Yardım Etmek İstiyorum
Google

Googleda Ara
Sitede Ara
CSS Uygun
XHTML 1.0 Uygun

Tolga Öztorun

 

09. Mayıs 2008

Anneler günü

Anne’nin Günü…

İlk defa 1600 yılında İngiltere’de kutlanmaya başlayan bu gün zaman içinde tüm Dünya’yı sarmış ve ülkemize de ulaşmıştır. Seviyoruz işte bizde yılda bir gün de kutlayalım değil mi ? Ben özel günleri çok sevmem ama ilk olarak anneciğimin anneler gününü kutluyorum. 31 sene bana katlandığı için onu çok seviyorum. Eğer bugün bir çok hayvana yardım edebiliyorsam buna onun şevkatli yüreği sebeptir.

Başka bir annede Meral Anne… Sayısız çocuğu var onun… Anneler günün kutlu olsun Meral Anne…

Sokaklara baktığımızda mevsim itibari ile bir çok ” ANNE ” görüyoruz yüreğimizi burkan, canımızı acıtan. Biz bir grup insan elimizden geldiğince o annelere yardim etmeye çalışıyoruz ama bir avuç insan bu annelere yetemiyoruz. Ne demek istediğimi tam anlatan bu resmi çok seviyorum. Geçen sene Anneler Günü’ne girmemize bir kaç saat kala dağ başından kurtartdığımız bir anne ve kuzusu…

 Bu iki resimin bir farkı yok değil mi ? Her ikisi de kuzusunu canı ile besliyor. Bu sene anneler günü nedeni ile tüm Dünya’ya haykırmak istiyorum. Annelere dokunmayın.. Türü , yaşı , ırkı ne olursa olsun anne annedir…

Tüm annelerin anneler günü kutlu olsun. Babalar gününde bende tebrik istiyorum ona göre :)

Sevgiler

Tolga ÖZTORUN

resim1.jpg

00224398.jpg

 

30. Nisan 2008

Hayvan haklarına giriş

sevinc001.jpgSevgili dostlar,

Bu aydan itibaren sizinle beraber bir kitap okuyacagım… o kadar guzel satırlar paylasacagız ki simdiden heyecanlanıyorum.. Bir arkadasımın tavsiyesiyle aldıgım ”hayvan haklarına giris” isimli bu kitabı dun gece elimden bırakıp bas ucu lambamı sonduremedim… ısık acık dalmısım bir vakitte… gercek bir hayvansever olan gary l. Francione bizi bu kitapta daha cok duymak ve bilmek istemedigimiz ya da bilip de bilmek istemegimiz hayvan gercekleriyle yuz yuze getiriyor…okunduktan sonra unutulması mumkun olmayan kelimeler yazmıs ard arda…baktıgım fotograflar artık omrumun sonuna kadar benimle ve aklımda tek bir soru,

”Onlara daha iyi bir dunya sozunu ne zaman verebilecegiz acaba?”

Sadece hayvansever olmamızın hicbirseye yetmedigini biliyor muydunuz?

”Hayvanlar hakkında inandıgımızı soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasında daglar kadar fark var. Bir yandan hayvanların cıkarlarını ciddiye aldıgımızı iddia ediyoruz.associated press’in anketine katılan amerikalıların ucte ikisi su ifadeye katılıyor,

”Bir hayvanın acı cekmeden yasama hakkı,bir insanın acı cekmeden yasama hakkı kadar önemli olmalıdır.”yine aynı amerikalıların yuzde ellisi hayvanların kurk manto yapmak icin oldurulmesinin ya da spor icin avlanmasının yanlıs olduguna inanıyor.neredeyse yuzde ellisi hayvanların ”onemli tum noktalarda tıpkı insanlar gibi” oldugu gorusunde…gene yuzde ellisinden fazlası kedi ya da kopeklerle birlikte yasıyor ve onları ailenin bir uyesi olarak gorunuyor…

Hayvanlar hakkında soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasındaki derin tutarsızlıgın nedeni,hayvanların bizim icin ”mal” statusunde olmalarıdır.”

