Yardım Etmek İstiyorum

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu

 

22. Haziran 2009

Hayvan Şiddetinin suçlu profilinde değerlendirilmesi

                                                                   2. BÖLÜM

Sizlere, bu ay, hayvana tecavüzün görmezden gelinmeye devam edilemeyeceğini çünkü bu davranışın tamamen akılsal ve ruhsal anlamda bir sapkınlık teşkil ettiğini yine yapılan çalışmalar üzerinden anlatacağım.

İlk önce, tacizin en korunmasız mağdurlarından; çocuk ve hayvan tacizinden bahsetmek istiyorum:  

Birkaç terim tanımını hatırlamakla başlayalım;  

Zoofili:Hayvan seviciliğini,

Bestiyalite: Zoofilinin ötesinde hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmayı,  

Pedofili ise: Yetişkin bir bireyin ergenlik öncesi yaştaki çocuklarla cinsel eylemler içine girmesini ifade eder ki bir tür sapkınlıktır.

Bildiğimiz pedofillerin önemli bir bölümünün bir başka ruhsal hastalığı da bulunmaktadır; duygu durum bozuklukları, depresyon, madde-alkol bağımlılığı ve kaygı bozukluğu.  Ayrıca, pedofillerde empati, yakınlık duygusunda da eksiklik vardır.izmir-de-15-yasindaki-kizin-kopek-kulubesinde_o_thumbnail.jpg

Kabul edilen gerçek; hayvana karşı yapılan eziyet ve işkencenin, şiddet ve anti sosyal hareketlerle ilişkili olduğudur. Hayvana karşı yapılan eziyet, genelde saldırı, uyuşturucu bağlamlı suçlar, tecavüz, seks suçları, hırsızlık ve kundakçılık dahil gayri yasal davranışlarla birlikte meydana gelir. Hayvana eziyette özellikle de evcil hayvana karşı eziyet, yakın eşe karşı, aile içi şiddet bağlamında da oransızca meydana gelme eğilimindedir. 

Hayvana şiddet ile çocuk tacizi arasındaki bağ incelenmiş ve evinde şiddete maruz kalan çocukların hayvana karşı şiddet uygulamada yüksek meyil gösterdikleri saptanmıştır.  Hayvana karşı şiddet uygulayan çocukların incelenmesinde, çocukların kaotik evlerinde saldırgan anne baba modelinin çok ciddi bir etken olduğu saptanmıştır. 

Bu nedenle, mahallede gördüğümüz kedi-köpek kuyruğu kesen, kedi-köpek döven ya da yakan, kedi-köpek gözü çıkaran bir çocuğun, sadece masumane çocukça oyun oynadığını düşünmek daha sonra dönüşü olmayan büyük bir hatalar zincirine sebep olacaktır.  O çocuğun, kesinlikle ruhen sağlıklı olması beklenemez.  Çünkü çok büyük ihtimalle, o çocuk kendi evinde şiddet içeren davranışlara şahit olmakta ya da şiddet bizzat kendine uygulanmaktadır. Bu nedenle, hayvana karşı şiddeti engellemek yolunda atılacak her adım, esasında hayvana karşı şiddet uygulayan failin de korumasını ve ıslah edilmesini amaçlar.

Son olarak da, hayvanların cinsel amaçlı kullanımlarından bahsetmek istiyorum:               

Hayvanların, insanlar tarafından seks amaçlı kullanımları, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu davranışlar, insanlar tarafından çeşitli nedenlerle kınanmıştır: genellikle dinsel nedenlerle veya ahlaki açıdan ama aynı zamanda basitçe insanların kafasında hayvanlara karşı cinsel ilgi duyan insanlar geldiğinde, tiksindirici bulunmuştur.

Her nedense, günümüz modern zamanında bir çok şey açıkça konuşulabiliyorken, hayvan tecavüzü-tacizi, son kalan tabu olarak yerini almaktadır.

