Yardım Etmek İstiyorum

E-bülten’e Kayıt Olun


www.petimenealsam.com

Kürke Hayır

Çağatay Öztürk

 

30. Haziran 2010

ısırana mı ısırtana mı ceza?

Isırana mı Isırtana mı Ceza?

Pitbulları değil, pitbull dövüşcülerini toplayın

Türkiye’ye kesin dönüş yapalı neredeyse üç yıl oldu. Gerek Türkiye’de gerekse uzun yıllar yaşadığım Londra’da birbirinden farklı birçok köpek besleme şansına sahip oldum. Halen üç tane dünyalar güzeli köpeğim var. Bunlardan ikisi Pinscher cinsi olan köpeklerim Zeyna ve Clara diğeri ise İrlanda Seteri cinsi köpeğim Roxy.

Bugüne kadar önyargılardan hep uzak yaşamaya çalıştım. Bir psikoterapist olarak mesleğim gereği önyargılardan uzak bir tutum sergilemek adeta bir yaşam prensibidir benim için. Ancak ne varki uzun yıllar sonra doğup büyüdüğüm ülkem olan Türkiye’ye döndüğümde birçok şeyin değişmiş olduğunu görmeme rağmen, değişmeyen tek şeyin ‘önyargılarımız’ olduğunu gördüm. Önyargılar insanlar arası uçurumları ve mesafeleri fazlalaştıran amansız bir hastalık gibidir. Gerçeklerden de, yeni yaşamsal deneyimlerden de mahrum bırakır insanı. Ülkemizde son günlerdeki cehalete ve yaşadığımız yüzyıla yakışmayan tutuma artık birilerinin ‘dur’ demesi gerekiyor. O da ‘Pitbull’ cehaleti. Pitbull’lar son günlerde ne yazık ki ülkemizde yine toplumumuzdaki iflah olmaz cehaletin kurbanı olmuş durumdalar. Üstelik devletin yetkin kurum ve yönetim organlarının da bu cehalete ön ayak olması daha da hazin ve içler acısı..

Birçok köpek cinsiyle ilgili söylenen önyargılı ‘kişilik tespitlerine’ pek inanmıyorum. Çünkü 3 oda bir salon bir apartman dairesinde, 2 Dalmaçyalı, bir Poodle, iki Chihuahua (Şivava) cinsi köpek bakmış, beslemiş birisi olarak aslında bu tür analizlere inanmamam hiçte şaşılacak bir durum değil. Ama birçok kişi köpek türleri için ahkam kesmekten geri kalmıyor. Yok Pinscher çok havlar, Pitbull herkese saldırır ve ısırır, gibi bir takım ruhsal analizler yıllardır birbirinden farklı köpek türlerini beslemiş bir hayvansever olarak bana pek inandırıcı gelmiyor.

Köpeklerin fiziksel özellikleri ve farklılıkları hakkındaki analizlerin elbetteki yaşam koşullarının sağlıklı bir biçimde belirlenmesi açısından çok önemli. Ne varki aynı şeyi ruhsal analizleri için söyleyemeyeceğim. Zira hayvanların sahiplerinden ve yaşam şartlarından çok etkilendiklerine defalarca kez tanıklık ettim. Bu nedenle, devletin yetkili kurumları Pitbulları toplamak yerine, pitbull’ları dövüştürenleri toplasa ve cezalandırsa daha mantıklı ve hayırlı bir iş yapmış olmazlar mı?

Unutmayalım at sahibine göre kişner, köpekte adamına göre ısırır. Acaba ödetilmesi gereken bir bedel varsa bu bedeli, insanları ısıran Pitbullara mı, yoksa kendilerini ısırtan insanlara mı ödetmek gerekiyor? Kısacası ısırana mı ceza, yoksa ısırtana mı? Nasıl ki bir insane suçlu doğmuyorsa, bir köpekte birilerini ısırma psikolojisiyle doğmaz diye düşünüyorum. Nasıl ki bir insanı yaşam koşulları suçlu yapıyor, unutmayalım ki bir köpeği de içinde bulunduğu koşullar ısırgan ve saldırgan yapar. Köpekleri toplayarak nesillerini yok etmek yerine, hem insanlarımızı, hem de mahsum köpekleri eğitirsek herkes için daha kalıcı ve akılcı bir çözüm olmaz mı?

