Yardım Etmek İstiyorum
Google

Googleda Ara
Sitede Ara
George & Victoria
Club Safari
cizimim.com
CSS Uygun
XHTML 1.0 Uygun

Çağatay Öztürk

 

13. Nisan 2009

konuşmak ve susmak

Kendinizi Değil Önyargıları Yok Edin!

‘Konuşmak bir ihtiyaçsa susmak sanattır’

Bahar güneşini doyasıya yaşadığımız bu günlerde köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy İle özgürce, parklarda dolaşmak ve koşturmak istiyorum. Ben önde onlar arkada, bazen onlar önde ben arkada. Sonra o sırada, parklarda başı boş dolaşan semtin sokak köpekleriyle selamlaşmak, onarı da oyun halkamıza almayı her zamankinden daha fazla arzuluyorum.

Yine o günlerden birini yaşamak üzere  köpeklerimle parka gitmiştik ki bir baktım köpeğim Zeyna kendinden en az beş kat büyük olan sokak köpeğine havlamaya başladı. Zeyna hav  dedi, sokak köpeği hav hav dedi. Zeyna tekrar hav hav hav deyince sokak köpeği sustu ve sesini çıkarmadı. Ben ise onları ürkütmeden izledim.

Ne düşündüm biliyormusunuz? Biz insanların birbrimizden önce köpeklerden hem de sokak köpeklerinden öğreneceğimiz öyle çok şey var ki: Ne acıdır ki bir çok kişi bu ayırımın farkına varmadan ve hayvanlarla vakit geçirirken sadece onların karnını doyurmayı ya da temel ihtiyaçlarını karşılamayı çok büyük meziyet sayıyor ve birbirlerine ders vermeye çalışıyorlar. Amacım ne kimseye ders vermek ne de kimseden ders almak. Ancak bir kez daha ısrarla vurgulamak istiyorum. Artık kendinizi değil önyargıları yok edin. Kimileri benim köpek sevgimi eleştiriyor. Benim onların emeğine duyduğum saygıyı göz ardı ederek benim köpeklerime olan emeğimi hiçe sayıyorlar. Oysaki büyük haksızlık ediyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, ve barınakların bugünkü durumlarının bu şekilde olmasının altında da işte bu önyargılı tutumun çok etkisi var.

Türkiyede yıllar sonra yeniden yaşamaya başladığımda Türkiye’deki barınaklardan haberdar değildim.Sanatçı dostum, çok değerli arkadaşım Leman Sam sayesinde haberdar oldum Türkiye’deki barınaklardan. Ancak o sıralarda tesadüfen girmiş olduğum bir petshop’taki ilk köpeğim Zeyna’nın yüz ifadesi ve mahsumiyeti içime çok dokunmuş ve onu hemen satın almıştım. Barınakları biliyor olsaydım asla böyle birşey yapmazdım bunu itiraf etmeliyim.  
Bundan 12 yıl önce yaşamak için yurt dışına gittiğim dönemlerde barınak kavramından henüz haberdar değildim. Döndüğümde ise köpek alınabilecek tek yerin pet shop’lar olduğunu sanıyordum. Oysaki ne kadar yanlış düşünmüş ve yeterince araştırmamışım. Peki ne yapsaydım ilk köpeğim Zeyna’yı pet shoptan aldığım için terk mi etseydim? Elbetteki hayır! Kim ne derse desin, Zeyna nereden gelirse gelsin Zeyna hayatımın vazgeçilmez bir parçası artık.