Zaman zaman zoofili seviyesinde kalan hayvan seviciliğinin hayvana zarar vermeyeceği inancı, 2006′da Psikolog Dr. Hvozdık’in rapor verdiği vakalarda, hayvanın cinsel tacizden sonra psikolojik olarak zarar görmeyeceği fikrinin yanlış olduğunu göstermiştir. Bu alanda gerçekleştirilecek araştırmalar, sadece hayvan refahı için değil aynı zamanda bu hayvan tacizinin kadına ve çocuğa tacizle de bağlantılı olabileceği noktasından hareketle de olmalıdır. 1998 de Bilim Adamı Kowal tarafından genç hastalarla ilgili yapılan çalışmalarda; psikiyatrik serviste yatan cinsel tacizcilerin, tecavüzcülerin, ki başka çocuklara tecavüz ettikleri ve aynı zamanda genellikle evcil hayvan olmak üzere hayvanlarla da cinsel ilişkide bulundukları gözlemlenmiştir.

Beirne, hayvana karşı yapılan cinsel tacizin, cinsel saldırı olarak algılanması gerektiğini, 1997 yılında kanıtlamıştır. Çünkü:

  • 1- İnsan - hayvan cinsel ilişkisi her zaman zorlama ihtiva eder.
  • 2- Bu tür davranışlar sonunda acıya sebebiyet verir bazen de ölüme yol açar.
  • 3- Hayvanlar bizimle iletişime giremeyip bizim anlayabileceğimiz şekilde rızalarını bize bildiremez ve davalarını söyleyemezler.

Beirne’nin önerisi, “hayvanlara karşı uygulanan istenmeyen cinsel tavırlar, kadınlara, erkeklere ve çocuklara uygulanan cinsel saldırı olarak görülmelidir” şeklindedir.

2006′da Hvozdik’in üzerince çalıştığı deneklerde: cinsel tacizcinin %50’sinin hayvana karşı sadistik davranışlar ve şiddet içerdiğini göstermiştir.

Genel anlamda toplum tarafından, bestiyalitede bulunan bir erkek, zihinsel olarak rahatsız, sapık, tehlikeli, şiddet ve cinsel saldırıya muktedir kişi olarak addedilir. Hatta biraz daha ileri gidersek, bu hayvan tacizciliğin, çocuk tacizciliğine vardığını da söyleyebiliriz.

Kişilerarası şiddet ile cinsel saldırı, bazı durumlarda bestiyaliteyi muhteva eder. Bunun neticesinde de, 1998′de Ascione tarafından hayvan tacizi ile kişiler arası şiddet arasında bir bağ olduğu kabul edilmiştir.

1953′te 5800 erkek denekle kendi cinsel tecrübeleri hakkında yapılan araştırmada, bunların %40-50′ye yakının en azından bir kez bir hayvanla cinsel temas kurduğu sonucu çıkmıştır.

Hayvan tecavüzü, çocukluk ve ergenlik çağındaki davranış bozukluğunda, psikolojik olarak disfonksiyonun erken işareti olarak tanınır. Gerçekten de hayvan tecavüzü, akıl bozukluklarında tanı ve istatistiksel el kitabında, bozukluk için belirtilerden biri olarak listelenir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir.

Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir.

Eğer bir kişinin geçmişinde hayvana cinsel taciz tecrübesi varsa, bunun, onu, fiziksel hayvan tacizine çekeceği yönünde ciddi bir kanaat vardır.

1986′da Ressler’in 36 cinsel motifli katilin arasında, çocuklukta veya ergenlikte cinsel taciz ile cinsel aktiviteler, meraklarla ilgili bağın kurulması için yapılan araştırmada: %43′ünün, çocukluğunda cinsel tacize uğradığı,  %32’sinin,  ergenlikte cinsel tacize uğradığı bulunmuş  ve çocukluğunda cinsel tacize uğrayanların da çocukluklarında aktif olarak hayvanlara zulüm uyguladıkları saptanmıştır.

Yine 2003′te 880 çocuk ve 276 cinsel taciz görmüş çocuklar olmak üzere 2-12 yaş  grubu arasında 2 ayrı grup ele alınmış; ve %34 ile %3 gibi birbirinden çok açıkça farklı yüzdelerle, taciz  görmüş çocuklar arasında hayvan taciz oranının da çok yüksek olduğu görülmüştür.

Yine 1966′da Hellmann ve Blackman’in 31′i şiddet suçlusu 22’si şiddet içermeyen suç işlemiş toplam 53 hapishane mahkûmu üzerinde yaptıkları araştırmada, %52’sinin hayvan tecavüzünde bulunduğu rapor edilmiştir.

Mahkûmlar, daha saldırgan ve daha az saldırgan içerikli diye gruplandırıldıklarında: önemli hayvan taciz ve tecavüzlerinin daha saldırgan grupla bağlantılı olduğu gözlemlenmiştir.