 

Çağatay C. Öztürk

   Psikoterapist

 

16. Mart 2010

köpeklerime binlerce teşekkür

 köpeklerime binlerce teşekkür

KÖPEKLERİME BİR KEZ DAHA BİNLERCE TEŞEKKÜR EDERİM

Geçtiğimiz günlerde bir danışanım seans esnasında, ailesinin benim gibi bir psikoterapiste geldiği için kendisini eleştirdiğini dile getirdi. Ardından şöyle devam etti: ‘Çağatay Bey ailem size gelmemi istemiyor. Nedeni ise, sen köpeklerine teşekkür eden bir psikoterapiste gidiyorsun. O adamdan sana hayır gelmez. Kendine başka bir psikoterapist bul dediler. Oysaki ben sizinle olan seanslarıma devam etmek istiyorum’ derken gözleri doldu.

Aslında köpeklerimle olan ilişkim nedeniyle beni ilk eleştirenler bu danışanımın ailesi değildi hiç şüphesiz. Dolayısıyla alışıktım bu tür eleştirilere. Hatta kendi ailem içerisinde bile beni bu konuda ‘bir köpeği anlıyorumda, neden üç tane köpeğin var? Onu anlamıyorum’ diyerek eleştiren kişiler olduğu için işin açıkçası bu danışanımın ailesinin söylediği sözler beni üzmemiş içimi hiç acıtmamıştı.

Öncelikle köpeklerime teşekkür etmek için sayısızca nedenim var. Birileri bundan hoşlanmasalarda, anlamasalarda ben köpeklerime bir kez daha binlerce teşekkür ediyorum.

Çünkü, köpeklerim birçok danışanım ya da hastamın fobilerini yenmeleri konusunda bana çok yardım ediyorlar.

Köpeklerime çok teşekkür ediyorum, çünkü sessiz hayatımın en büyük sesi olup stresli anlarımın en büyük yardımcısı oluyorlar.

Köpeklerime çok teşekkür ediyorum, çünkü onlar sayesinde karşılıksız sevginin varlığını  her gün, her an yaşıyorum.

Köpeklerime teşekkür ediyorum, çünkü onların gözlerinde huzur ve saflığın varlığını  görebiliyorum.

Daha fazla neden sıralamaya devam ediyim mi? Sanırım bu kadar yeterli… köpeklerime binlerce teşekkür

İnsanları köpekleri, kedileri, çiçekleri, böcekleri, ağaçları seviyor diye yargılamayın. Yadırgamayın! İnsanları köpeklerin varlığından duydukları huzura teşekkür ettikleri için ötekileştirmeyin. Sevginin olduğu ve barındığı bir yerden size zarar gelmez. Esas zarar, sevginin olmadığı yerde başlar.

Bir psikoterapist olarak, mesleğimi çok severek yapıyorum. Çünkü insanları çok seviyorum. Çünkü hayvanları çok seviyorum. Çünkü  yaşamı, yaşamayı ve yaşatmayı çok seviyorum. Bunun için birileri beni anlamak istemiyor ya da anlamamakta ısrar etselerde eminim ki günün birinde onlarda beni anlayacaklar. Yaşamda herşeyimi kaybettiğimi sandığım anlarda bile kaybetmediğim ve hiçbir zaman kaybetmeyi istemediğim olgu ‘umut’ olgusudur. Umudumu hiçbir zaman yitirmedim. Yitirmek gibi bir niyetimde yok. Birileri birşeyleri seviyor diye onları bu sevgiden ötürü eleştireceğinize ‘ben sevmek için ne yapabilirim?’ sorusunu kendimize sorarsak sanırım evrene çok daha doğru ve olumlu bir mesaj göndermiş oluruz.

Birkez daha yazdıklarımı  okuduğunuz için gözlerinize sağlık. Hoşça kalın. Mutlu kalın. Bu arada unutmayın her hoşça kal bir merhabadır aslında.

 köpeklerime binlerce teşekkür
Çağatay Öztürk

Psikoterapist

[email protected] 

 

06. Eylül 2009

hayvansız kalmayın

Onların Ne Üniversite Diplomaları Var, Ne de Üzerlerine Tapulu Mal Varlıkları!