Durdum tam burada…bu satırda bir nefes aldım,ne denli dogru bir saptama oldugunu dusundum dun gece,lambayı sonduremedim ve,

”Hayvanlar, sahibi oldugumuz ve mal sahipleri olarak onlara vermeyi uygun gordugumuz degerden baskaca bir degeri olmayan metalardır.insanın mal sahibi olma cıkarı hemen her zaman agır basıyor.soz konusu hayvan bir ”ev” hayvanı ya da bir ”labaratuar” hayvanı veya

Bir ”av” hayvanı veya ”yenecek” bir hayvan ya da sadece bizim kullanımımız icin var olan ve bizim amaclarımız icin bir arac olmak dısında bir deger tasımayan baska bir hayvan mulkiyeti biciminde oluyor”

Gercekten boyle mi? dostarımız bizim mallarımız mı? bazen sadece ”yenecek”, bazen cocuklarımızın canlı ”oyuncak”ları olacak, sıkıldıgımızda da sokaga bırakacagımız ”mallar”ımız mı?anlasıldı. Bu kitap beni ve kalbimi daha cok yoracak…

Gary. L. Fransione diyor ki;

”Hayvan cıkarlarını ciddiye almak ve hayvanlara gereksiz yere acı cektirilmesini acıkca reddedisimize somut bir anlam kazandırmak istiyorsak,bunun tek bir yolu var;eşit gozetilme ilkesini ya da benzerlere benzer muamele etmek zorunda oldugumuz kuralını hayvanlara uygulamak.hayvanlar hakkındaki uzlasımsal sagduyumuz,hayvanların en azından bir bakımdan bize benzer olduklarını soyluyor.onlar da hissetme yetisine sahip ve tıpkı bizim gibi acı cekmemekte cıkarı olan varlıklar.”

Karmasık mı geldi? gelmesin…ben okumaya devam edeyim,siz dusunmeye…yapılacak cok sey var. Yapabilecegimiz cok sey…

Onumuzdeki ay laboratuarlarda kullanılan ve deneylerde daha dogru sonuc alındıgına inanıldıgı icin agrı kesici bile verilmeden uzerinde calısılan dostlarımız hakkında konusacagız…ve hayvanlar uzerinde yapılan bu deneylerin insanlar uzerine olumlu sonuc verip vermedigi gercegiyle de yuzlesecegiz…simdiden neyle karsı karsıya gelecegimiz belli oldugu halde…

Sizi seviyorum…gorusmek uzere…

Sevinc erbulak midyat.

 

29. Nisan 2008

Nazlı ve Nene nin ardından

nazli2.jpgNAZLI KIZIM

Nazlı kızımız yaklaşık 5 sene önce barınagımıza geldi.Sahil yolunda sokak köpeği arkadaşları caddeden karşıya geçerken nazlı da geçmek istiyor ve maalesef araba çarpıyor ekiplerimiz barınaga getirdigin de sürmeli sürmeli bakan gözlerine aşık olmuştum.

Hemen klinige gönderdiğim de belinin kırık oldugu oldugunu yaşama şansının zayıf oldugunu söylediler.

Genel de beli kırık hayvanların sonu malum(uyutma)ama yedikulede uyutma yok beli de kırık olsa tekerlekli araba yapılıp yaşamını sürdürmeye çalışırız.

Nazlıya da bunu düşündük  2002 senesi idi nazlı geldigin de daha önce hiç bir köpegimiz bu durumda gelmemişti tecrübesizdik nasıl araba yapılır nereden temin edilir bilmiyorduk. Ayrıca barınagımız daha 1 senelik barınaktı ve bu kadar çok tanınmıyorduk.
Tesadüf eseri CNN TÜRK TV de çalışan bir hayvansever dostumuz BARIŞ ALADAR bizi ziyarete geldi.

Dostlarımız isimli bir program yaptıgını bizi tanıtmak  istedigini söyledi çok mutlu olduk ve ilk kez çok izlenen bir tv kanalında barınagımız  tanıtıldı öncü olduk ardından diger barınaklar da tanıtıldı.

Programda ilk kez  felçli bir barınak  köpegine  yürüteç yaptırma dilegimizi söyledik. Oldukça fazla mail tel geldi.  Nazlının ilk arabası Ankaradan bir doktor dostumuz Atilla Bey tardından yollandı .

Tamamen kendi imalatı bir araba yapıp yolladı ve nazlı çok sevindi barınakta koşuşturup durdu ardından bir felçli köpek daha geldi onun da adını Umut koyduk sagolsun Atilla Bey  onada araba gönderdi kader arkadaşları NAZLI ve UMUT yedikulenin maskotları olarak tanındı.