Yine 1986′da Ressler’in raporunda, cinsel katillerin %23′ünde hayvanlarla cinsel ilişki merakı olduğu rapor edilmiştir.

Hayvanlarla girilen cinsel ilişki, mazoistik ya da sadistik veya her ikisi ile birden bağlantılı olduğu durumlar saptanmıştır. Daha da ileri götürüldüğünde, 1992′de Dutton, hayvana karşı işlenen işkence ya da ölüm muhteva eden davranışlar ki her zaman cinsel de olması gerekmez, bir insanın öldürmek için pratik yapma maksatlı hizmet edebilir, demektedir.

Tecavüz denince, bir cinsel birlikteliğin tecavüz olarak addedilebilmesi için karşımıza “izin” mevzuu çıkar. Bestiyalite, kesinlikle tecavüz olarak addedilir, çünkü çocuk tecavüzünde de olduğu gibi hayvandan izin almak mümkün değildir.

İster pedofili olsun ister bestiyalite; sağlıklı bir beynin ve sağlıklı bir ruhun kabul etmek istemeyeceği gerçekleri içerir. Özellikle ülkemizde uzun yıllardır, üzerleri farklı nedenlerle örtülmekte, bu nedenle de, işlenen suçlar, korkunç rakamlara ulaşmıştır. Biri, cinsel ihtiyaç adı altında kanıksatılmaya çalışılmakta diğerinde ise aile içi durumun saklanması gerekliliği inancı ile hasır altı edilmektedir. Toplumumuzun tuhaf adlandırılabilecek iki yüzlü bir namus ve ayıp anlayışı vardır. Başkaları duymadığı ve bilmediği müddetçe, yapılan hiçbir şey ayıp olarak kabul edilmez. Bu vesile ile toplum olarak kendimizle yüzleşmemiz, sağlıklı bir toplum için şarttır.  Yoksa, kendimizi ahlaki değerleri yüksek, yabancıları ahlaki değerlerden yoksun görmek ve göstermek, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.

                                                                                                                                                                     

 

15. Mayıs 2009

Hayvan şiddetinin değerlendirilmesi

                                    HAYVAN ŞİDDETİNİN SUÇLU PROFİLİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ                                                                                                                                        
.                                                                              1. BÖLÜM   deniz.jpg
Sizlere, bu önümüzdeki 3 ay, birbirini takip eden 3 yazı ile ülkemizde görmezden gelinen ancak diğer gelişmiş dünya ülkelerinde erken teşhis tanısı olarak kabul edilen ve faillerinin potansiyel suçlu olarak görüldükleri ve bu nedenle cezalandırıldıkları “hayvan şiddeti” kavramından bahsedeceğim. Hayvana karşı işlenen şiddetin esasında, ruhsal bozukluk olduğunu, özellikle de çocukluk döneminde davranış bozukluğu tanısı için erken teşhis teşkil ettiğini hapishane mahkumları üzerinde yapılan çalışmalardan yola çıkarak anlatacağım.

Bu ay size, HAYVANA ŞİDDETİN DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLARAK KABULÜ’nü anlatacağım:

Davranış bozukluğu: çocuklarda, akıl sağlığı kliniklerinde, en sık konan teşhis türüdür. Davranış bozukluğu tanısı konan çocuklar; başkalarının temel haklarına ilişkin veya toplumsal kuralları ihlal eden tekrarlayan ve ısrarcı hareket biçimi sergilerler.

Davranış bozukluğu olan bu çocuklarda, diğerlerinin duyguları, dilekleri ve iyilikleri ile ilgili çok az empati duygusu vardır ve diğerlerini çok az önemserler. Özellikle bu çocuklar, mala zarar verir, yalan söyler, çalar, ve sıklıkla insanlara ve/veya hayvanlara karşı saldırgan davranışlar sergilerler.   Her ne kadar, hayvana karşı şiddet eğilimi, başta davranış bozukluğu olarak yer almamış olsa da 1990 yılında, hayvana karşı şiddetin davranış bozukluğu açısından ciddi bir kriter teşkil ettiği saptanmıştır.  Davranış bozukluğu olan çocukların %25′inde, hayvana karşı şiddet uyguladıkları gözlenmiştir. 