Bugün günlerden Pazar. Saat sabahın ilk saatleri, 07.20. Son günlerde neredeyse yalnızca haberleri izlemek için elime aldığım TV kumandasını, bu kez kanalları tarayarak, TV’de neler var diye elime alıp bir kontrol etmek istiyorum. Kanalları tararken birde bakıyorum ki ilginç bir belgesel. İzlemeye devam ediyorum. İzlediğim belgesel, ‘Köpekçi Hasan Efendi’ ile ilgili bir belgesel. Doğruyu söylemek gerekirse köpekçi Hasan Efendi daha önce duymadığım birisiydi o ana kadar. Meğerse 40 yıl boyunca Fatih Camii’inde arkasında cemaatle beş vakit namaz kıldıran biriymiş köpekçi Hasan efendi. Bu belgesel sayesinde, onu tanıdığıma çok seviniyorum. Ondan haberdar olduğuma…Ne güzel diyorum kendi kendime o tarihlerde de köpekleri bu kadar seven birileri varmış. Ancak ne var ki günümüzde o tarihlerdeki insanlardan bile daha ilkel ve hoşgörüden uzak insanların varlığını gördükçe de üzülüyorum.

Sonra, beni üç köpekle yaşadığım için ayıplayanları düşünüyorum. Köpekçi Hasan Efendi bile bir sürü sokak köpeğiyle birlikte geziyormuş. Acaba beni üç köpekle yaşadığım için Hasan Efendi ile aynı dönemde yaşasalardı acaba ona ne derlerdi? Eğer söyleyecek bir sözleri varsa sanırım çok geç sayılmazlar. Fatih Camii yakınlarındaki ‘Köpekçi Hasan Efendi Türbesi’ni’ ziyaret edebilirler…

Köpekçi Hasan Efendi’nin yaşadığı sıralarda, azınlıklar kilise yaptırmak istemişler. Ancak, padişahı ikna edememişler. Köpekçi Hasan Efendi eline almış kalem, kağıdı ve padişah’a şöyle yazmış: ‘Yaptırmazsanız kilisayı, küstürürsünüz İsa ile Musa’yı’. Daha sonra padişah kilisenin yapılmasına izin vermiş. Anlatmaya çalıştığım, köpekleri seven insanlarıda seviyor. Kendini de seviyor. Kısacası yaşamı seviyor, tüm canlıları seviyor ve herkese faydası oluyor.

Şöyle bir düşünüyorumda beni üç köpekle yaşadığım için ayıplayanlar, yadırgayanlar acaba nasıl bir geçmiş yaşantıya sahipler? Nasıl bir çocukluk dönemi geçirdiler? Dahası şimdi ki yaşamlarında eksikliğini çok fazla hissettikleri sevgiyi nerden alıp, nasıl besleniyorlar? Birçok kez tekrarladığım düşünceyi bir kez daha yineliyorum: ‘Benim köpeklere olan düşkünlüğüm, hayvanları sevmem, kedileri okşamam size yaşamınızda eksikliğini duyduğunuz ve çok ihtiyacınız olan sevgiyi belki de hatırlatıyor’. Ancak ne varki bu şekilde o çok ihtiyaç duyduğunuz sevgiyi bulamazsınız.

Kendinizi mahkum ettiğiniz, sizi esareti altına alan sevgisizliğe bu kadar yenik düşmeniz niye? Bugüne kadar böyle yaşadıysanız bundan sonra da öyle yaşamak zorunda mısınız? Yaşam birşeylerden nefret etmek ya da birşeylerden uzak durmak için çok kısa. Bilemiyorum, bu tür insanların haline insanlık adına mı, hayvanlar adına mı, yoksa yaşam adına mı üzülmeli miyim?…

Hayvanları sevmeyebilirsiniz. İstemeyebilirsiniz. Sizlerden beni hayvanları sevdiğim için beni alkışlamanızı beklemiyorum. Ama ayıplamanızı da yadırgamıyor değilim doğrusu. Beni ayıplamayın. Ben ayıplanacak birşey yapmıyorum. Yadırganacak birşey hiç yapmıyorum. Üstelik yaptığım, alkışlanacak birşey de değil. Ama ben köpekleri seviyorum. Hayvanları seviyorum. Kedileri çok seviyorum. Bunun içinde birden çok nedenim var. En önemli nedenlerimden bir tanesi, biz insanları  belkide yaşamda en çok tökezleten kontrolsüzce kullandığımız ego’muz, köpeklerde yok. Kin yok. Nefret yok onlarda. Kedilerin rengarenk güzel gözlerini seviyorum. Köpeklerin anlamlı bakışlarını seviyorum. Kimi zaman biz insanlar birbirimizle aynı dili konuştuğumuz halde, hayvanların bizlerle iletişim kurmaya çalıştığı kadar biz birbirimizle iletişim kuramıyoruz. Birbirimizi ayıplıyoruz. Hislerimizden, düşüncelerimizden, inançlarımızdan ötürü…

