2. BÖLÜM
Sizlere, bu ay, hayvana tecavüzün görmezden gelinmeye devam edilemeyeceğini çünkü bu davranışın tamamen akılsal ve ruhsal anlamda bir sapkınlık teşkil ettiğini yine yapılan çalışmalar üzerinden anlatacağım.
İlk önce, tacizin en korunmasız mağdurlarından; çocuk ve hayvan tacizinden bahsetmek istiyorum:
Birkaç terim tanımını hatırlamakla başlayalım;
Zoofili:Hayvan seviciliğini,
Bestiyalite: Zoofilinin ötesinde hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmayı,
Pedofili ise: Yetişkin bir bireyin ergenlik öncesi yaştaki çocuklarla cinsel eylemler içine girmesini ifade eder ki bir tür sapkınlıktır.
Bildiğimiz pedofillerin önemli bir bölümünün bir başka ruhsal hastalığı da bulunmaktadır; duygu durum bozuklukları, depresyon, madde-alkol bağımlılığı ve kaygı bozukluğu. Ayrıca, pedofillerde empati, yakınlık duygusunda da eksiklik vardır.![]()
Kabul edilen gerçek; hayvana karşı yapılan eziyet ve işkencenin, şiddet ve anti sosyal hareketlerle ilişkili olduğudur. Hayvana karşı yapılan eziyet, genelde saldırı, uyuşturucu bağlamlı suçlar, tecavüz, seks suçları, hırsızlık ve kundakçılık dahil gayri yasal davranışlarla birlikte meydana gelir. Hayvana eziyette özellikle de evcil hayvana karşı eziyet, yakın eşe karşı, aile içi şiddet bağlamında da oransızca meydana gelme eğilimindedir.
Hayvana şiddet ile çocuk tacizi arasındaki bağ incelenmiş ve evinde şiddete maruz kalan çocukların hayvana karşı şiddet uygulamada yüksek meyil gösterdikleri saptanmıştır. Hayvana karşı şiddet uygulayan çocukların incelenmesinde, çocukların kaotik evlerinde saldırgan anne baba modelinin çok ciddi bir etken olduğu saptanmıştır.
Bu nedenle, mahallede gördüğümüz kedi-köpek kuyruğu kesen, kedi-köpek döven ya da yakan, kedi-köpek gözü çıkaran bir çocuğun, sadece masumane çocukça oyun oynadığını düşünmek daha sonra dönüşü olmayan büyük bir hatalar zincirine sebep olacaktır. O çocuğun, kesinlikle ruhen sağlıklı olması beklenemez. Çünkü çok büyük ihtimalle, o çocuk kendi evinde şiddet içeren davranışlara şahit olmakta ya da şiddet bizzat kendine uygulanmaktadır. Bu nedenle, hayvana karşı şiddeti engellemek yolunda atılacak her adım, esasında hayvana karşı şiddet uygulayan failin de korumasını ve ıslah edilmesini amaçlar.
Son olarak da, hayvanların cinsel amaçlı kullanımlarından bahsetmek istiyorum:
Hayvanların, insanlar tarafından seks amaçlı kullanımları, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu davranışlar, insanlar tarafından çeşitli nedenlerle kınanmıştır: genellikle dinsel nedenlerle veya ahlaki açıdan ama aynı zamanda basitçe insanların kafasında hayvanlara karşı cinsel ilgi duyan insanlar geldiğinde, tiksindirici bulunmuştur.
Her nedense, günümüz modern zamanında bir çok şey açıkça konuşulabiliyorken, hayvan tecavüzü-tacizi, son kalan tabu olarak yerini almaktadır.
Zaman zaman zoofili seviyesinde kalan hayvan seviciliğinin hayvana zarar vermeyeceği inancı, 2006′da Psikolog Dr. Hvozdık’in rapor verdiği vakalarda, hayvanın cinsel tacizden sonra psikolojik olarak zarar görmeyeceği fikrinin yanlış olduğunu göstermiştir. Bu alanda gerçekleştirilecek araştırmalar, sadece hayvan refahı için değil aynı zamanda bu hayvan tacizinin kadına ve çocuğa tacizle de bağlantılı olabileceği noktasından hareketle de olmalıdır. 1998 de Bilim Adamı Kowal tarafından genç hastalarla ilgili yapılan çalışmalarda; psikiyatrik serviste yatan cinsel tacizcilerin, tecavüzcülerin, ki başka çocuklara tecavüz ettikleri ve aynı zamanda genellikle evcil hayvan olmak üzere hayvanlarla da cinsel ilişkide bulundukları gözlemlenmiştir.