Aynı zamanda, davranış bozukluğu belirtileri her ne kadar geç çocukluk döneminde baş gösterse de 1994′te, hayvanların canını yakmak, bir çocukta davranış bozukluğu tanısı açısından erken teşhis konulmasına yardımcı olmuştur.

Amerika’da 50 eyalette de, hayvana zulüm, suç olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, belirtmek gerekir ki birçok eyalette hayvana karşı zulüm her ne kadar cürüm teşkil etse de, kumar oynamakla, uyuşturucuya ilişkin suçlarla mukayese edildiğinde, hayvana karşı zulüm ciddi bir suç olarak muamele görür. 

Bizde maalesef 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Kabahat kanunu kapsamında yer almakta, hayvana fiziksel ya da cinsel şiddet uygulayan fail idari para cezası ile kurtulmaktadır.

Ancak hayvana karşı zulmün resmi raporlarda çok fazla yer almaması, hayvana şiddet uygulayan failin genellikle, tek başına, yaptığı eylemin sır olarak saklanan bir edim olmasından ve sadece fail tarafından bilinmesinden dolayı kaynaklanmaktadır.

Bu nedenle, hayvana karşı zulümde, fail dışındakilerden, ailesi ya da öğretmenlerinden bilgi toplamak da çok zordur. Bu da, problemin büyüklüğünün algılanmasını ve toplum üzerindeki tam etkisini bilmemizi zorlaştırmaktadır.

İnsancıl cemiyetler ve hayvan refahı için uğraşan teşkilatlar, bilim adamları ve kanun koyucuların,  yavaş yavaş, uzun vadede, bir toplumun insanlarına davranış şekillerinin, hayvanlarına davranış şekillerinden ayrılmaz olduğunu idrak ettiklerini raporlamıştır.  

Ayrıca FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi, suçların araştırılması ve kovuşturulması aşamasında, hayvana karşı işlenen suçun, insanlara karşı vahşi cinayetler işleyen faillerin kim olduğunu ve ne olacakları hakkında kuvvetli birer araç teşkil ettiğini belirtmiştir. 

Medya, mutad olarak seri katillerin ve şiddet suçlularının,   erken çocukluk dönemlerinde hayvana karşı zulüm geçmişleri olduğunu ve hayvana şiddet ile insana şiddet arasındaki bağın varlığı açısından da kamudaki algılayışın da arttığını  belirtmektedir.

Örneğin, Albert De Salvo, 1 yılda 13 kadını öldürmüştür. Salvo’nun, portakal sandıklarında kedileri ve köpekleri kapana kıstırıp sonra bu sandıklara oklar attığı bilinmektedir.

20 yaşındaki Jason Massey, 13 yaşında 1 kızı ve 14 yaşındaki üvey erkek kardeşini öldürmüştür. Massey’nin cinayetlerine kedi ve köpek öldürerek başladığı rapor edilmiştir.

Yine 15 yaşındaki Kip Kinkel, ailesini ve daha sonra lisedeki 24 öğrenciyi öldürmüştür. Kinkel’in,  kedi başı kesmek, canlı sincapları küçük küçük parçalara bölmek, inekleri havaya uçurmak gibi hayvana karşı zulüm geçmişi olduğu rapor edilmiştir.

Hayvana karşı zulüm, davranış bozukluğunun erken belirtisidir, bu nedenle hayvana şiddetle insana şiddet arasında bir bağ olduğu kavramı, büyük bir önemle incelenmelidir.

Saldırgan suçluların erken çocukluk yıllarında, yatağını ıslatma, yangın çıkartma, hayvana karşı zulümde bulunma gibi davranışlarının yer aldığını rapor etmişlerdir.

84 hapishane mahkumu üzerinde yapılan araştırmada, 84 mahkumdan 21′inde yatağını ıslatma, yangın çıkarma ve hayvana zulüm geçmişi oldukları tespit edilmiştir. Ve 84 mahkumdan saldırgan suç işlemiş olan 31′inden %74′ü, bu 3 fiile de iştirak etmişlerdir.

Psikiyatrist Dr. Alan Felthous, hayvana karşı zulüm geçmişi olan 18 hastasından 12’sinin insanlara karşı da saldırganlık seviyesi üst düzeyde davranışlarda bulunduğunu saptamıştır.