Bu arada dikkatinizi çekmek istediğim en önemli noktalardan biri, O çok iyi iletişim kurduklarını iddia ettiğim köpeklerin ve kedilerin hiçbirinin ne üniversite diploması var, ne de üzerlerine tapulu trilyonlar değerinde mal varlıkları. Alt tarafı hayvan onlar, ama bazı insanlardan daha üstün özelliklere sahip hayvanlar. Siz umarım bazı hayvanlarla kıyaslandığınızda, onlardan daha ilkel ve yaşam karşısında onlardan daha aciz ve yalnız olmazsınız.

Bir kez daha sizlerle paylaştıklarımı okuduğunuz için hoşçakalın, sevgiyle kalın. Hayvansız kalmayın.                                                       

Çağatay Öztürk                                                             

Psikoterapist                           

                                                                                   hayvansız kalmayın                                 

 

 

 

20. Temmuz 2009

Atletli adam!!!!

Atletli adam!!!!Atletli Adamın, Kediler ve Köpeklerden Öğrenecek Çok Şeyi Var!

‘Köpekler Kolbastı Oynamaz’ 

Günlerden Pazartesi saat  17.30 suları. Yardımcım Semiha Hanım köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy’i bulunduğumuz sitenin ortak alanı olan arka bahçede koşturuyor. Tam o sırada tesadüfen camdan bakarken bir ses duyuyorum. ‘Şeytan diyor ki kafana bir patlatayım’ türünden bir mırıldanma. Önce anlayamıyorum sesin nereden geldiğini. Adını daha sonra öğrendiğim ve yaşadığım apartman sakinlerden biri olan üzerinde atleti, altında şortuyla bakımsız bir bey camın önüne doğru gelip, ‘Ben sizin kim olduğunuzu biliyorum. Bu köpekleri burada istemiyorum’ diyerek taşdevrinin çizgi filmden değilde günlük yaşamdaki insan haliyle çıldırmışcasına bağırıyor. Ardından ekliyor; ‘Yazılarınızda Newyork’taki köpekleri yazıyorsunuz. Ben sizi yazılarınızdan biliyorum. Kitabınızı da biliyorum. Okudum’, diyerek son derece agresif bir tutumla, ‘köpekleriniz kedileri korkutuyorlar, birincisi bu! İkincisi de yardımcınız köpeklerin tuvaletlerini arkalarından temizlemiyor’ diyerek ekliyor; ‘Köpeklerin dışkısının resmini çektim. Onları da götereceğim, diyerek tehditkar bir tutumla; aslında beni bu apartmana yönetici seçeceklerdi’ gibi birşeyler söyleyerek konuşmaya devam etmeye çalışıyor ancak tam o sırada ben giriyorum konuşmaya ‘beyfendi bence sizin sorununuz kediler ya da köpeklerle değil, sizin sorununuz benimle, ayrıca bir şikayetiniz varsa sokağın ortasında atletle çığlık çığlığa bağıranacağınıza medeni bir şekilde benimle neden konuşmadınız? Diye soruyorum. Ses yok!

Öncelikle banka müfettişliğinden emekli bir beyin gecikmiş andropozunun çığlıklarına kulak vermek zorunda olmadığımı çok iyi biliyorum. Onun yarattığı çevre kirliliğine göz yummak zorunda olmadığımı da. Son derece sakin bir biçimde ‘beyfendi kediler köpekler böyle oyun oynarlar. Onlar birbirini korkutmuyorlar. Öncelikle bu doğanın dengesi. Bunu ne siz ne de ben değiştiremeyiz’ diyorum. Ancak adam hiçbir şekilde susmuyor. Ardından devam ediyor. ‘Kardeşim Oxford üniversitesinde okumuşsun yazık be..’ diyerek beni ayıplıyor sözüm ona.