Beirne, hayvana karşı yapılan cinsel tacizin, cinsel saldırı olarak algılanması gerektiğini, 1997 yılında kanıtlamıştır. Çünkü:
Beirne’nin önerisi, “hayvanlara karşı uygulanan istenmeyen cinsel tavırlar, kadınlara, erkeklere ve çocuklara uygulanan cinsel saldırı olarak görülmelidir” şeklindedir.
2006′da Hvozdik’in üzerince çalıştığı deneklerde: cinsel tacizcinin %50’sinin hayvana karşı sadistik davranışlar ve şiddet içerdiğini göstermiştir.
Genel anlamda toplum tarafından, bestiyalitede bulunan bir erkek, zihinsel olarak rahatsız, sapık, tehlikeli, şiddet ve cinsel saldırıya muktedir kişi olarak addedilir. Hatta biraz daha ileri gidersek, bu hayvan tacizciliğin, çocuk tacizciliğine vardığını da söyleyebiliriz.
Kişilerarası şiddet ile cinsel saldırı, bazı durumlarda bestiyaliteyi muhteva eder. Bunun neticesinde de, 1998′de Ascione tarafından hayvan tacizi ile kişiler arası şiddet arasında bir bağ olduğu kabul edilmiştir.
1953′te 5800 erkek denekle kendi cinsel tecrübeleri hakkında yapılan araştırmada, bunların %40-50′ye yakının en azından bir kez bir hayvanla cinsel temas kurduğu sonucu çıkmıştır.
Hayvan tecavüzü, çocukluk ve ergenlik çağındaki davranış bozukluğunda, psikolojik olarak disfonksiyonun erken işareti olarak tanınır. Gerçekten de hayvan tecavüzü, akıl bozukluklarında tanı ve istatistiksel el kitabında, bozukluk için belirtilerden biri olarak listelenir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir.
Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir.
Eğer bir kişinin geçmişinde hayvana cinsel taciz tecrübesi varsa, bunun, onu, fiziksel hayvan tacizine çekeceği yönünde ciddi bir kanaat vardır.
1986′da Ressler’in 36 cinsel motifli katilin arasında, çocuklukta veya ergenlikte cinsel taciz ile cinsel aktiviteler, meraklarla ilgili bağın kurulması için yapılan araştırmada: %43′ünün, çocukluğunda cinsel tacize uğradığı, %32’sinin, ergenlikte cinsel tacize uğradığı bulunmuş ve çocukluğunda cinsel tacize uğrayanların da çocukluklarında aktif olarak hayvanlara zulüm uyguladıkları saptanmıştır.
Yine 2003′te 880 çocuk ve 276 cinsel taciz görmüş çocuklar olmak üzere 2-12 yaş grubu arasında 2 ayrı grup ele alınmış; ve %34 ile %3 gibi birbirinden çok açıkça farklı yüzdelerle, taciz görmüş çocuklar arasında hayvan taciz oranının da çok yüksek olduğu görülmüştür.
Yine 1966′da Hellmann ve Blackman’in 31′i şiddet suçlusu 22’si şiddet içermeyen suç işlemiş toplam 53 hapishane mahkûmu üzerinde yaptıkları araştırmada, %52’sinin hayvan tecavüzünde bulunduğu rapor edilmiştir.
Mahkûmlar, daha saldırgan ve daha az saldırgan içerikli diye gruplandırıldıklarında: önemli hayvan taciz ve tecavüzlerinin daha saldırgan grupla bağlantılı olduğu gözlemlenmiştir.
Yine 1986′da Ressler’in raporunda, cinsel katillerin %23′ünde hayvanlarla cinsel ilişki merakı olduğu rapor edilmiştir.
Hayvanlarla girilen cinsel ilişki, mazoistik ya da sadistik veya her ikisi ile birden bağlantılı olduğu durumlar saptanmıştır. Daha da ileri götürüldüğünde, 1992′de Dutton, hayvana karşı işlenen işkence ya da ölüm muhteva eden davranışlar ki her zaman cinsel de olması gerekmez, bir insanın öldürmek için pratik yapma maksatlı hizmet edebilir, demektedir.