Bir gece radyo programım için evimden telefonla canlı yayına beraber bağlandığımız sevgili dostum Leman Sam sayesinde o gece Yedikule Barınağından haberdar oldum. Ertesi gün barınağın web sitesine baktığımda Clara’yı görünce dayanamadım. Soluğu barınakta aldım. Yine Leman sayesinde barınağın yöneticisi sevgili Meral ile tanıştım. Meral son derece örnek bir hayvansever. Hayvan sevenleri de hayvan sevdikleri için seven birisi. Yeter ki bir ya da birden fazla hayvan bakıyor olun. Nerden geldiğinin onun için bir önemi yok.  Barınaktan  hayvan evlatlık edinenleri mutlaka ayrı bir yere koyuyordur. Ama insanları hayvanlarını barınaktan edinmedikleri için yargılamayan biri. Hayvanları sevmeniz yeterli onun için. Bana göre örnek bir barınak gönüllüsü ve yöneticisi. Clara’nın hikayesi de böyle. Barınaktan aldığım günden beri hayatımın en büyük rengi Clara.

Gelelim üçüncü köpeğim Roxy’e, Roxy İrlanda Seteri bir köpek. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir köpek cinsi. Clara’yı evlat edindikten sonra aylarca Roxy gibi bir İrlanda Seteri cinsi köpeğim olsun istedim. Allerji sorunum olduğu için bu cinsi özellikle tercih ettim. Hem büyük cins bir köpek istiyordum hem de tüy sorununun beni sağlık açısından etkilemesini istemiyordum. Bu nedenle aylarca tüm barınakların web sitelerine baktım. İnternet sitelerini taradım. Ama bu tür ya da bu türe yakın bir köpek cinsine barınaklarda rastlayamadım. Sonra misyonlarını saygıyla takdir ettiğim bir köpek çiftliğinden çok az bir rakam ödeyerek (çiftliğin amacı bu köpek neslinin türünü en iyi şekilde korumak, para kazanmak değil) Roxy’i aldım. Şimdi üç köpeğim ile son derece mutluyum. Nerede bir köpek görsem, kedi görsem nerden geldiğini ayırt etmeksizin sever okşarım. Çünkü sevgide hiyerarşi olmaz. Sevgide sınır olmaz dahası sevgide yargı da olmaz. Bir köpeği ya da bir çocuğu ya da bir çiçeği nerden geldiğine bakmadan severim. Bir çocuk benim için çocuktur. O bir sokak çocuğu olduğu için kafasını okşamak istemem ben. Çocuk olduğu için o mahsumiyeti ve saf dünyasını onun çocuk oluşunu severim. Aksi takdirde bunun adı acımak olur. Bir çocuk lüks bir semtin yalı dairesindeyse varlıklı bir ailenin çocuğuysa o çocuk nasıl olsa varlıklı dolayısıyla şanslı deyip o çocuğu sevmek, okşamak istiyorsam buna engel olmam. Alabildiğine taşsın isterim duygularım. Ben köpekleri köpek, kedileri kedi, çocukları da çocuk oldukları için severim nereden geldiklerine aldırmaksızın.

Şimdi burdan benim köpek sevgimi yargılayanlara sormak istiyorum: Benim köpeklerim sokak köpekleri değil diye benim sevgim sahte sevgimi? Olmadı haksızlığın bu kadarı insanlığa da hayvanlığa da yakışmadı. İşte onun için diyorum köpeklerden öğrenecek çok şeyimiz var diye.  Ben hav diyorum diye siz hav hav demeyi eğer bir meziyet sayıyorsanız size söyleyecek bir çift sözüm var: ‘Konuşmak bir ihtiyaçsa, susmak sanattır’.

Hoşçakalın, Mutlu kalın ve yargılaryıcı bir tutumdan uzak kalın. Bırakın insanlar hayvanları diledikleri gibi sevsin. Sevgiyi şekillendirmeyin. Zira herkesin sevgiyi yaşama biçimi farklıdır. Dünyanızı artık biraz genişletin. O dar çerçeveden çıkın. Sokakta herkesin elinde bir köpek ya da kedi olsa fena mı olur? O zamanda yargılarmısınız insanları bu köpekleri kedileri sokaktan almadınız , dolayısıyla siz kedi köpek sahibi olamazsınız onları sevemezsiniz diye. Kurumların sorumluluklarını insanlara yüklemeyin. Medeni ülkelere şöyle bir bakın. Bilmiyorsanız öğrenin. Bilmemek ayıp değil. Ben bilmiyordum barınakları ama öğrendim. Ayrıca bilmediğimi sizlerle de paylaştım. Ne varki işin acısı bilmediğini bilmek galiba. Umarım siz onlardan olmazsınız.

