Daha evvelden internetten bulmuştum Yedikule Hayvan Barınağının web sitesini.
4 Ekim 2006 Dünya Hayvan Hakları günü ise Meral hanımın telefondaki tarifi yardımıyla barınağa geldim.Bir çuval mama ile birlikte tabiiki.O gün oldukça kalabalıktı,kapıda Gülcan anne karşıladı bizi,gelen herkese barınağın broşürünü dağıtıyordu.Girer girmez özel bir yer olduğu belliydi.Duvarlar çiçek resimleri ,süsler,yazılarla doluydu.Sanki çocuk yuvasına girmiştim.Sonraları anladımki Meral Anne köpekleri kendi çocukları gibi gördüğü için böyle yapmış.
İlerleyen günlerde gene gittim ve sonra düzenli olarak gitmeye başladım.Yavaş yavaş köpekleri tanımaya,isimlerini öğrenmeye başladım.Meral Anne hepsine bir isim vermiş.Hepsinin de bir hikayesi var,çoğu acıklı hikayeler.Her gecenin bir sabahı vardır derler.Onların sabahıda Meral Anne leri olmuş.YHB’na yolu düşen köpekleri ben şanslı köpekler olarak görüyorum.Sokakta yaşamaya çalışan köpeklerin hepsinden ve de sahipli bir kısım köpekten daha iyi şartlarda yaşıyorlar.
Bu arada ihtiyaçların da neler olduğunu görmeye,ufak da olsa bir takım şeylere yardım etmeye başladım.Zaten yavaş yavaş alışveriş alışkanlığınızda değişiyor.Hangi alışveriş merkezine gitseniz acaba barınağa ne alabilirim diye bakıyorsunuz raflara.Mesela bayram tatilinde gittiğim ilçede pazar kurulmuştu.Otele gitmek için mecburen içinden geçmek zorundasınız.Otele geldiğimde elimdeki torbada çelik tabaklar vardı (yemek dağıtırken ihtiyaç oluyor,plastik olanları yiyor keratalar).
Barınağa gittiğim günlerde orta kısmın yemeklerini kendim dağıtıyorum.Karınlarını doyurmalarına dağıtarak da olsa vesile olmak çok büyük bir mutluluk benim için.Onların karnı doyunca sanki benimde doyuyor.
Birgün orta kısımda bir köpeği yerinde görmedim.Nerde olduğunu sorunca arka tarafa aldıklarını öğrendim,yeni gelenlere yer açmak için.İlk önce üzüldüm elimin altında değil diye. Yanından her geçişte seviyordum çünkü.Sonra iyiki arkaya gitmiş dedim.Çünkü şimdi zincirini takıp arkadaki büyük arazide istediğim gibi gezdiriyorum onu.Tabii bizle birlikte gelenlerle ufak bir sürü halinde geziyoruz.
Sırası gelmişken çok isteselerde evinde apartmanında çeşitli nedenlerle köpek besleyemeyenler,buraya gelip Meral hanımın göstereceği köpeklerden birinin hamisi olabilir.Evinde besliyemiyorsa,burada besler.İstediği zaman gelip sever ve ilgilenebilir.Burada yok efendim havladı,oraya pisledi,pis kokuyor,korkuyorum,iğreniyorum gibi sorunlarla karşılaşmazsınız.Gönüllülere zaman ve saat sınırlaması da yok
(devamlı gelmek şartıyla ama !!).
Buradan köpekler ve köpekseverler adına bu imkanı sağladığı ve kapılarını bizlere açtığı için Meral Anne’ye çok teşekkür ederim.
Burak Baba
Sevgili Meral Anneciğim ve Arkadaşlarım;
Ben cadı kızınız FISTIK !
Sizleri çok özledim,bir mektup yazmak istedim. Annem ve Gizem abladan fırsatını buldum, geçtim bilgisayar başına.
Öncelikle yaklaşık 3 - 3,5 aydır mensubu olduğum evdeki maceralarımı anlatmalıyım. Kimse yokken dedikodu yapalım biraz. Dört kişilik bir ailenin beşinci üyesi olarak geldim. Zaten annem benim iki yıllık hamimdi. Bir türlü babasını ikna edemediği için ancak misafir geliyordum buraya.Yine misafir diye aldı beni annem. Ama bu sefer kandırdı herkesi.
Benim dışımda Hüdaverdi ve Mısmısnaz (kaplumbağalar), Jack (kuş) gibi dostlar var. Dost demeye bin şahit ister.Bu Jack ışığı söndürünce başlıyor ötmeye.Beni uyutmuyor ben de ona havlıyorum. Evi tımarhaneye çeviriyoruz gece gece. Yazının devamı için tıklayın »
Canım Buğday’ım seni çok sevdim,senin ardından hiç üzülmeyeceğim,ağlamayacağım diyordum ama bunları yazarken bile gözyaşlarımı tutamıyorum.Sen kendi sessiz dünyan içinde gözlerin görmeden,kulakların duymadan her yanını deri tümörleri sarmış şekilde yaşarken bile sesini çıkarmadın bir sesini bile duyamadım Buğday’ım. Yazının devamı için tıklayın »
İlk öncelerde köpek almak için ailemi ikna etmeye çalışıyordum.Taki annem bana Yedikule hayvan barınağını söyleyinceye kadar.İlk önce o kadar gitmek istememiştim açıkçası .Çünkü ben hala evimde bir köpeğim olsun istiyordum.Neyse zamanla barınağın internet sitesine girerek orayı tanımaya başladım ve gerçekten gidilmeye değer dedim içimden. Yazının devamı için tıklayın »
Annem ve ben bir süredir Yedikule Hayvan Barınağı’nın gönüllülerindeniz. Oradaki köpeklerin hepsini ayrı ayrı tanıdık ve her geçen gün daha çok sevdik. Ama barınağa bir hafta önce bırakılmış 6 aylık bir yavruyu o kadar çok sevdik ki en sonunda 21 Mart günü eve onu da alarak döndük. Orta büyüklükte, 10 kg, gözleri ve burnu siyah, kendisi beyaz, kulakları ve vücudunun bazı yerleri ise bej. Kulakları dik-düşük, kuyruğu upuzun. Böyle tarif ediyorum çünkü annesini babasını kimse tanımadığı için cinsini söylemek mümkün değil. Zaten cinsinin hiçbir önemi yok… O kadar tatlı,asil ruhlu, iyi huylu ve zeki ki benim için o dünyanın en güzel çocuğu! Adı Peluş. Onun eve gelmesiyle hayatımız renklendi ve hareketlendi. İlk hafta biraz sessizdi ama evinin artık burası olduğundan emin olduktan sonra açıldı. Bir ayda 1,5 kilo aldı ve boyu uzadı. Genellikle uslu ama birlikte oynarken görmeyin! Çılgın gibi! Arada sırada ufak tefek yaramazlıkları oluyor ama biz ona kızmıyoruz. (Tuvaletini sokağa yapmayı ayıp zannediyor, balkona yapıyor ama olsun yakında onu da öğrenecek.) Bir tek isteği var; onu herkes sevsin! Sadece biz değil; misafirler, kapıcı, sucu herkes…
Barınağın yöneticisi Meral Olcay Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Onu bize vermekle Peluş’u da bizi de çok çok mutlu etti.
Işık Naz
20.04.2007
Bu köşeye yazılarınızı göndermek için meralolcay@mynet.com