Tecavüz denince, bir cinsel birlikteliğin tecavüz olarak addedilebilmesi için karşımıza “izin” mevzuu çıkar. Bestiyalite, kesinlikle tecavüz olarak addedilir, çünkü çocuk tecavüzünde de olduğu gibi hayvandan izin almak mümkün değildir.
İster pedofili olsun ister bestiyalite; sağlıklı bir beynin ve sağlıklı bir ruhun kabul etmek istemeyeceği gerçekleri içerir. Özellikle ülkemizde uzun yıllardır, üzerleri farklı nedenlerle örtülmekte, bu nedenle de, işlenen suçlar, korkunç rakamlara ulaşmıştır. Biri, cinsel ihtiyaç adı altında kanıksatılmaya çalışılmakta diğerinde ise aile içi durumun saklanması gerekliliği inancı ile hasır altı edilmektedir. Toplumumuzun tuhaf adlandırılabilecek iki yüzlü bir namus ve ayıp anlayışı vardır. Başkaları duymadığı ve bilmediği müddetçe, yapılan hiçbir şey ayıp olarak kabul edilmez. Bu vesile ile toplum olarak kendimizle yüzleşmemiz, sağlıklı bir toplum için şarttır. Yoksa, kendimizi ahlaki değerleri yüksek, yabancıları ahlaki değerlerden yoksun görmek ve göstermek, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
HAYVAN ŞİDDETİNİN SUÇLU PROFİLİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
. 1. BÖLÜM ![]()
Sizlere, bu önümüzdeki 3 ay, birbirini takip eden 3 yazı ile ülkemizde görmezden gelinen ancak diğer gelişmiş dünya ülkelerinde erken teşhis tanısı olarak kabul edilen ve faillerinin potansiyel suçlu olarak görüldükleri ve bu nedenle cezalandırıldıkları “hayvan şiddeti” kavramından bahsedeceğim. Hayvana karşı işlenen şiddetin esasında, ruhsal bozukluk olduğunu, özellikle de çocukluk döneminde davranış bozukluğu tanısı için erken teşhis teşkil ettiğini hapishane mahkumları üzerinde yapılan çalışmalardan yola çıkarak anlatacağım.
Bu ay size, HAYVANA ŞİDDETİN DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLARAK KABULÜ’nü anlatacağım:
Davranış bozukluğu: çocuklarda, akıl sağlığı kliniklerinde, en sık konan teşhis türüdür. Davranış bozukluğu tanısı konan çocuklar; başkalarının temel haklarına ilişkin veya toplumsal kuralları ihlal eden tekrarlayan ve ısrarcı hareket biçimi sergilerler.
Davranış bozukluğu olan bu çocuklarda, diğerlerinin duyguları, dilekleri ve iyilikleri ile ilgili çok az empati duygusu vardır ve diğerlerini çok az önemserler. Özellikle bu çocuklar, mala zarar verir, yalan söyler, çalar, ve sıklıkla insanlara ve/veya hayvanlara karşı saldırgan davranışlar sergilerler. Her ne kadar, hayvana karşı şiddet eğilimi, başta davranış bozukluğu olarak yer almamış olsa da 1990 yılında, hayvana karşı şiddetin davranış bozukluğu açısından ciddi bir kriter teşkil ettiği saptanmıştır. Davranış bozukluğu olan çocukların %25′inde, hayvana karşı şiddet uyguladıkları gözlenmiştir.
Aynı zamanda, davranış bozukluğu belirtileri her ne kadar geç çocukluk döneminde baş gösterse de 1994′te, hayvanların canını yakmak, bir çocukta davranış bozukluğu tanısı açısından erken teşhis konulmasına yardımcı olmuştur.
Amerika’da 50 eyalette de, hayvana zulüm, suç olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, belirtmek gerekir ki birçok eyalette hayvana karşı zulüm her ne kadar cürüm teşkil etse de, kumar oynamakla, uyuşturucuya ilişkin suçlarla mukayese edildiğinde, hayvana karşı zulüm ciddi bir suç olarak muamele görür.
Bizde maalesef 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Kabahat kanunu kapsamında yer almakta, hayvana fiziksel ya da cinsel şiddet uygulayan fail idari para cezası ile kurtulmaktadır.