Hapishane mahkûmları üzerinde yapılan araştırmalar, saldırgan yetişkinlerin, çocukluklarında hayvana karşı zulüm yaptıkları gerçeğini ciddi anlamda desteklemektedir.  Mesela, tecavüz ve çocuk tacizi suçu işlemiş 64 mahkûm üzerinde yapılan araştırmada, tecavüzden mahkûm olanların %48′inin ve çocuk tacizinden mahkûm olanların %30′unun aynı zamanda, hayvana karşı zulüm geçmişine de sahip oldukları saptanmıştır.

Yine günümüzde sayısı artmakta olan suç şekli, okullarda silahlı saldırı vakalarında, her 9 vakadan 5′inde okula silahlı saldırıda bulunan gencin, geçmişinde belgelenmiş hayvana karşı zulmü olduğu saptanmıştır.

Hayvana karşı işlenen fiziksel ya da cinsel şiddet, çocuklar tarafından sergilendiğinde, davranış bozukluğu açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir erken belirtidir. Çocukların, ıslah edilebilmelerini ve korunmalarını sağlamak için bu erken belirtiyi fark edip tedavi yoluna gitmek, çocukların gelecekleri açısından da hayati önem taşır.

                                                                        Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                         İSTANBUL BAROSU

                                                                               HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                                   Bşk. Yrd.                                                                                         

 

13. Şubat 2009

Kedi Kulübeleri Projesi

Bu kedi kulübeleri projesinin temelleri,  Nişantaşı’nda yaşayan hayvan sever Mimar arkadaşım Didem Gökgöz’ün telefonuyla atıldı.  O bölgedeki hayvan sever gönüllülerin, Şişli - Mıstık Parkında bir kenara, sürekli olarak besledikleri ve kısırlaştırma ameliyatlarını gerçekleştirdikleri kedileri, barındırma maksatlı derme çatma kulübeler yaptıklarını, ancak özellikle Teşvikiye muhtarının ve çevreden bir kısım insanların, bu kulübeleri sürekli attırdığını ya da attığını, açıkta kalan kedilerinin hastalandığını ve bir kısmının da öldüğünü söyledi.

nisantasi-kedi-kulubeleri.jpgİlk bunu duyduğumda, 3-5 kediciğin bir koskoca mahalleye nasıl ve neden sığdırılamadığını anlamaya çalıştım.  Sonunda, yine insan gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım.  Bencil insan doğası, çevresinde kendinden başka hiçbir canlının var olmasını istemediği gibi var olmasına saygı duymuyor daha da kötüsü tahammül edemiyordu. Ama tahammül edememesi, hiç bir şeyi durduramayacaktı… 

Bu hayvanların, varlığı ve yaşam hakları, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile tanınmış ve güvence altına alınmıştır. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Kanunun Uygulama Yönetmeliği uyarınca, özellikle de sokak hayvanlarının sorumluluğu, Belediyelere verilmiştir. Sokak hayvanları için hayvan sever gönüllüler ile Belediyelerin birlikte, iş birliği içinde çalışmaları, hem Kanunda hem de kanunun Uygulama Yönetmeliğinde açıkça ön görülmüştür.

İşin özü,  bu hayvanların yaşama ve barınma ihtiyaçlarını gidermek, insanoğlunun göstereceği bir lütuf değil yasa gereğidir.

Biz de, bu yasal dayanaktan güç alarak Belediye Başkanına gidip durumu izah ettik.  O da, tüm içtenliğinle projemize sahip çıkarak ilk olarak bu projenin, Şişli - Mıstık Parkında başlatılmasına destek verdi. Sayın Başkan, aynı zamanda, Mayıs ayında 100 adet kulübe yaptıracağını ve bu projeyi ilçesi bazında yayacağına dair de taahhütte bulundu.

Şimdi, Mıstık parkında, değişik 2 mimari yapıda, 3 adet kedi kulübesi mevcut. Kulübeler toplamda, 12 kedi için düşünülmüş de olsa, içinde barındırdığı kedi sayısı, yirmileri geçiyor.  Bu soğuk havalarda, insanoğlunun bir türlü beceremediği paylaşmanın en güzel örneğini göstererek sıcak yuvalarını diğer kedilerle paylaşıyorlar.

Belediye ile gönüllülerin işbirliği içinde çalışması, meyvelerini Şişli’den sonra da Kadıköy’de verdi. Kadıköy - Özgürlük Parkına da 1-2 adet kedi kulübesi konuldu.