Umut u çok çabuk kaybettik ancak bizimle 6 ay yaşadı ve melek oldu.
Dünya güzeli Nazlı kızımız tek maskot olarak starlıgını korudu.
Hatta 2007 Agustos ayında  BGD nin sakat hayvanlara rehabitasyon merkezi için düzenlediği yardım amaçlı konserde Nazlı Pınar Altuğ la beraber sahneyi paylaştı meşhur kızımız daha da meşhur oldu.

Ancak biliyorsunuz felçli hayvanların yaşamı çok kolay degil dolaşım bozuklugu üre vb hastalıklar olabiliyor Nazlı da maalesef karaciyerle ilgili sorun yüzünden 24 nisan da melek oldu çokkk üzgünüm .

Yaz ayların da sıcaktan ve sürtünmeden çişten kaynaklanan  pişiklerine merhem sürerken ki elimi yalaşıyışını( sanki teşekkür ediyor gibi )unutamam.

Çok iyi bir yaşam sürdürdü çokk sevildi ve mutlu yaşadı melek oldu bizleri  yukarlardan bir yerlerden mutlaka izliyordurr.Onu çok özleyecegimizi mutlaka biliyordur GÜLE GÜLE NAZLI kızım..

Nazlı kızımızın Show TV deki haberi >>

NENE
Barınaga gelişi yaklaşık 5 sene önceydi sanırım.
Hayvansever gruplarda ki arkadaşlardan biri bulmuş yuva bulunmayınca malum yedikule darülacezesine rica ve ısrarları kıramayıp kabul ettigim sevgili NENE..
Geldiginde de yaşlıgıydı sıfır numara kaniş siteye resmini geldigi gün koydugum da Amerikada yaşayan arkadaşımız Elif Boduroglu görmüş ve hemen mail yazıp kaybolan köpegi ne benzettigini o olabilirmi diye aramıştı ama o degildi ne yazık ki.

Tabii bırakan arkadaşlar 5 sene boyunca ancak 1-2 kez aramış her zaman ki gibi yok olmuşlardı kendi vicdanlarını rahatlatıp güvenilir bir yere bırakmanın mutlulugunu yaşıyorlardı.!İsmini bir gönüllümüz koydu baktı diş yok göz görmüyor bunun nene olsun dedi.

Nene de kendine Darülaceze odasında bir yer bulmuştu.Gayet iyi yemek yiyor hiç yaşlı oldugunu kimse tahmin etmyordu barınagın en yaşlısıydı.

Bir atasözünü haklı çıkarıyordu bodur tavuk her gün piliç misali..
Son bir senedir nene bana çok fazla bağlandı sürekli kucak istiyor du yaşlı oldugundan o kadar yogunlukta hep kucagıma alıyordum hatta sitemizden çagrı yapmıştık nenemize
ana kucagı istiyoruz diye sonun da heybe bulduk gerçi sevtap anne ve mersin den gönül anne  ana kucagı yollamıştı ama büyük gelmişti .
Nene kucaga almadıgım zaman ısrarla aglar iki ayagı üstüne kalkar tacizde bulunurdu.
Sibel anne ondaki yaşama azmine şaşırır nenecigim senin heykelini dikecegiz yedikuleye der dalga gecerdi .
Yaklaşık 1 sene kadar önce özlem dogan arkadaşımız nene nin hamisi olmuştu hemen hemen her hafta sonu evden yemekler pişirir hem nene için hem de yavrular içir yedirirdi.Bizim nene bayılırdı kaliteli yemeklere sebze et püresi yaş mama dişleri olmayanlar bayram ederdi.

Her canlının  bir yaşam sonu var dogal olarak Nene rekor kırdı 17 yaşında melek oldu.
Nene 1 hafta önce kötüleşti önce felç geldi yürüyememeye başladı altına hasta bezi koyuyordu ama her gün 1 konserve mamayı yiyordu ara sırada ton balıgı veriyordum çok seviyordu degişik lezzetler alsın diye.

Melek olmadan 1 gün önce yemegi ret etti anladım ki gidiyor.
Hemen süt hazırladım şırıngayla içirdim o gün gönüllülerden Burak baba vardı vedalaşın  dedim akşamda benim odamda  kendisi için özel aldıgımız kafesine battaniyeler serdim sardım onu güle güle NENE sen de çok sevildin iyi yaşadın dedim  kulagına,
ıslak burnundan  öptüm ve vedalaştım tahminim de yanılmamışım gece melek olmuş ..
Sabah mezar hazırladık ve gömdük.