Ancak hayvana karşı zulmün resmi raporlarda çok fazla yer almaması, hayvana şiddet uygulayan failin genellikle, tek başına, yaptığı eylemin sır olarak saklanan bir edim olmasından ve sadece fail tarafından bilinmesinden dolayı kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle, hayvana karşı zulümde, fail dışındakilerden, ailesi ya da öğretmenlerinden bilgi toplamak da çok zordur. Bu da, problemin büyüklüğünün algılanmasını ve toplum üzerindeki tam etkisini bilmemizi zorlaştırmaktadır.
İnsancıl cemiyetler ve hayvan refahı için uğraşan teşkilatlar, bilim adamları ve kanun koyucuların, yavaş yavaş, uzun vadede, bir toplumun insanlarına davranış şekillerinin, hayvanlarına davranış şekillerinden ayrılmaz olduğunu idrak ettiklerini raporlamıştır.
Ayrıca FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi, suçların araştırılması ve kovuşturulması aşamasında, hayvana karşı işlenen suçun, insanlara karşı vahşi cinayetler işleyen faillerin kim olduğunu ve ne olacakları hakkında kuvvetli birer araç teşkil ettiğini belirtmiştir.
Medya, mutad olarak seri katillerin ve şiddet suçlularının, erken çocukluk dönemlerinde hayvana karşı zulüm geçmişleri olduğunu ve hayvana şiddet ile insana şiddet arasındaki bağın varlığı açısından da kamudaki algılayışın da arttığını belirtmektedir.
Örneğin, Albert De Salvo, 1 yılda 13 kadını öldürmüştür. Salvo’nun, portakal sandıklarında kedileri ve köpekleri kapana kıstırıp sonra bu sandıklara oklar attığı bilinmektedir.
20 yaşındaki Jason Massey, 13 yaşında 1 kızı ve 14 yaşındaki üvey erkek kardeşini öldürmüştür. Massey’nin cinayetlerine kedi ve köpek öldürerek başladığı rapor edilmiştir.
Yine 15 yaşındaki Kip Kinkel, ailesini ve daha sonra lisedeki 24 öğrenciyi öldürmüştür. Kinkel’in, kedi başı kesmek, canlı sincapları küçük küçük parçalara bölmek, inekleri havaya uçurmak gibi hayvana karşı zulüm geçmişi olduğu rapor edilmiştir.
Hayvana karşı zulüm, davranış bozukluğunun erken belirtisidir, bu nedenle hayvana şiddetle insana şiddet arasında bir bağ olduğu kavramı, büyük bir önemle incelenmelidir.
Saldırgan suçluların erken çocukluk yıllarında, yatağını ıslatma, yangın çıkartma, hayvana karşı zulümde bulunma gibi davranışlarının yer aldığını rapor etmişlerdir.
84 hapishane mahkumu üzerinde yapılan araştırmada, 84 mahkumdan 21′inde yatağını ıslatma, yangın çıkarma ve hayvana zulüm geçmişi oldukları tespit edilmiştir. Ve 84 mahkumdan saldırgan suç işlemiş olan 31′inden %74′ü, bu 3 fiile de iştirak etmişlerdir.
Psikiyatrist Dr. Alan Felthous, hayvana karşı zulüm geçmişi olan 18 hastasından 12’sinin insanlara karşı da saldırganlık seviyesi üst düzeyde davranışlarda bulunduğunu saptamıştır.
Hapishane mahkûmları üzerinde yapılan araştırmalar, saldırgan yetişkinlerin, çocukluklarında hayvana karşı zulüm yaptıkları gerçeğini ciddi anlamda desteklemektedir. Mesela, tecavüz ve çocuk tacizi suçu işlemiş 64 mahkûm üzerinde yapılan araştırmada, tecavüzden mahkûm olanların %48′inin ve çocuk tacizinden mahkûm olanların %30′unun aynı zamanda, hayvana karşı zulüm geçmişine de sahip oldukları saptanmıştır.
Yine günümüzde sayısı artmakta olan suç şekli, okullarda silahlı saldırı vakalarında, her 9 vakadan 5′inde okula silahlı saldırıda bulunan gencin, geçmişinde belgelenmiş hayvana karşı zulmü olduğu saptanmıştır.
Hayvana karşı işlenen fiziksel ya da cinsel şiddet, çocuklar tarafından sergilendiğinde, davranış bozukluğu açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir erken belirtidir. Çocukların, ıslah edilebilmelerini ve korunmalarını sağlamak için bu erken belirtiyi fark edip tedavi yoluna gitmek, çocukların gelecekleri açısından da hayati önem taşır.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.
