Yazımın başlığı bu evet büyük harflerle yazıyorum cevabımı tabiiki HAYIR olacak.Yaşadığımız evren de ,yaşam hakkı sadece insanların değil ,bitkisi ile hayvanı ile börtü böceği ve ile bir bütün olarak tüm canlıların hakkıdır.Biz şu an güçlü olan canlı türü insan olarak türümüz dışında ki her tür canlıyı eziyor,yok ediyor ve şiddet uyguluyoruz,empati yapmıyoruz oysa düşünelim kendi kendimize içimizde ki BEN le konuşalım ve ” Ben dünyaya hayvan olarak gelse idim diye düşünelim, ”insanlar beni yük taşımak için onlarca ağırlığı sırtıma yükleseler,gıda için beslenmek adına beni kesseler,yerine göre sapıkça cinsel zevkini gidermek için taciz ,tecavüz etseler,insanların hastalıklarına çare bulmak adına bilimsel deney adı altında deney için kullanılsalar,moda uğruna kürkümü yüzseler ,hayvanat bahçesinde ,sirklerde ,yunus parkların da gösteri amaçlı kullanıp sırtımdan para kazansalar,sokak köpeği veya kedisi olsa idim ve sokaklar da istenmeyip hapishane gibi sevgisiz ,gönüllülerin olmadığı barınaklara kapatılsam veya bırakın barınakları gözden ırak gönülden uzak yaban hayvan yaşam alanı olan ormanlara atılsam , sayımız çoğalıyor diye kısırlaştırılsam,pitbull olarak doğsam ve kötü sahibin eline de düşsem ve dövüş arenasında ,tıpkı gladyatörler gibi sürekli bahis uğruna dövüştürülsem , sadece 1 gün ömrü olan kelebek olarak dünyaya gelsem
Aman yarabbi ne korkunç tüğlerim diken diken oldu endişeden derin bir ohh çekip sonra iyiki de değilmişim dedim , ucuz kurtardık misali :) ama öyle mi hayvanlar için durum .
Maalesef insan ırkının kendinden daha aciz diğer canlı türlerine yaptığı eziyetlerin örnekleri o kadar çok ki ![]()
Şimdi diyeceksiniz ki nerden çıktı bu isyan evet isyan ediyorum.2 gün önce yaşadığım olay tetikledi bu yazıyı yazmamı.Sokak da zavallı bir sokak kedsi doğum yapmış üstelik yavrular 1 günlük
bana telefon açan hayvansever zordayım,lütfen gelin yardımcı olun mahalleli üstüme geliyor deyince ,hemen gittim mahalleye . Hayvansever arkadaş anne için bir kutu koymuş içine de su ve kuru mama koymuş ,aman tanrım sanki suç işlemiş kadıncağız , ortalık karışmış,ayağa kalkmış insanlar balkonlardan,pencerelerden kimisi de sokağa fırlamış yanımıza gelerek bağırınıyor İSTEMİYORUZZZZ ,anlayamadım neyi istemiyorsunuz dedim.Biz sokak da kedi köpek istemiyoruz ,neden 5199 sayılı hayvan koruma yasası istiyor da siz istemiyorsunuz , yasaya karşı mı geliyorsunuz dedim.Cevap biz istemiyoruz, çocuklarımız hasta olacak ,etraf pis kokuyor,sinek oluyor barınak var toplayın bunları götürün barınağa .Önce gayet sakin anlattım kedi barınağı yok,sağlıklı kediler barınak da yaşayamaz yasada kısırlaşacak tekrar mahallesine bırakılacak diyor dedim,ama nafile hepsi bir den konuşuyor ,bağrışıyor,ne demek istediklerini anlamıyorum , ama tek anladığım neredeyse beni tartaklayacak oldukları ,devlet memuru olmasam onu da yaparlardı korkarım .