Yedikulenin 2 maskotu Nazlı ve Nene artık yok .
Kızlarım sizleri hiç unutmayacagım…

Anneniz meral olcay
26 nisan 2008

 

19. Nisan 2008

Vicdanım yere düştü

 Vicdanım yere düştü, bir karga onu yedi…

karga.jpgSabah acele ile işe gidiyorum.Çok geç kaldım… 10 dakika içinde ofiste olmam şart , yoksa hiç kolay bir gün olmayacak.

Bu olayı yaşadığım yerin tam adresini hiç kimseye vermeyeceğim. Sebebini az sonra anlayacaksınız.

Taksici sıkıntımı anlamış, hızla sürüyor arabasını. Bir köşe dönüyoruz yine gözüme bir görüntü çarpıyor. Bir karga köşe başında duruyor… Kanadı düşük… Belli ki uçamıyor. Bir an kısacık vicdan muhasebesi yaşadım. Hayatta kalabilmem için çalışmam şart… İçimdeki siyah Tolga ” Durma işe geç kalırsan kötü olacak diyor ” devam ediyoruz. Saniyeler ile gelişiyor. İşe geliyorum. Kahrolası vicdanım tüm gün beni yiyor. Aklımda sorular uçuşuyor. Mutsuzum.

İş çıkışı tabi ki koşa koşa o köşe başına gidiyorum. O da ne ? Benim aylak karga kardeş orada. Gidip bir kutu alıyorum. İnanın benden hızlı koşuyor. Karga önde ben arkada koşuşturuyoruz. Esnaftan üç kişi geliyor. Ne yapıyorsun diye sormaya.

Belki inanmayacaksınız ama aylak karga 2 sene önce mesken edinmiş o köşeyi. İki kanadı bir den kırık, kimse hikayesini bilmiyor. İki senedir o mahallede yuvarlanıp gidiyor. Aklım almıyor ben yurdumu bilirim. Çevre dükkanları geziyorum. Herkes tanıyor bu aylak kargayı.

Esnaf benim bildiğim kediye su kabı koyar. Ama bu mahalle de beş altı dükkan bir olmuş besliyorlar karga kardeşi. İki koca senedir ana cadde üzerinde hayatta kalmış.

Gözlerime ve kulaklarıma inanamayarak, arkama bakarak evimin yolunu tutuyorum. Ne garip bir ülke ,  bir köşesinde yüz bin yıllık dostu köpeği yakıyorlar, diğer yanda uçamayan bir kargaya gözü gibi bakıyorlar.

Şimdi adresini söylersem birileri iyilik yapmak için bizim aylak kargayı alır ve bir kafese kapar… Belki iki sene daha uzun yaşar ama özgürlük vazgeçilmez vatandır.

Karga karga gak dedi, çık şu sokağa bak dedi. Gördüm orda bir karga, yere düşen vicdanımı yedi bugün o karga. afiyet şeker olsun o kargaya, 150 yıl daha yaşa

Tolga ÖZTORUN

Fatih Belediyesi Yedikule Hayvan Barınağı

Gönüllü Muhabiri

18.04.2008

 

27. Mart 2008

Evcil - Yabani Gerçeği

nilay001.jpgMerhabalar,

Bahar nihayet geldi. Kuşlarıyla, yeşiliyle, uzunca mavlayan kedileriyle baharı müjdeleyen bir aya girmiş bulunuyoruz. Yeşil alanlarda gezintiye çıktığınızda, dallarda baştankaralar, kızılgerdanlar, serçeler ve mukallitleri görmeye başlamışsınızdır. Aslında kışın da ordalar ama bahar, etrafa bakmamızı söyleyince onları fark edebiliyoruz, her yer rengarenk…

Kafaları karıştıran bir konuyu anlatmak istedim bu kez. Lafın gelimi hayvanlara genel isimler takıyoruz; sokak hayvanı, ev ve süs hayvanı, hobi hayvanı, sirk hayvanı, yabani hayvan, yırtıcı hayvan, vahşi hayvan, evcil hayvan, ehli hayvan, av hayvanı, işçi hayvan, koşum hayvanı, dövüş hayvanı, pet hayvanı, egzotik hayvan… Bu isimleri halk olarak bilinçsiz kullandığımızı fark ettim. Bu durum, nine ve dedelerimizin laf gelimi Avrupalılara “gavur” demesine benzer tablolar yaratıyor. (Ben de hayvan olsam insanlara genel olarak “sahip olduklarının kıymetini bilemeyenler” ismini takmak isterdim)    Yazının devamı için tıklayın »