10 Senedir yüzlerce hayvan geldi barınağa kaza geçirmiş,şiddet uygulanmış..
Fakat 8 mayıs cuma günü , sallanarak,sarhoş gibi ayakta durmakta zorlanan hayvanı görüp ,arabasına alıp hemen barınağa yetiştiren , aile sayesinde bu kadar vahşet uygulanmış bir hayvan ilk kez gördüm.
Sabah saat 9.30 gibiydi hemen hayvanı alıp klinik odasına aldık..Daha müdahale bile edemeden zavallı son nefesini verdi…Veteriner hekimlerimizin muayenesi neticesinde zavallının çok ağır işkenceye maruz kaldığı anlaşıldı..Hani o insanların korktuğu köpek var ya pitbull işte o ırk dan …
Pitbullar korkunçtur adam yer,gördüğünz yerde katli vaciptir kararı verilmiştir .
En son Edirnede bir çocuğu ısırdı diye pitbull öldürüldü,daha önce de bir mekana girdi ,saldırdı diye joplarla dövülerek öldürüldü,daha da geriye gideyim su içmek için dereye inen yavru ayıyı vatandaşlar taşlarla sopalarla öldürdü…
Daha ne tür olay var insanların hayvanlara uyguladığı şiddetle ilgili…
Aslında yok öyle bir şey pitbull adam yemez ,adamlar pitbull yer, işte bu vaka bunun ispatı..
Şu an bütün duygularım alt üst oldu insanlığımdan utandım .Aynı canlı grubundan biz insanoğulları bizden daha korumasız ,aciz bir canlıya nasıl işkence,şiddet uygulayabilir..
Şiddetin boyutlarını, ben ilgilendiğim alan olan hayvanlar üzerinde daha çok görebiliyorum ,tabii insanoğlu insanlar üzerinde de aynı şiddeti uyguluyorlar yazılı ve görsel basından izleyebiliyoruz…Bunun sebebi bence sevgisizlik,sevgi yoksunluğu..
Zavallı piticik üstelik hamile ,tetkik neticesinde şiddet, ilk önce tecavüz le başlamış ,sonra uzun ve sert bir cisimle sopa olma ihtimali yüksek rahmi ve anüsü parçalanmış, bacak aralarında sigara söndürülmüş,vücünda darp izleri mevcut, morarmalar var..
Neden bir insan savunmasız bir cana bu kadar şiddet uygular anlayamam..
Allah korusun bu tür mahluklardan tüm canlılları..
Benim çocuklara yönelmemim tek nedeni bu ,o saf masum çocuklara sevgiyi,paylaşmayı öğretmeliyiz…Hiç bir canlı kötü doğmaz aynı pitbullar gibi o canlıyı yetiştiren insanoğlunun eseridir İYİ VE KÖTÜ olmak..
Dileğim sevgi dolu nesillerin yetişmesi …
meral olcay
8mayıs cuma..
![]()
Kendinizi Değil Önyargıları Yok Edin!
‘Konuşmak bir ihtiyaçsa susmak sanattır’
Bahar güneşini doyasıya yaşadığımız bu günlerde köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy İle özgürce, parklarda dolaşmak ve koşturmak istiyorum. Ben önde onlar arkada, bazen onlar önde ben arkada. Sonra o sırada, parklarda başı boş dolaşan semtin sokak köpekleriyle selamlaşmak, onarı da oyun halkamıza almayı her zamankinden daha fazla arzuluyorum.
Yine o günlerden birini yaşamak üzere köpeklerimle parka gitmiştik ki bir baktım köpeğim Zeyna kendinden en az beş kat büyük olan sokak köpeğine havlamaya başladı. Zeyna hav dedi, sokak köpeği hav hav dedi. Zeyna tekrar hav hav hav deyince sokak köpeği sustu ve sesini çıkarmadı. Ben ise onları ürkütmeden izledim.