Benden yardım isteyen hayvanseverin sürekli yaşadığı bu duruma inanın acıdım,yemek vermeyeceksin,su koymayacaksın,kutu koymayacaksın etraf kirleniyor
Hemen muhtarı aramışlar ,sevine sevine 1-2 kadın geldi yanıma muhtarı aradık belediyeye bildirecek komik dedim içimden sanki ben belediyeden gelmiyorum sanki ben barınağın yöneticisi değilim sanki ben yasayı bilmiyorum.Örnek verdim neden başka ilçelerde,illerde kedi sığınma kulübeleri var üstelik belediye bunu yerleştiriyor parklara vb uygun yerlere siz neden bu kadar tepki veriyorsunuz.Aslında ben cevabı biliyorum BENCİLLİK ,sokakları,parkları sadece biz insanlar kullanalım, kedi, köpek için mi yapılmış bu parklar diye hesap soruyorlar ,rehabilite edilmiş hayvanların zararsız olduklarını bilseler zaten tartışma olmayacak ve orta yol bulunacak. Anne kediyi ve bebekleri arabaya alarak ayrıldım hayvansever arkadaşa da dedim ki YA SABIR .Allah belki bir gün bu insanların içine sevgi tohumu düşürür (yalnış anlaşılmasın sevgisiz demiyorum kendi hayvanını ,kendi çocuğunu sevmenin dışındaki sevgiyi kast ediyorum)
Ertesi gün imza topluyormuş insanlar ,sokak daki tüm kedileri toplatmak için nasıl bir NEFRET anlamış değilim.Anne kedi ve yavrularını fotoğrafda görüyorsunuz.O bir anne ve istemeyenler de anne
istenmeyen kedinin ismini EGO koydum
EGO kediye yaş mama ,kuru mama desteği bekliyoruz ![]()
Ben bir örnek vermek istiyorum,geçen hafta Mimarlık vakfımız ile Küba ya gittik grup olarak ,tek bir cümle ile şöyle anlatabilirim FAKİR AMA MUTLU İNSANLAR ÜLKESİ .Eğitim mecburi ve ücretsiz ,tıp konusunda çok başarılılar.Binalar dökülüyor ama eğitimin düzeyi çok yüksek ![]()
Tabiat mükemmel ve insanlar çok doğal ,mutlu ,neşeli ,rahat özellikle köpek ve kediler için cennet .Serbestçe dolaşıyorlar sokak larda kimse dokunmuyor ve rahatsız olmuyor, sosis diye bilinen tür küçük ırk köpekler o kadar çok ki ,otel de ,tatil köyünde ,turistik yerlerde ,plajda,bar da her yerdeler .Rehberimize sordum barınak yok mu ,kısırlaştırma yapılıyor mu hayır ,hemen hemen herkesin evinde köpek var ve kimse dokunmaz hayvanlara ,eceli ile veya araba çarpar öyle ölürler iç içe yaşarız onlarla dedi.Birlikte yaşamı kabullenmek ne güzel ![]()
İçimden ahhh keşke keşke bizde de böyle olsa, herkesin evinde bir evcil hayvan olsa .Olaya başka açıdan bakarsam yorumum şu olacak bakir,tabiatına henüz dokunulmamış kısacası modern kent haline gelmemiş yerlerde hayvanların yaşam alanları var ,ama modern kentlerde ,binaları , gökdelenleri dikerek yaşam alanlarını yok ettik hayvanların , zenginleştik ve hayvanlara tahammül edemez hale geldik.Şehre göç etmeden önce köyde hayvan besleyen insanlar ,kente gelince hayvan istemiyor
diyorum ki ne oldu o zaman başka insandınız ,şimdi başka insan mı oldunuz hayır tabii ki aynı insanlar ama BENCİLLİK,EGO fırladı.Modernleştikçe özümüzden koptuk, geçmişimizin göçebe kavmi olduğunu hayvanlarla bozkır yaşantısında ki birlikteliğimizi unuttuk .Umudum Merhamet ,vicdan ,sevgi dolu yüreklere sahip olan insanların sayısının çoğalması.Tavsiyem Nefret ,kin,yok etmek vb kötü duygulardan arının ve kabullenin “BU DÜNYA HEPİMİZİN ”




İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu, 11 Şubat 2012 tarihinde Sayın Emel Yıldız, namı diğer Panter Emel ile söyleşi düzenledi.
Bu söyleşinin gerçekleşmesinde 2 temel gaye yatıyordu;
ilki, hayatını bu yola adamış ve hayvan haklarını Anadolu’nun en ücra köşesinde en cahil kisiye bile duyurmuş Emel Hanım’a kendi adımıza düşen vefa borcunu ödemek,
İkincisi ise Emel Yıldız’ın üzerine yapışmış yanlış imajı ortadan kaldırarak esasında Emel hanımın gerçek yüzünü; bilgisini ve donanımını gözler önüne sermek.
Ben de aylardır evde kızımı büyüttüğüm için uzun zamandır katıldığım ilk etkinlik olarak, söyleşinin gerçekleştigi Burhan Adli Apaydın Salonunda yerimi aldım, katılımcılar arasında.
Katılımcılar, Emel Hanım’dan medet umuyor, nasıl herkes biraraya gelir, hayvanlar için birlikte nasıl hareket edilir diye soruyorlardı ki bir avukat kalktı, söz aldı ve “Hayvan hakları için biraraya gelelim, otobüslerle Ankara’ya gidelim” dedi.
Bunun üzerine Emel hanım, Avukat hanımın sözlerine karşılık bir yazı okumak istediğini belirtti:
“Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg, Bilgi Ağacı’nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg’a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg’u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg’un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg’un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.
Ancak Simurg’un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı’nın tepesindeymiş.
Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar.
Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş. Kartal, yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuşu bataklığını. Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış…. Kaf Dağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.
.. Simurg’un yuvasını bulunca ögrenmişler ki; “Simurg – otuz kuş” demekmiş. Onların hepsi Simurg’muş.
Hikayeyi bitirdiğinde kendisinin gözleri dolu, bizim gözlerimiz dolu…
Ben de bir soru sormak istiyordum kendisine,
Önce açtığı bu yolda hayvanlar ve hakları için hukuki mücadele verdiğim için gurur duyduğumu söyleyecek sonra da 50 yıla yakın verdiği bu mücadelede, o yıllarla bugünleri; hayvan severler, toplum ve yetkililer açısından karşılaştırarak değerlendirmesini isteyecektim.
Sonra sorumun içinde, daha sormadan cevabımı buldum.
2004 yılında çıkan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununu saymazsak, eğer 50 sene önce de, bugün de hayvan severler, toplum ve yetkililer olmak üzere 3 ayrı grup sayıyorsak, esasında pek de bir şey değişmiş olamazdı.
Şunu unutmamak gerekir ki, bir ülkede, hakların, sadece yasalarla korunması mümkün olamaz. Bir hakkın, layıkıyla korunabilmesi için yasanın varlığı dışında, yasanın düzenlenme amacının, yetkililer tarafından sindirilmiş olmasi ve toplum tarafından da sahiplenilmiş olması gerekir.
Örnek vermek gerekirse, bir belediye bir bölgede itlaf yaptığında,;
Evet, 5199 sayılı Hayvanlari Koruma Kanunu mevcuttur. Evet, belediyenin eylemi yasaya aykırıdır!
Ancak belediye yetkilileri bu yasayı benimsememiş, toplum yasanın koruma gayesini içselleştirmemiş ise belediye de bu eylemi karşısında sadece hayvan severleri buluyorsa, belediye gizliden gizliye de olsa yasaya aykırı eylemlerine devam edecektir.
Ancak, belediye itlaf yaptığında, kamu vicdanı rahatsız oluyor ve kamu vicdanı yara alıyorsa, belediye bir daha gizli olsun olmasın böyle bir eyleme cesaret edemeyecektir. Çünkü artık karşısında, oyalaması gereken bir avuç hayvan sever yoktur. Toplum bilinci, işte bu noktada hayvanlar için hayati önem taşır.
Kısaca, söyleşiden, biraz umutlu biraz umutsuz ayrıldım.
Ancak sonra düşündüm de, bu hayvanlar için umutsuz olma lüksümüz yok.
Bizim de umudumuz yiterse, onları yarı yolda bırakmış oluruz.
Mücadeleye devam etmek lazım!
Kurtarılmayi beklememek lazım!!
Simurg olmak lazım…
İstanbul Barosu
Hayvan Hakları Komisyonu
Bşk. Yrd.
Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu
Kemerburgaz yolu üzeri, belediyemizin moloz döküm kamyonlarının güzergahı. Şöfor arkadaşlara sürekli yol üzerinde terk edilmiş köpek sürüleri görülmesi artık doğal gelmeye başlamış:( Bu gün yolun ortasında boynunda tasması olan kocaman bir saf kangal görmüş ve arabayı durdurmuş duyarlı şöfor arkadaşımız ,hemen yol kenarına çekmiş daha fazla ezilmesin diye bakmış ki nefes alıyor bir arkadaşının daha yardımı ile 80-90 kg ağırlığında ki koca kangalı kamyona yüklemiş ve basmış gaza ,nereye getirir tabiiki darülaceze YEDİKULE ye ,ilk akla gelen yer, oysa kemerburgaz da 2 rehabilitasyon merkezi karşı karşıya oraya götürmek yerine o kadar km gidip bize getirmiş
Veterinerimiz ilk müdahaleyi yapmak için ilaçları hazırlayıp kamyona bindi fakat ,hayvanın son nefesini verdi.Zavallı hayvan ,saf kangal Sivasın bağrından yavru iken onlarca para ödenip satın alınmış ,sonrada sokağa terk edilmiş, büyük ihtimal yaşlandı ,iş görmüyor diye.Bu hayvanlar OYUNCAK değil,bizim gibi hissediyorlar,terk edilince acı çekiyorlar,araç bilmiyorlar ya EZİLİYORLAR ,ya kötü niyetli insanlar ca dövüş vb bahislere alet oluyorlar,ya da açlıkdan ölüyorlar. ORMAN a atılan köpeklerin dramı malum ,birileri yemek götürürse toklar ,yoksa açlıkdan ölüyorlar.Hiç biri bunu HAK ETMİYOR.Biz insanoğulları ,bizden aciz durumda ki başka canlılara eziyet etmekden vaz geçtigimiz zaman ,duyarlı hayvanseverlerin de duygusal acısı bitecek.