Burada amacımız, hiçbir zaman sadece 5 ya da 6 adet kedi kulübesini 1-2 adet parka koyup adını “proje” olarak çıkarıp sonra da “işimiz bitti” demek olmadı. 

Amacımız, en başından beri, hayvan sever gönüllülere yol göstererek onlarla birlikte çalışarak, bunu İstanbul ili bazında, bütün ilçelere, ilçelerdeki bir çok parka yaymak oldu.

Lütfen, sizler de, bu parkları emsal göstererek yasal düzenlemelerden hareketle, kendi İlçe Belediye Başkanlarınıza giderek talepte bulunun.  İnsanlar için yapılan parklarda, esasında daha en başından onların yeşilini katlederek şehirleştirdiğimiz ve beton yuvasına dönüştürdüğümüz sonra aralarına ufak tefek konuşlandırdığımız bu yeşil parklarda, onlara ait ufak köşeler yaratılmasına katkıda bulunun.  Bu köşelerin yaratılmasını mümkün kılmak için 19 Mart öncesinde, lütfen ilçe Belediye Başkanlarınızı ziyaret ederek talepte bulunun!!

nisantasi-kedi-kulubeleri-beslenme-saati.jpgBu tarz bir projede yer almak hem yasal hem de vicdani sorumluluk gereğidir.

                                                                                                            Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                                                           

İSTANBUL BAROSU

                                                                                                                  HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                                                          BAŞKAN YARDIMCISI

NOT: Talep halinde, Belediye Başkanlığına başvuru dilekçesi

Örneği ile kulübe mimari çizimleri, deniztavsancil@yahoo.com

adresine başvurulduğunda gönderilecektir.

                      

Çizim  1:  Model 1 : Üç bölmeli ikiz kulübe, arkada yarı kapalı mama ve su kabı alanları, yerden yükseltilmiş palet üzerine oturtulmuştur.

 Çizim  2:  Model 2 : Altı bölmeli dikey kulübe kompleksi, orta alanda yarı kapalı mama ve su kabı alanları, yerden yükseltilmiş palet üzerine oturtulmuştur.

 

21. Aralık 2008

YENİ BİR YILA GİRERKEN

Köyün birinde, bir çeşme yapılacaktır. Köy halkı, bu çeşmenin yapılmasını çok uzun zamandır her şeyden çok arzu etmektedir.

Çeşmenin yapılması için örgütlenmeye karar verilir.  Çünkü Belediyenin karşısında örgütlenmiş bir topluluğun daha çok kaele alınacağını çok iyi bilirler.

Belediye Başkanından uzun zamandan beri randevu almaya çalışan köy halkı, örgütlendikten sonra hemen randevu alır.  Çok heyecanlanırlar.  Randevuyu bu kadar çabuk alabildiklerine göre, çeşmenin de yapılmasına karar verileceğine inanırlar.

Hepsi tek bir yürek, tek bir yumruk, Belediye Başkanının huzuruna çıkarlar, Belediye Başkanı tüm iyi niyetiyle karşılar onları, dertlerini dinler ve çeşmenin yapılması konusunda her türlü desteği ve imkanı sağlayacağına dair söz verir.  Ancak onlardan bir proje getirmelerini ister.

İşte olan da o zaman olur. Çeşmenin nerede ve nasıl yapılacağı konusunda bir türlü fikir birliğine varamazlar. Ve çok kısa bir zaman zarfında örgütte çatlamalar belirir. Örgütten yeni örgütler doğmuştur.  Ufacık köyde, aynı amaç çevresinde toplanmış köy halkı, şimdi ayrı ayrı 7 örgüte bölünmüştür.

Her biri ayrı olarak çalışmaya başlar.  Her birinin güzel bir projesi vardır.  Esasında her biri de diğerinin projesini beğenmektedir, ancak artık amaç, çeşmenin inşasını tamamlamak olmaktan çoktan çıkmıştır.

Herkes çeşmeyi unutmuş, hangisinin projesinin kabul edileceğine odaklanmıştır.  İşin en kötü yanı da, hangi örgüt projesini Belediyeye sunsa, diğer örgütler, o projenin çıkmaması için ellerinden geleni yapmış.

Köy halkının her birinin egosu, çeşmenin önüne geçmiş, hatta kendi varlıklarının bile…..

Tabii tahmin etmesi hiç zor değil, o köyde, bir çeşme inşaatı asla gerçekleşememiş….