Çağatay C. Öztürk

  Psikoterapist

oztuc@aol.com 

 

16. Mart 2009

Köpekler mi daha Tok Gözlü Yoksa İnsanlar mı

Uzun bir aradan sonra dün, köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy’i mamalarını yerken seyrettim. Zeyna yemek yerken diğer iki köpeğim onu seyrediyorlardı. Daha sonra evdeki köpek sürüsünün lideri Zeyna mamasını yiyip bitirdikten sonra diğer köpeklerim Clara ve Roxy mama kabının başına geçtiler ve mamalarını yemeğe başladılar. Bu görüntü ve düzen karşısında gerçekten ne diyeceğimi bilemiyordum. Biz insanların, hayvanlardan özellikle köpeklerden ders alacağımız o kadar önemli nokta varki hayvan sahibi olanlar ne demek istediğimi çok iyi anlarlar.

Köpekler karnı doyunca kenara çekilmeyi ve bir sonraki köpeğe karnını doyurma şansını veriyor. Peki ya biz insanlar? Sizce biz insanlar köpekler kadar tok gözlü olabiliyor muyuz? Yoksa karnımız doysa da yine biz yiyelim hep yiyelim diye aç gözlülük yapmaya devam mı ediyoruz?

Kimi zaman insanlar birbirlerine hakaret etmek istedikleri zaman hayvan adlarını söylerler. Oysaki hayvanlarla vakit geçirdiğinizde onların o güzel yanlarına tanıklık ettiğinizde hayvanlara ne kadar büyük bir haksızlık ettiğimizi fark etmemiz gerekiyor.

Köpek denen varlık ego’su olmayan bir varlık. İnsan ise ego’su en güçlü varlık. Ancak güçlü bir ego ile acımasız olmayı birbirine karıştırmamak gerekiyor. Hayvanlardan ögreneceğimiz çok şey var. İnsanların bu kadar acımasız olması gerçekten çok üzücü. Ayrıca bu acımasızlık yaşadığımız dünyanın daha da güvenilmez bir hal almasına sebebiyet veriyor. Kısacası, hayvanlar bile bu kadar tok gözlüyken, biz insanların artık insana yakışır gibi davranmamızın ve aç gözlülüğü bir kenara bırakmamızın zamanı geldi de geçiyor bile diye düşünüyorum…!

 

28. Ocak 2009

Bütün Dünya buna inansa..

BÜTÜN DÜNYA BUNA İNANSA!

Yazılarımı takip edenler çocukluk hayallerimden birinin hep bir İrlanda Seteri cinsi köpeğim olmasını istediğimi bilirler. Sonunda oldu. Evet gerçektende hayal bile ettiğimden daha iyi huylu ve güzeller güzeli İrlanda Seteri cinsi bir köpeğim oldu.  Köpeğime Roxy adını verdim. Roxy bugün tam 4,5 aylık oldu. O kadar iyi huylu o kadar sevecen ve o kadar aradığım gibi bir köpekki Roxy. Onu çok ama çok seviyorum. Roxy bana geleli tam 2 ay oldu. Her geçen gün daha bir hızla büyüyor. Minyatür Pinçır (Miniature Pincher) cinsi diğer iki köpeğim Zeyna ve Clara ile de çok iyi anlaşıyor Roxy. Üçünün de mutluluğuna, onlarla vakit geçirdiğim her an tanık oluyorum. Kimi zaman onları oyun oynarken saatlerce seyrediyorum. Hiç sıkılmadan ve bıkmadan günlerce hiçbirşey yapmadan köpeklerle oynayabilirim. Hatta onların oynamalarını ya da uyumalarını bile seyredebilirim. Hayvanlar kadar zararsız ya da insanı rahatlatan veya bize, insanlığa, unuttuğumuz duyguları hatırlatan bir başka varlık daha düşünemiyorum. Ama tüm hayvanlar arasında köpeklerin benim için ayrıcalıklı olduğunu belirtmek istiyorum.