O nedenle hedef kitlem öncelikli gençler, yeni yetişen nesil ,onlara güveniyorum .Büyüyüp iş güç sahibi oldukların da ve bir de hayvan sahiplendiklerin de asla ve asla terk etmeyeceklerdir eminim .Mesajlarım la hep diyorum ki ,lütfen bir canlıyı sahiplenmek çok büyük bir sorumluluk, en az 13 sene yaşayacağını bilip bu sorumluluğu alacaksanız hayatınıza bir canlıyı dahil edin ,yoksa o hayvanın GÜNAHINA girmeyin çok rica ediyorum.Kimse kimseye silah zoru ile hayvan al demiyor, kendi rızanızla satın veya sahipleniyorsunuz ,oysa biraz araştırsanız zorluklarını görseniz veya da bize danışsanız sizlere yardımcı olmak için gönüllüyüz,ve açık ve net uygun değilsiniz bakamazsınız veya evet bakabilirsiniz der fikir veririz.Sonuç da terk edilen hayvan dediğim gibi ya ormana ,ya sokağa ,yada barınağa bırakılıyor.Güçlü olan yaşıyor tabii yaşamak sa bu (orman yaban hayat yaşam kuralları içinde zayıf olan yok edilir ki diğerleri yaşayabilsin doğa kanunu)Sokağa bırakılan hayvanı zaten isteyen çok az insan var, küpeliler bile şikayet ediliyor,.Barınağa bırakılan hayvan eğer gönüllü yoksa sevgi den mahrum ,görevli lerin eline düşmüş ya aç kalacak,yuva bulacak ya da intiharı seçecek ya da güçlü köpeklerce öldürülecek.Maalesef gerçekler bunlar o nedenle tavsiyem:ASLA HAYVANINIZI TERK ETMEYİN VE BİR HAYVANSEVER OLARAK KESİNLİKLE BARINAKLARI ZİYARET EDİN ,BARINAKLARDAN HAYVAN SAHİPLENENİN .


Kamyonu kullanan ve yaralı hayvanı barınağımıza getiren duyarlı Şöfor arkadaşımız Tarkan Bey in mektubu:
“Resimde görülen kamyonun şöförü benim belediyede çalışmaktayım o gün senelik izinden dönüp işe başladığımın gündü kemerburgaz yolu üzerinden tayakadına moloz dökmeye gidiyordum o yol güzargahında kamyonların hız sınırı 70km dir bu kurala ben duyarlı bir şöför olarak uydum fakat bu kurala uymayan çok sayıda meslektaşım var kimi işyerinin baskısından dolayı kimide kendi egosunu tatmin etmekten bu kuralı hiçe sayıyor ve sonuç malesef resimdeki gibi veya daha büyük bir felaketlen sonuçlanıyor ben üzerimdeki yükümü boşaltıktan sonra dönüş yolunda hasdal istikametine doğru ilerlerken yolun orta yerinde yatan bu zavallı yaralı kangalı gördüm kafasının kıpırdattığını farkettim öylece bakıp gidemezdim hemen hiç tereddüt etmeden yolun sagına yanaşıp tek başıma bu canlıyı kamyonumun yanına kadar getirdim ölmüş bile olsaydı onun bedeninin daha fazla ezilmesine gönlün elvermedi fakat bir sorun vardı bu iri cüsseli kangalı nasıl kamyona bindirecektim beni o halde gören yoldan gecen sürücüler durmuyordu biraz başında bekledim ve tesadüfen o civarın yakınlarında çalışan bir işçi bana yardım etti ve kamyona bindirdik bir an kafasını kaldırıp acı ceken gözlerle bana baktı sanki bir şeyler anlatmak istercesine o anı unutamıyorum benim o an aklıma ilk gelen yer işyerimizin hayvan barınağıydı orda veteriner vardı bu canlı yaşıyordu ve ben hayatını kurtarmak için zamana karşı yarışıyordum dikkatli bir şekilde hız kurallarını hiçe saydım 80km süratla trafik radarına yakalandım fakat benim o an düşündüğüm o masum canlının hayatıydı barınağa geldiğimde malesef artık yaşamıyordu üzüldüm keşke trafikteki sürücüler biraz daha dikkatli ve duyarlı olmuş olsaydı o çarpan arkadaş veya hemen onun arkasında seyir eden başka bir sürücü bu canlıyı veterinere götürseydi belki sakat kalacaktı ama yaşayacaktı tabiki onu yol kenarına atan sahibine ne demeli bilmiyorum onun yorumunu sizlere bırakıyorum başımdan geçen bu olayı sizinlen paylaştım umarım başınızı ağrıtmamışımdır lütfen ama lütfen duyarlı davranalım her ne olursa olsun yardıma muhtaçlara yardım elimizi uzatalım hoşçakalın”