                 ———————————-

        Yeni yıla girerken, umut dolu olmak istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanlardan ümidimi kesmemek istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanların iyi niyetlerinden şüphe duymamak istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanların, canlıları sevip korumak adına verdikleri mücadeleye inanmak istiyorum. 

Yeni yılda, her canlının sevildiği ve saygı duyulduğu güzel bir ülke, güzel bir dünya istiyorum.

Yeni yılda, ortak gayesinin ne olduğunu asla unutmayan ve gayesinin gerçekleşmesi için diğerleriyle iş birliği yapabilen insanların artmasını istiyorum.

Yeni yılda, küçük egolu, büyük insanlar görmek, tanımak istiyorum.

Herkese iyi seneler, mutlu yıllar diliyorum…

soskarikatur.jpg

 

22. Kasım 2008

5199 sayılı yasada barınaklar

 Hem 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hem de bu Kanunun uygulama Yönetmeliği uyarınca; Barınakların ne ve nasıl olması gerektiği düzenlemiştir.  Bu konuda önemli bazı unsurlar öne çıkmaktadır.  

Öncelikle hem Kanun hem de Yönetmelik; Geçici Bakımevlerinden bahsetmektedir. Geçici Bakımevi; hayvanların rehabilite edildiği, kısırlaştırma ameliyatlarının gerçekleştirildiği, gerekli aşılarının yapıldığı, küpelendikleri, kayıt altına alındıkları, maksimum 10-15 günlük bir süre için bu tür işlemler için tutuldukları yer olarak tanımlanmaktadır. 

Oysa bugün, bu Geçici Bakımevleri, sınırlı sayıdaki Rehabilitasyon Merkezleri dışında Barınak adı altında kullanılmaktadır.  Yine çok az sayıda gönüllünün sahip çıkmış olduğu Barınaklar dışında, Türkiye genelindeki Barınaklar,  5199 Sayılı Hayvanların Korunmasına Dair Yasadaki var olma gayelerinin dışına çıkmıştır.  

Bugün bu barınaklar; hayvanların saldırgan - uysal ayrımı yapılmadan üst üste istif edildiği, kanunda ve yönetmelikte belirtilen geçici bakımevi kapsamında olmayıp yaşamları boyunca hapsedildikleri, belediyelerin bütçelerinde yer alıyorken ödeneklerin ayrılmadığı, gönüllülerin içeri alınmadığı, hayvanların aç ve susuz bırakıldığı, hatta hayvanların birbirlerini parçalamalarına göz yumulduğu ÖLÜM KAMPLARI’na dönüşmüştür.  

Barınaklar, uygulamada, Rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülmelidir.  Bu yerler, hayvanların kısırlaştırılması, aşılanmaları, küpeleme işlemlerinin yapılması, kayıt altına alınmaları, kimi zaman da rehabilite edilme maksadı ile kullanılan, hayvanların 10-15 gün gibi sınırlı sürede tutuldukları yerler olmalıdır.  Ve hatta, sakat, yaşlı ve sokakta yaşayamayacak küçük ırk hayvanların da tutulduğu merkezler kurulmalıdır. Bugün, Türkiye’de, maalesef, yaşlı, sakat ve aciz hayvanlar için rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır. Hayvan korumacıları tarafından bunun mücadelesi, halen verilmektedir.    

Yasada öne çıkan diğer önemli unsur; bu sokak hayvanlarının, bu Geçici Bakım evlerinde gerekli kısırlaştırma ameliyatları gerçekleştirildikten, gerekli aşıları yapıldıktan, ve küpelendikten sonra, ALINDIKLARI YERE GERİ BIRAKILMALARI ZORUNLULUĞUDUR.  

Bu unsur da maalesef yasa maddeleri ile düzenlenmiş olsa da, uygulamada bu şekilde uygulanmamakta; ilçe Belediyeleri ya da İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından kısırlaştırılıp küpelenip kayıt altına alınan bu hayvanlar,  yerleşim yerlerinden uzak, yiyecek bulamayacakları, ormanlık bölgelere atılmakta, yasa uyarınca yaşam hakları olan bu hayvanlar, direk insan eli ile öldürülmeyip ölüme terkedilerek dolaylı yoldan ölümlerine sebebiyet verilmektedir. 

