Sevgili Meral Anneciğim ve Arkadaşlarım;
Ben cadı kızınız FISTIK !
Sizleri çok özledim,bir mektup yazmak istedim. Annem ve Gizem abladan fırsatını buldum, geçtim bilgisayar başına.
Öncelikle yaklaşık 3 – 3,5 aydır mensubu olduğum evdeki maceralarımı anlatmalıyım. Kimse yokken dedikodu yapalım biraz. Dört kişilik bir ailenin beşinci üyesi olarak geldim. Zaten annem benim iki yıllık hamimdi. Bir türlü babasını ikna edemediği için ancak misafir geliyordum buraya.Yine misafir diye aldı beni annem. Ama bu sefer kandırdı herkesi.
Benim dışımda Hüdaverdi ve Mısmısnaz (kaplumbağalar), Jack (kuş) gibi dostlar var. Dost demeye bin şahit ister.Bu Jack ışığı söndürünce başlıyor ötmeye.Beni uyutmuyor ben de ona havlıyorum. Evi tımarhaneye çeviriyoruz gece gece. Yazının devamı için tıklayın »
Canım Buğday’ım seni çok sevdim,senin ardından hiç üzülmeyeceğim,ağlamayacağım diyordum ama bunları yazarken bile gözyaşlarımı tutamıyorum.Sen kendi sessiz dünyan içinde gözlerin görmeden,kulakların duymadan her yanını deri tümörleri sarmış şekilde yaşarken bile sesini çıkarmadın bir sesini bile duyamadım Buğday’ım. Yazının devamı için tıklayın »
İlk öncelerde köpek almak için ailemi ikna etmeye çalışıyordum.Taki annem bana Yedikule hayvan barınağını söyleyinceye kadar.İlk önce o kadar gitmek istememiştim açıkçası .Çünkü ben hala evimde bir köpeğim olsun istiyordum.Neyse zamanla barınağın internet sitesine girerek orayı tanımaya başladım ve gerçekten gidilmeye değer dedim içimden. Yazının devamı için tıklayın »
Annem ve ben bir süredir Yedikule Hayvan Barınağı’nın gönüllülerindeniz. Oradaki köpeklerin hepsini ayrı ayrı tanıdık ve her geçen gün daha çok sevdik. Ama barınağa bir hafta önce bırakılmış 6 aylık bir yavruyu o kadar çok sevdik ki en sonunda 21 Mart günü eve onu da alarak döndük. Orta büyüklükte, 10 kg, gözleri ve burnu siyah, kendisi beyaz, kulakları ve vücudunun bazı yerleri ise bej. Kulakları dik-düşük, kuyruğu upuzun. Böyle tarif ediyorum çünkü annesini babasını kimse tanımadığı için cinsini söylemek mümkün değil. Zaten cinsinin hiçbir önemi yok… O kadar tatlı,asil ruhlu, iyi huylu ve zeki ki benim için o dünyanın en güzel çocuğu! Adı Peluş. Onun eve gelmesiyle hayatımız renklendi ve hareketlendi. İlk hafta biraz sessizdi ama evinin artık burası olduğundan emin olduktan sonra açıldı. Bir ayda 1,5 kilo aldı ve boyu uzadı. Genellikle uslu ama birlikte oynarken görmeyin! Çılgın gibi! Arada sırada ufak tefek yaramazlıkları oluyor ama biz ona kızmıyoruz. (Tuvaletini sokağa yapmayı ayıp zannediyor, balkona yapıyor ama olsun yakında onu da öğrenecek.) Bir tek isteği var; onu herkes sevsin! Sadece biz değil; misafirler, kapıcı, sucu herkes…
Barınağın yöneticisi Meral Olcay Hanım’a çok teşekkür ediyorum. Onu bize vermekle Peluş’u da bizi de çok çok mutlu etti.
Işık Naz
20.04.2007
Bu köşeye yazılarınızı göndermek için meralolcay@mynet.com
Takvimlerin Şubat’ın üçünü gösterdiği bir Cumartesi sabahıydı…
Hafta arasından ayarlamıştım kendimi bugünkü ziyarete…
Evimi paylaştığım bir kızım ve onbeşgün öncesinde birkaç çocuk tarafından işyerimin bahçesinden çalınan(!) bir de oğlum vardı ama yinede daha önceleri köpeklerden çok korkan biri olarak, bu kadar çok köpeğin olduğu bir yere gelmeye çekinmiş, arada sırada yaptığım akşam ziyaretlerinde ise barınağın içindeki ve dışındaki canları arabanın içinden seyredip, onlara uzaktan bisküvi dağıtmayı tercih etmiştim hep, ta ki o güne kadar. Yazının devamı için tıklayın »