Mesleğim gereği bir Psikoterapist olarak birçok kişi ile onların özel yaşamlarına sayısız yolculuklar yapıyorum. Bugüne kadar kimse kalbinin bir kedi, köpek  tarafından kırıldığından hiç yakınmadı. Ya da hayatlarını bir hayvanın mahvettiğini hiç dile getirmediler. Ancak hayvanlardan ya da kedi ve  köpeklerden fobik anlamda korkanları anlıyorum elbetteki. Bu korkularından isterlerse çok rahat kurtulabileceklerini de biliyorum. Keza bugüne kadar birçok kişiye fobilerinden kurtulmaları için yardım ettim. Ancak asıl anlayamadığım biz hayvan severlere nefretle bakanlar. Örneğin beni 3 köpek ile bir arada yaşıyorum diye anormal olarak görenler. Onları anlamakta gerçekten zorlanıyorum. Sonra da düşünüyorum; Acaba benim köpeklerime gösterdiğim ilgi, sevgi ve özen onlara ihtiyacı olan ama kendi hayatlarında sahip olmak istedikleri ve sahip olamadıkları ilgiyi mi hatırlatıyor? Bir anlamda da hayatlarındaki ilgi eksikliğini mi onlara hatırlatıyorum? Örneğin benim köpeklerim yemeleri gereken en iyi mamaları yerler. Yaşlanınca sağlık açısından sorunlar yaşamasınlar diye günde en az 1,5 saat mutlaka yürüyüşe giderler. Ayrıca her sabah 45 dk her gece de yine mutlaka en az 20 dk ile 30 dk benimle oyun oynarlar. Hiç kimsenin beni şımartmadığı kadar şımartırım köpeklerimi ben. Ama onlar hiç bir zaman şımarmıyorlar. Her zaman laf dinliyorlar. Beni mutsuz edeceğini düşündükleri hiç bir davranışta bulunmuyorlar. Kısacası hayvanları sevdiğiniz zaman onların size ihanet etmesi ihtimali bir kenara bir de üstelik sevginizin  hiçbir zaman karşılıksız kalmadığını bilmelisiniz.

Bu nedenle hayvanseverleri yadırgayarak bakan birçok kişiye en önemli tavsiyelerimden bir tanesi bir hayvan ile biraz vakit geçirmeleri. Onları anlamaya çalışmaları. Onlarla geçirdikleri zaman içerisindeki sevgi paylaşımının tadını başka hiç kimseyle almadıklarını görünce ne demek istediğimi daha iyi anlayacaklardır. Hem samimi olarak düşünürsek bizden önce hayvanlar yok muydu ? Günümüzde yaşam koşullarını zorlaştırdığımız hatta yaşam haklarını ellerinden aldığımız hayvanlar sizce bu dünyayı bizden çok hak etmiyorlar mı?

Tüm dünya buna inansa hem hayvanlar hem insanlar herles birarada daha mutlu bir yaşam sürdürmezler mi?

Sevgiyle Kalın, Hayvanlarla Kalın!