Barınakların, Kanunda ve işbu Kanunun uygulama Yönetmeliğinde düzenlendiği üzere birer Geçici Bakım Evine dönüştürülmeleri için öncelikle sağlanması gereken şartlar vardır:

  • Hayvanların, kayıt altına alındıktan sonra tekrar alındıkları mahallerine bırakılmaları sağlanmalıdır.
  • Sokağa bırakılan hayvanın, güvenliği temin altına alınmalıdır.
  • Sokaktaki hayvanın, Belediyenin itlaf ekiplerine kurban olmaması da yasal düzenlemelerle sağlanmalı, “kuduz” kisvesi altında bu itlafların yapılması engellenmelidir.
  • Sokaktaki hayvanın, insanoğlunun zulüm ve işkencesinden korunması için 5199 Sayılı Kanunun, Ceza Kanunu Kapsamında değerlendirilmesi sağlanmalı, hayvana zulüm ve işkence eden, kötü muamelede bulunan kişi, Mahkeme önünde cezalandırılmalıdır.
  • Hayvanlar için semtlerde uygun yerlerde besleme noktalarının kurulması gerekmektedir.
  • Eğer ayrıca, bu zavallı dilsiz hayvanlar zaten bulundukları “ölüm kampı” olarak nitelediğim Barınaklarda, her güne yeniden ölerek başlıyorlarsa, bu barınakların da derhal Geçici Bakımevlerine dönüştürülmeleri hatta derhal kapatılmaları gerekmektedir.

Atfettiğim “ölüm kampı” sıfatı, müstesna bazı barınaklar dışında, özellikle gönüllülerin - hayvan korumacılarının içeri alınmadığı bütün barınaklara uymaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bu müstesna barınaklar içinde yer almaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bir eli geçmeyecek bu müstesna barınaklardan biridir.  

Çünkü; hem bu barınağın başında gerçek hayvan sever bir gönüllü Müdürü bulunmakta hem de bu barınak, gönüllü ile belediyenin birlikte el ve gönül birliği ile koordineli çalıştığı, çalışabildiği bir barınak örneğidir.  Bu hususta, Fatih Belediyesinin gösterdiği büyük destek  ve yardım, alkışları hak etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde her bir Belediyenin Fatih Belediyesi’nin izlediği tutumu izlediğine şahit olabilmek, en büyük özlemlerimizdendir.  

Bu barınakları diğer Barınaklardan ayırma sebeplerimi kısaca ayrıca belirtmek isterim:

  • Bu barınaklarda, canla başla mücadele hatta savaş veren gönüllülerin ve bu hayvanları gerçekten düşünen ve onları seven kollayıcılarının varlığıdır.
  • Bu barınaklarda, hayvanların aç kalmıyor, birbirini parçalamıyor, dışkısının içinde oturmuyor olmalarıdır.
  • Bu barınaklar, Belediye ile koordineli çalışmakta ama Belediye tarafından bizzat işletilen ya da ihale edilen Barınaklar gibi sömürülmüyor olmalarıdır.
  • Bu barınaklarda, hayvana zulüm yapılmamaktadır..
  • Herşeyden önce, bu barınaklar, sahipsiz değildir.

Bu müstesna Barınaklar da bünyesindeki hayvanları sürekli barındırmaya devam etmektedir. Çünkü; zaten mahallerine terk edilmeyecek olan bu hayvanlarının ormanlara atılarak ölmeme güvencesi yoktur, kazara da olsa mahallerine terkedilecek olanların da insan vahşetine, araba kazasına ya da Belediyenin itlaf ekibine kurban gitmeme ihtimali de bulunmamaktadır.   

Tekrar belirtmek isterim ki; EĞER, Barınaklarda tutulan bu hayvanlar bakılmayacak, umursanmayacak, aç bırakılacak, işkence ve zulüm göreceklerse, ölüme terkedildikleri bu yerlerin DERHAL kapatılmaları ya da DERHAL ISLAH edilmeleri gerekmektedir.

Ayrıca ve en onemlisi, Belediyelerin, bu hayvanların, birer CAN OLDUĞU fikrinden hareketle, barınaklara sahip çıkmaları gerekmektedir. Her birinin birer can olarak kabul edildiği gün, sorunlarımızın büyük ölçüde biteceği kanısındayım. 

AV.DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU 

İSTANBUL BAROSU  HAYVAN HAKLARI KOMİSYONUBAŞKAN YARDIMCISI