Ne düşündüm biliyormusunuz? Biz insanların birbrimizden önce köpeklerden hem de sokak köpeklerinden öğreneceğimiz öyle çok şey var ki: Ne acıdır ki bir çok kişi bu ayırımın farkına varmadan ve hayvanlarla vakit geçirirken sadece onların karnını doyurmayı ya da temel ihtiyaçlarını karşılamayı çok büyük meziyet sayıyor ve birbirlerine ders vermeye çalışıyorlar. Amacım ne kimseye ders vermek ne de kimseden ders almak. Ancak bir kez daha ısrarla vurgulamak istiyorum. Artık kendinizi değil önyargıları yok edin. Kimileri benim köpek sevgimi eleştiriyor. Benim onların emeğine duyduğum saygıyı göz ardı ederek benim köpeklerime olan emeğimi hiçe sayıyorlar. Oysaki büyük haksızlık ediyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, ve barınakların bugünkü durumlarının bu şekilde olmasının altında da işte bu önyargılı tutumun çok etkisi var.
Türkiyede yıllar sonra yeniden yaşamaya başladığımda Türkiye’deki barınaklardan haberdar değildim.Sanatçı dostum, çok değerli arkadaşım Leman Sam sayesinde haberdar oldum Türkiye’deki barınaklardan. Ancak o sıralarda tesadüfen girmiş olduğum bir petshop’taki ilk köpeğim Zeyna’nın yüz ifadesi ve mahsumiyeti içime çok dokunmuş ve onu hemen satın almıştım. Barınakları biliyor olsaydım asla böyle birşey yapmazdım bunu itiraf etmeliyim.
Bundan 12 yıl önce yaşamak için yurt dışına gittiğim dönemlerde barınak kavramından henüz haberdar değildim. Döndüğümde ise köpek alınabilecek tek yerin pet shop’lar olduğunu sanıyordum. Oysaki ne kadar yanlış düşünmüş ve yeterince araştırmamışım. Peki ne yapsaydım ilk köpeğim Zeyna’yı pet shoptan aldığım için terk mi etseydim? Elbetteki hayır! Kim ne derse desin, Zeyna nereden gelirse gelsin Zeyna hayatımın vazgeçilmez bir parçası artık.
Bir gece radyo programım için evimden telefonla canlı yayına beraber bağlandığımız sevgili dostum Leman Sam sayesinde o gece Yedikule Barınağından haberdar oldum. Ertesi gün barınağın web sitesine baktığımda Clara’yı görünce dayanamadım. Soluğu barınakta aldım. Yine Leman sayesinde barınağın yöneticisi sevgili Meral ile tanıştım. Meral son derece örnek bir hayvansever. Hayvan sevenleri de hayvan sevdikleri için seven birisi. Yeter ki bir ya da birden fazla hayvan bakıyor olun. Nerden geldiğinin onun için bir önemi yok. Barınaktan hayvan evlatlık edinenleri mutlaka ayrı bir yere koyuyordur. Ama insanları hayvanlarını barınaktan edinmedikleri için yargılamayan biri. Hayvanları sevmeniz yeterli onun için. Bana göre örnek bir barınak gönüllüsü ve yöneticisi. Clara’nın hikayesi de böyle. Barınaktan aldığım günden beri hayatımın en büyük rengi Clara.
Gelelim üçüncü köpeğim Roxy’e, Roxy İrlanda Seteri bir köpek. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir köpek cinsi. Clara’yı evlat edindikten sonra aylarca Roxy gibi bir İrlanda Seteri cinsi köpeğim olsun istedim. Allerji sorunum olduğu için bu cinsi özellikle tercih ettim. Hem büyük cins bir köpek istiyordum hem de tüy sorununun beni sağlık açısından etkilemesini istemiyordum. Bu nedenle aylarca tüm barınakların web sitelerine baktım. İnternet sitelerini taradım. Ama bu tür ya da bu türe yakın bir köpek cinsine barınaklarda rastlayamadım. Sonra misyonlarını saygıyla takdir ettiğim bir köpek çiftliğinden çok az bir rakam ödeyerek (çiftliğin amacı bu köpek neslinin türünü en iyi şekilde korumak, para kazanmak değil) Roxy’i aldım. Şimdi üç köpeğim ile son derece mutluyum. Nerede bir köpek görsem, kedi görsem nerden geldiğini ayırt etmeksizin sever okşarım. Çünkü sevgide hiyerarşi olmaz. Sevgide sınır olmaz dahası sevgide yargı da olmaz. Bir köpeği ya da bir çocuğu ya da bir çiçeği nerden geldiğine bakmadan severim. Bir çocuk benim için çocuktur. O bir sokak çocuğu olduğu için kafasını okşamak istemem ben. Çocuk olduğu için o mahsumiyeti ve saf dünyasını onun çocuk oluşunu severim. Aksi takdirde bunun adı acımak olur. Bir çocuk lüks bir semtin yalı dairesindeyse varlıklı bir ailenin çocuğuysa o çocuk nasıl olsa varlıklı dolayısıyla şanslı deyip o çocuğu sevmek, okşamak istiyorsam buna engel olmam. Alabildiğine taşsın isterim duygularım. Ben köpekleri köpek, kedileri kedi, çocukları da çocuk oldukları için severim nereden geldiklerine aldırmaksızın.