Çağatay Öztürk

Uzman Psikoterapist

 

 

21. Ekim 2008

Çocuğumu takas etmek istiyorum

ÇOCUĞUMU TAKAS ETMEK İSTİYORUM? İLGİLENEN VAR MI?
(Sakın delirdiğimi düşünmeyin! Aksi takdirde Türkiye’de çok hayvan sahibi tımarhaneye kapatılmak zorunda kalır)

Çocukluğumdan bu yana dek hep İrlanda Seteri cinsi bir köpeğim olsun istemişimdir. Geçtiğimiz gün, sanal ortamda birbirinden faklı web sitelerine şöyle bir bakayım dedim, acaba İrlanda Seteri yuva arayan bir köpek var mı diye. Ancak gördüğüm ilanlar beni çok şaşırttı ve üzdü doğrusu. Kendi kendime düşündüm; O köpekler insan olsalardı acaba sahipleri kadar acımasız olurlar mıydı? Diye. Birbirinden farklı web sitelerindeki ilanlardan bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyorum. Örneğin, ‘2,5 yaşındaki Dogo Arjantin cinsi köpeğimi Terrier cinsi bir köpekle takas yapmak istiyorum’. Diğer bir ilanda ise ‘İngiliz Cocker cinsi 6 aylık köpeğimi, yavru Alman Kurdu ile değiştirmek istiyorum’.Bu ilanlar gibi bir çok ilana rastlamak mümkün sanal ortamda. Şimdi burdan sormak istiyorum. Siz çocuğunuz doğduktan göz rengini beğenmediniz ya da davranış biçimi sizi rahatsız ediyor diye sanal ortamda ya da gazetede ilanı aracılığı ile onu bir başka çocukla değiştirirmiydiniz? Gerçekten üzücü. Üzücü olduğu kadar da düşündürücü!

Köpekler ya da evcil hayvanlar birer eşya değildir. Onların ruhu vardır. Ayrıca biz insanların belkide anlamakta çok zorlandığı çok özel bir de kalpleri. Mesela, hayvanlar ile insanlar arasındaki karşılıksız sevgiden çok sık söz edilir. Köşe yazılarında, kitaplarda, TV programlarında ve birçok yerde. Ancak bu karşılıksız sevgi sanıyorum hayvanların insanlara duyduğu sevgi için geçerli. Biz insanlar hayvanları, onların bizleri sevdiği kadar karşılıksız sevemiyoruz açıkçası. Bir köpek sahibini mutlu etmek için nerdeyse aç bile kalmayı göze alıyor. Oysaki insanlar kedi ya da köpeklerini onlar ile ilgili hoşlanmadıkları bir durumda onları sonsuza kadar terk edip ya da bir başka hayvan ile takas etmeyi göze alabiliyorlar. Üzülüyorum. Ama kedi ve köpeklerini bir başkasıyla takas edenlere değil o takas edilen hayvanlara.

Eğer bir hayvanın sorumluluğunu alamayacak ve onlara bakamayacaksanız lütfen onlara baştan talip olmayın. Onların kalbini kırmayın. Onları terk edecekseniz baştan elinizi uzatmayın. Untmayın sizlerin onlara sahip olma özgürlüğünüz olabilir ancak eğer günün birinde onları terk edecekseniz bu özgürlük baştan kısıtlanıyor. Bunun bilincinde olun. Yaşam tarzınız ve hayat şartlarınıza uygun evcil hayvanlar, köpekler seçin. Bunun ile ilgili gerek sanal ortamda, gerekse kitapçılarda bilgi alabileceğiniz öyle çok kaynak varki. En kötü ihtimalle size yakın bir veteriner hekime danışırsanız hangi cins bir köpek sahibi olabileceğinize, onları daha sonra başka bir köpekle takas yapmak gibi anlamsız ve ayıplanması gereken bir durum ile karşı karşıya kalmazsınız.

Sonra o takas yapmak isteyen kişiye demezler mi; Sizdaha elinizdeki köpeğe bakamıyorsunuz yeni bir köpeğe nasıl bakacaksınız diye? Galiba insanlar kendi cennet ve cehennemlerini kendilerini yaratıyorlar. Hemde öteki dünyaya gitmelerine gerek kalmadan! Hepinize etrafınızda güzel hayvanların olduğu cennet gibi bir yaşam diliyorum.