Herşeyden önce köpeklerim ile ilgili sorumluluğu her anlamda fazlasıyla almış bir kişi olduğumu, hem yakın çevrem hem de apartman ve site sakinlerinden rahatlıkla herkes öğrenebilir. Köpeklerim ile ilgili çevre temizliğini apartmanımızın ve sitemizin bahçevanıyla olan anlaşmamız neticesinde sağlamaktayım. İkinci hususa gelince (köpeklerimin kedileri korkutma konusu) kediler ve köpekler birbirleriyle bu şekilde oyun oynarlar. Yani Köpekler kovalar, kedilerde kaçarlar. Zaten kediler, köpeklerden çok korkmuş ya da bir şekilde rahatsız olmuş olsalar, kediler köpeklerin gözlerini patileriyle her an ‘kör’ etme tehlikesini onlara hissettirerek kendilerini savunabilirler. Oysaki, Allaha şükür köpeklerimin hepsinin gözleri sağlam ve vücutlarının hiçbir yerinde kedilerin patisinden kaynaklanan bir çizik bile yok.  Ancak atletli adam eğer kedi ve köpeklerin son günlerde çok moda olan ‘kolbastı’ oynamalarını bekliyorsa gerçekten çok yanılıyor. Çünkü dediğim gibi doğanın bir dengesi var. Bu dengeyi bozmaya da kimsenin gücü yetmez.

Elbetteki bana bağrınan adamın (bu arada beyfendi demeyi çok isterdim ancak ne yazık ki beyfendilere hakaret etmeye hakkım yok) emeklilik sonrası kendine bir iş  bulması gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde benim gibi kaleminin değilde, yumruğunun gücünü kullanmaya kalkan bir hayvan severle karşılaşırsa ‘öfkeyle kalkan zararla oturur’  sözünü ne yazık ki hatırlamak zorunda kalır. Bu arada işi gücü olmayan biri olarak, köpek dışkılarının resmini çekmeyi kendisine iş edinmişse bu beye sadece bir insan olarak üzüldüğümü belirtmek istiyorum. Gerçektende bir insan olarak üzülüyorum bu tür insanlara. Keşke yurt dışındaki gibi, Hobby kursları olsa bu tür kişilerin içindeki enerjileri doğru yerlere kanalize etmek için. Ne yazık ki bu tür etkinlikler çok az ülkemizde. Bu arada evinde iki kedi beslediğini söyleyen bu beye sormak istiyorum; eğer gerçek bir hayvan sever olsanız, yumruğunuzu sıkarak bir köpeğin üzerine yürürmüydünüz? Üstelik bu köpeğin Çağatay Öztürk’ün köpeği olmasının ya da bir sokak köpeği olmasının hiç bir önemi yok. Sadece insanlık adına üzülüyorum bu tür durumlara. Keşke hiç yaşanmasa diyorum. İşte o zaman biraz daha iyi anlıyorum ne pahasına olursa olsun kendini insanlardan soyutlayıp sadece hayvanlarla yaşamak ve onlarla vakit geçirmek isteyen insanları. Ben elbetteki hem işim gereği, hem de içimdeki yaşam ve insan sevgisi nedeniyle kendimi böyle bir esarete mahkum edecek değilim.

Ayrıca umudumu hiç  yitirmişde değilim. Ben ve benim gibi hayvanseverlerin, bu tür atletli adamlara, öğreteceğimiz çok şey var.

İşte sanırım yazımın başlığının gerçek anlamını bu bölümde açıklayarak yazımı noktalamak istiyorum. Gerçektende atletli adamın ve onun gibilerin kedilerden, köpeklerdende öğrenecek çok şeyi var. Çünkü benim köpeklerim havladığında, kediler miyavlamıyorlar. Bazı insanlar anlamakta güçlük çekselerde, miyavlamak yerine koşup oynuyorlar. Bu nedenle siz kedi ve köpekler için endişelenmeyin. Onlar biz insanlar kadar doğanın dengesini bozmuyorlar. Siz yeterki kendinize, dilinize sahip olun. Bir de ağarmış saçlarınızın hakkını verin. Saçınızın ağarmasının sizin için belki bir anlamı yok ama eğer o ağarmış saçlarınız size yaşam adına birşeyler öğretmedilerse o zaman tek kelimeyle ‘yazık’ diyorum….