Şimdi burdan benim köpek sevgimi yargılayanlara sormak istiyorum: Benim köpeklerim sokak köpekleri değil diye benim sevgim sahte sevgimi? Olmadı haksızlığın bu kadarı insanlığa da hayvanlığa da yakışmadı. İşte onun için diyorum köpeklerden öğrenecek çok şeyimiz var diye. Ben hav diyorum diye siz hav hav demeyi eğer bir meziyet sayıyorsanız size söyleyecek bir çift sözüm var: ‘Konuşmak bir ihtiyaçsa, susmak sanattır’.
Hoşçakalın, Mutlu kalın ve yargılaryıcı bir tutumdan uzak kalın. Bırakın insanlar hayvanları diledikleri gibi sevsin. Sevgiyi şekillendirmeyin. Zira herkesin sevgiyi yaşama biçimi farklıdır. Dünyanızı artık biraz genişletin. O dar çerçeveden çıkın. Sokakta herkesin elinde bir köpek ya da kedi olsa fena mı olur? O zamanda yargılarmısınız insanları bu köpekleri kedileri sokaktan almadınız , dolayısıyla siz kedi köpek sahibi olamazsınız onları sevemezsiniz diye. Kurumların sorumluluklarını insanlara yüklemeyin. Medeni ülkelere şöyle bir bakın. Bilmiyorsanız öğrenin. Bilmemek ayıp değil. Ben bilmiyordum barınakları ama öğrendim. Ayrıca bilmediğimi sizlerle de paylaştım. Ne varki işin acısı bilmediğini bilmek galiba. Umarım siz onlardan olmazsınız.
Çağatay C. Öztürk
Psikoterapist
Uzun bir aradan sonra dün, köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy’i mamalarını yerken seyrettim. Zeyna yemek yerken diğer iki köpeğim onu seyrediyorlardı. Daha sonra evdeki köpek sürüsünün lideri Zeyna mamasını yiyip bitirdikten sonra diğer köpeklerim Clara ve Roxy mama kabının başına geçtiler ve mamalarını yemeğe başladılar. Bu görüntü ve düzen karşısında gerçekten ne diyeceğimi bilemiyordum. Biz insanların, hayvanlardan özellikle köpeklerden ders alacağımız o kadar önemli nokta varki hayvan sahibi olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlarlar.
Köpekler karnı doyunca kenara çekilmeyi ve bir sonraki köpeğe karnını doyurma şansını veriyor. Peki ya biz insanlar? Sizce biz insanlar köpekler kadar tok gözlü olabiliyor muyuz? Yoksa karnımız doysa da yine biz yiyelim hep yiyelim diye aç gözlülük yapmaya devam mı ediyoruz?
Kimi zaman insanlar birbirlerine hakaret etmek istedikleri zaman hayvan adlarını söylerler. Oysaki hayvanlarla vakit geçirdiğinizde onların o güzel yanlarına tanıklık ettiğinizde hayvanlara ne kadar büyük bir haksızlık ettiğimizi fark etmemiz gerekiyor.
Köpek denen varlık ego’su olmayan bir varlık. İnsan ise ego’su en güçlü varlık. Ancak güçlü bir ego ile acımasız olmayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hayvanlardan ögreneceğimiz çok şey var. İnsanların bu kadar acımasız olması gerçekten çok üzücü. Ayrıca bu acımasızlık yaşadığımız dünyanın daha da güvenilmez bir hal almasına sebebiyet veriyor. Kısacası, hayvanlar bile bu kadar tok gözlüyken, biz insanların artık insana yakışır gibi davranmamızın ve aç gözlülüğü bir kenara bırakmamızın zamanı geldi de geçiyor bile diye düşünüyorum…!