Çağatay Öztürk
Psikoterapist

oztuc@aol.com

 

02. Eylül 2008

Köpekleri Kıskanıyorum!

Geçtiğimiz gün 4 günlük kısa bir seyahat için New York’a gittim. Her zaman olduğu gibi New York gibi dünyanın en karmaşık ve kalabalık şehirlerinden birinin en önemli caddelerindeki eşsiz alışveriş merkezlerinde ve büyük otellerinde çok önemli bir nokta dikkatimi çekti. Köpeklerin sahip olduğu özgürlük!

 İşin açıkçası kendimi Türkiye’deki  bazı insanların yerine koyunca oradaki köpekleri ve onların özgürlüklerini kıskandım açıkçası. Amacım kimseye veya bir kuruma hakaret değil. Özellikle güzelliklerle dolu ülkemiz Türkiye’yi kötülemek amacında hiç değilim. Ancak birçoğunuz benim yerimde olsaydınız aynı duyguları hissederdiniz sanırım. Köpekler New York’ta gerçekten çok özgür. Neredeyse her mağazaya girebiliyorlar. Birçok yerde onların sosyal yaşamda yer almaları için ilginç tabelalarla karşılaşıyorsunuz. Kısacası köpekleri hayatın bir parçası olarak görüyor ve bunun içinse ne gerekiyorsa yapıyorlar New York halkı. Belki birçok kişinin karşı olduğu Amerika, ya da emperyalist düzen ne yazık ki bu görüntüler sayesinde övgüleri hak ediyor. Hal böyle olunca da New York’taki o eşsiz özgürlük heykeli de daha bir anlam kazanıyor. Sonra düşünüyorum Amerika’da köpeklere verilen özgürlükler bizim ülkemizdeki köpeklere verilemez mi. Köpeklere verilmesi gereken özgürlükler bir yana bazen her canlıya ait yaşam hakkı bile ne yazık ki kedi ve köpeklerin elinden alınıyor neredeyse. Gün geçmiyor ki sokakta, yol kenarlarında bir köpek ölüsüne veya kedi leşine rastlamayalım.

 Belediye seçimleri yaklaşıyor diye göz boyamak için yol yaparak adeta birbirleriyle yarışan belediyeler, nerede diye sormak istiyorum. Lüks makam araçlarında oy aldıkları mahallelerden, sokaklardan geçerken benim ve birçok kişinin gördüğü kedi-köpek leşlerini görmüyorlar mı? Görüyorlarsa bir şey yapmak akıllarına gelmiyor mu? Üzücü gerçekten çok üzücü!

Hayvan sevgisi çocuk yaşta verilmeli diye düşünüyorum. Kimi zaman çocuklarında hayvanlara zulmettiklerini görüyorum. Adeta işkence ediyorlar birçok sokak kedisine ve köpeğine. Aileleri bu çocuklara hayvan sevgisini hiç vermiyorlar mı? Hayvan sevgisi ve bu konudaki bilinç çocuklara okullarda da anlatılmalı.Hatta okullarda ders olarak okutulmalı diye düşünüyorum.

İnsanların özgürlükleri ve özgürlük alanlarının bile ciddi endişelere maruz kaldığı güzel Türkiye’mizde hayvanların özgürlükleriyle ilgili böyle bir istekte bulunmakla acaba çok fazla bir şey mi istemiş oluyorum? Buna siz karar verin.

Hepinize mutlu yarınlar ve hayvan sevgisinin daim olduğu güzel bir toplum diliyorum. Allah kedileri, köpekleri ve tüm hayvanları başımızdan eksik etmesin.

Saygılarımla,

Çağatay C. Öztürk

Uzman Psikoterapist

oztuc@aol.com

http://www.cagatayozturk.net/