Bir kez daha sizlerle paylaştıklarımı okuduğunuz için, gözlerinize sağlık. Hoşçakalın. Mutlu kalın.

Bu arada unutmayın her hoşçakal bir merhabadır aslında!

Çağatay Öztürk

Psikoterapist

[email protected]

 

13. Nisan 2009

konuşmak ve susmak

Kendinizi Değil Önyargıları Yok Edin!

‘Konuşmak bir ihtiyaçsa susmak sanattır’

Bahar güneşini doyasıya yaşadığımız bu günlerde köpeklerim Zeyna, Clara ve Roxy İle özgürce, parklarda dolaşmak ve koşturmak istiyorum. Ben önde onlar arkada, bazen onlar önde ben arkada. Sonra o sırada, parklarda başı boş dolaşan semtin sokak köpekleriyle selamlaşmak, onarı da oyun halkamıza almayı her zamankinden daha fazla arzuluyorum.

Yine o günlerden birini yaşamak üzere  köpeklerimle parka gitmiştik ki bir baktım köpeğim Zeyna kendinden en az beş kat büyük olan sokak köpeğine havlamaya başladı. Zeyna hav  dedi, sokak köpeği hav hav dedi. Zeyna tekrar hav hav hav deyince sokak köpeği sustu ve sesini çıkarmadı. Ben ise onları ürkütmeden izledim.

Ne düşündüm biliyormusunuz? Biz insanların birbrimizden önce köpeklerden hem de sokak köpeklerinden öğreneceğimiz öyle çok şey var ki: Ne acıdır ki bir çok kişi bu ayırımın farkına varmadan ve hayvanlarla vakit geçirirken sadece onların karnını doyurmayı ya da temel ihtiyaçlarını karşılamayı çok büyük meziyet sayıyor ve birbirlerine ders vermeye çalışıyorlar. Amacım ne kimseye ders vermek ne de kimseden ders almak. Ancak bir kez daha ısrarla vurgulamak istiyorum. Artık kendinizi değil önyargıları yok edin. Kimileri benim köpek sevgimi eleştiriyor. Benim onların emeğine duyduğum saygıyı göz ardı ederek benim köpeklerime olan emeğimi hiçe sayıyorlar. Oysaki büyük haksızlık ediyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, ve barınakların bugünkü durumlarının bu şekilde olmasının altında da işte bu önyargılı tutumun çok etkisi var.

Türkiyede yıllar sonra yeniden yaşamaya başladığımda Türkiye’deki barınaklardan haberdar değildim.Sanatçı dostum, çok değerli arkadaşım Leman Sam sayesinde haberdar oldum Türkiye’deki barınaklardan. Ancak o sıralarda tesadüfen girmiş olduğum bir petshop’taki ilk köpeğim Zeyna’nın yüz ifadesi ve mahsumiyeti içime çok dokunmuş ve onu hemen satın almıştım. Barınakları biliyor olsaydım asla böyle birşey yapmazdım bunu itiraf etmeliyim.  
Bundan 12 yıl önce yaşamak için yurt dışına gittiğim dönemlerde barınak kavramından henüz haberdar değildim. Döndüğümde ise köpek alınabilecek tek yerin pet shop’lar olduğunu sanıyordum. Oysaki ne kadar yanlış düşünmüş ve yeterince araştırmamışım. Peki ne yapsaydım ilk köpeğim Zeyna’yı pet shoptan aldığım için terk mi etseydim? Elbetteki hayır! Kim ne derse desin, Zeyna nereden gelirse gelsin Zeyna hayatımın vazgeçilmez bir parçası artık.

Bir gece radyo programım için evimden telefonla canlı yayına beraber bağlandığımız sevgili dostum Leman Sam sayesinde o gece Yedikule Barınağından haberdar oldum. Ertesi gün barınağın web sitesine baktığımda Clara’yı görünce dayanamadım. Soluğu barınakta aldım. Yine Leman sayesinde barınağın yöneticisi sevgili Meral ile tanıştım. Meral son derece örnek bir hayvansever. Hayvan sevenleri de hayvan sevdikleri için seven birisi. Yeter ki bir ya da birden fazla hayvan bakıyor olun. Nerden geldiğinin onun için bir önemi yok.  Barınaktan  hayvan evlatlık edinenleri mutlaka ayrı bir yere koyuyordur. Ama insanları hayvanlarını barınaktan edinmedikleri için yargılamayan biri. Hayvanları sevmeniz yeterli onun için. Bana göre örnek bir barınak gönüllüsü ve yöneticisi. Clara’nın hikayesi de böyle. Barınaktan aldığım günden beri hayatımın en büyük rengi Clara.

