş.
Kedi kötü kötü gülmeye başlamış. “Olmaz mı?” demiş ve devam etmiş: “Komşunun köpeğini alıp arabaya attığım gibi kentin öteki ucuna götürüp bıraktım.”
Adam:
“Bu nasıl olur? Ödeyeceğiz mecburen”, der.
O sırada gözü papağanına takılır. Bir an tereddüt eder.
“Yok canım, hayvancağızın günahını alıyorum” der içinden ama şüphe de devam etmektedir.
“Ya yapmışsa, yok canım yapmamıştır…”
Gece papağanı gözlemeye karar verir. Papağan kafesinden çıkar ve telefonun yanına gidip rehberi açar, adamın arkadaşlarını tek tek arayıp saatlerce konuşmaya başlar. Adam sinirden çıldırmış bir şekilde papağanı yakalar ve kanatlarından duvara çiviler. Papağan çarmıha gerilmiş bir vaziyette duvarda asılı kalmıştır. Adam sinirle papağanı azarlar:
“Bir hafta burada asılı kal da aklın başına gelsin. Çek bakalım cezanı!”
Adam gider. Papağan bir bakar karşı duvarda çarmıha gerilmiş İsa durmakta.
Hemen muhabbete koyulur:
“Birader sen ne kadardır buradasın?”
” Ben 2000 yıldır buradayım”, der İsa.
Papağan hayretler içinde kalmıştır.
“Ohaaaaa…!!! Nereyi aradın lan böyle?”