Gelelim üçüncü köpeğim Roxy’e, Roxy İrlanda Seteri bir köpek. Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum bir köpek cinsi. Clara’yı evlat edindikten sonra aylarca Roxy gibi bir İrlanda Seteri cinsi köpeğim olsun istedim. Allerji sorunum olduğu için bu cinsi özellikle tercih ettim. Hem büyük cins bir köpek istiyordum hem de tüy sorununun beni sağlık açısından etkilemesini istemiyordum. Bu nedenle aylarca tüm barınakların web sitelerine baktım. İnternet sitelerini taradım. Ama bu tür ya da bu türe yakın bir köpek cinsine barınaklarda rastlayamadım. Sonra misyonlarını saygıyla takdir ettiğim bir köpek çiftliğinden çok az bir rakam ödeyerek (çiftliğin amacı bu köpek neslinin türünü en iyi şekilde korumak, para kazanmak değil) Roxy’i aldım. Şimdi üç köpeğim ile son derece mutluyum. Nerede bir köpek görsem, kedi görsem nerden geldiğini ayırt etmeksizin sever okşarım. Çünkü sevgide hiyerarşi olmaz. Sevgide sınır olmaz dahası sevgide yargı da olmaz. Bir köpeği ya da bir çocuğu ya da bir çiçeği nerden geldiğine bakmadan severim. Bir çocuk benim için çocuktur. O bir sokak çocuğu olduğu için kafasını okşamak istemem ben. Çocuk olduğu için o mahsumiyeti ve saf dünyasını onun çocuk oluşunu severim. Aksi takdirde bunun adı acımak olur. Bir çocuk lüks bir semtin yalı dairesindeyse varlıklı bir ailenin çocuğuysa o çocuk nasıl olsa varlıklı dolayısıyla şanslı deyip o çocuğu sevmek, okşamak istiyorsam buna engel olmam. Alabildiğine taşsın isterim duygularım. Ben köpekleri köpek, kedileri kedi, çocukları da çocuk oldukları için severim nereden geldiklerine aldırmaksızın.

Şimdi burdan benim köpek sevgimi yargılayanlara sormak istiyorum: Benim köpeklerim sokak köpekleri değil diye benim sevgim sahte sevgimi? Olmadı haksızlığın bu kadarı insanlığa da hayvanlığa da yakışmadı. İşte onun için diyorum köpeklerden öğrenecek çok şeyimiz var diye.  Ben hav diyorum diye siz hav hav demeyi eğer bir meziyet sayıyorsanız size söyleyecek bir çift sözüm var: ‘Konuşmak bir ihtiyaçsa, susmak sanattır’.

Hoşçakalın, Mutlu kalın ve yargılaryıcı bir tutumdan uzak kalın. Bırakın insanlar hayvanları diledikleri gibi sevsin. Sevgiyi şekillendirmeyin. Zira herkesin sevgiyi yaşama biçimi farklıdır. Dünyanızı artık biraz genişletin. O dar çerçeveden çıkın. Sokakta herkesin elinde bir köpek ya da kedi olsa fena mı olur? O zamanda yargılarmısınız insanları bu köpekleri kedileri sokaktan almadınız , dolayısıyla siz kedi köpek sahibi olamazsınız onları sevemezsiniz diye. Kurumların sorumluluklarını insanlara yüklemeyin. Medeni ülkelere şöyle bir bakın. Bilmiyorsanız öğrenin. Bilmemek ayıp değil. Ben bilmiyordum barınakları ama öğrendim. Ayrıca bilmediğimi sizlerle de paylaştım. Ne varki işin acısı bilmediğini bilmek galiba. Umarım siz onlardan olmazsınız.

Çağatay C. Öztürk

  Psikoterapist

[email protected] 

Toplam 3 sayfa, 1. sayfa gösteriliyor.123