13 Kasım 2009 tarihinde İzmir’de gerçekleşen olayı dehşet içinde okudum. Neden dehşete düştüğümü, hayvan öldürmeden insan öldürmeye giden yolu anlattığım son 3 yazıda okuyanlar, kolayca anlayacaktır. İzmir’de, Şehitler ilköğretim Okulu öğretmeni, N. D. komşusu M.C.’ye ait SAHİPLİ köpeği sopayla öldürmüş, öldürmesine gerekçe olarak da bahçesindeki tavuğunu parçaladığını öne sürmüştür. Bu olay, kolluk kuvvetlerine bildirilince, Öğretmen hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.
Çünkü, “hayvan öldürmek”; 5199 sayılı Kanun uyarınca Kabahat Kanunu kapsamında bir suç iken,
öldürülen hayvanın sahipli olması, öğretmenin Türk Ceza Kanunu uyarınca cezalandırılmasını sağlayacaktır.
Türk Ceza Kanununun “Mala Zarar Verme” başlıklı 151. Maddesinin 2. Bendi uyarınca; sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Köpeğin öldürülmesinin bir vahşet olmasının yanı sıra bu fiili işleyen kişinin “BİR ÖĞRETMEN” olması bir felakettir.
Bu kişiye “ÖĞRETMEN” olarak güvenilmiş ve yetiştirmesi için kendisine öğrenciler teslim edilmiştir. Öğretmen, gerçekleştirdiği bu hukuk dışı davranışına “tavuğumu parçaladı” diyerek haklı bir sebep bulmaya çalışmıştır. Her şeyden önce olaya yasal açıdan baktığımızda; ülkemizdeki ceza sisteminde “KISASA KISAS” esası yoktur.
Her yakını ölen kişinin, eline silah alıp gidip onun yakınını öldürmeye çalışması, toplumları sadece kaosa sürükler. Kişiler, adalet sistemine güvenmeli, yargının vereceği cezaya razı olmalıdırlar. Bu sefer de kişinin işlediği bu fiili, öğretmen olması sebebiyle incelediğimizde; bu öğretmenin “tavuğumu parçaladı” gerekçesine sığınarak köpek öldürmesi;
1- Vahşettir
2- Kendisi intikam duygusu ile hareket eden biri olarak öğrencilerine nasıl örnek olacaktır? Onlara dolaylı yoldan, size vuran arkadaşınıza siz de vurun mesajını çok net bir şekilde vermektedir.
3- Bir canlı öldürebilen bir kişinin, öğrencilerine öğretebileceği, verebileceği sevgi ve hoşgörüsü yoktur.
4- Ayrıca öğrencileri onu kızdırdığında, öğrencilerini de nasıl cezalandıracağı bir muammadır. Hayvan öldüren bir kişi, bu eyleminden dolayı Avrupa’da ve Amerika’da “bu eylemi er ya geç insana karşı da uygulayacaktır” gerekçesiyle ağır olarak cezalandırılmaktadır. Bu gerçekten hareketle, bu öğretmenin, esasında öğrenciler için de bir tehdit oluşturduğunu yinelemek isterim. Bir an için kendimi o öğretmenin öğrencilerinden bir tanesinin velisi yerine koyduğumda, kalbimin sıkıştığını itiraf etmem gerekir.
Çocuğumu onun sınıfından derhal alır, öğretmenin de görevden alınması için elimden geleni yapardım. İşte, bir işi yapmamız için başımıza gelmesini beklememiz gerekmez. İnsani sorumluluğumuz ve duyarlı vatandaş olmanın gereği, bu öğretmene hem mesleğinden dolayı üstlendiği yükümlülüğü yerine getiremeyecek kişiliğe sahip olması hem de aldığı canın yerde kalmaması amacıyla gerekli cezanın verilebilmesi için gerekli başvurunun ve şikayetin yapılması gerekmektedir.
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Soruşturma Bölümü’ne hitaben yazacağınız bir email ya da faks ile göndereceğiniz bir şikayet dilekçesi; hem korumaya çalıştığımız dilsiz canlar adına kanının döküldüğü ile kalmasına engel olacak hem de kendisine emanet edilen çocukların daha güvende olmasını sağlayacaktır.
İzmir Milli Eğitim Müdürlüğü – Soruşturma Bölümünün: Telefon numarası: 0232 441 26 40 Email adresi: sorusturma35@meb.gov.tr Tepki vermek için lütfen sıranın size gelmesini beklemeyin.
Sıra size geldiğinde, çok geç kalmış olabilirsiniz.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU İSTANBUL BAROSU HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU Bşk. Yrd.
3. BÖLÜM
Bu ayki yazımda, geçtiğimiz 2 ay boyunca sizlere yazdığım hapishane mahkumları üzerinde yapılan araştırmalarla ispatlanan hayvana şiddet – insana şiddet bağının, nasıl değerlendirilmesi gerektiğinden bahsedeceğim.
Bütün bu istatistiksel verilerden sonra, hala, hayvan taciz ve tecavüzüne sadece “itin-köpeğin davası” olarak bakmak, bu şiddet ve suç potansiyelinin sadece hayvanla sınır kalacağına inanmak, gerçek anlamda bir cehalet ve yanılgı içinde olmaktan başka bir şey değildir. Bir de bu yanılgı içinde bulunanlar yetkili kişiler ise bir adım daha ötesi savcılar ise, durumun vahametini anlatmak için kelimeler yetersiz kalacaktır.
Bugün Avrupa’da ya da Amerika’da, basından da takip ediyorsanız görmüşsünüzdür, hayvana karşı işlenen suçlar, ağır şekilde cezalandırılmakta, cezalandırılma gerekçesi olarak da, bu şiddet potansiyelinin er ya da geç insana yöneleceği gerçeği gösterilmektedir.
Hayvana tecavüz, sapıklıktır, bugün bunun ülkemizde, en yetkili ağızların bile çekinmeden ağza aldığı şekliyle “cinsel ihtiyaç” olarak kabul görmesi, tamamen ilkellik ve cehalettir. Cinsel ihtiyaç olarak algılanan bu fiilleri gerçekleştirenlerin, hemen hemen yarıya yakın kısmını evli erkeklerin oluşturduğunu söylesem, sanırım bu yazıyı okuyan herkes için ilgi çekici bir saptama olacaktır.
Bugün etrafımızda gördüğümüz sokak çocuklarının ellerinde gezdirdikleri pitbulları dövüştürmelerine, bu hayvanların önlerine sokak hayvanları atarak parçalatmalarına ve bu şekilde dövüşe hazırlamalarına, sokak hayvanlarına bu problemli çocukların ya da hasta büyük yetişkinlerin tecavüz etmelerine göz yummak, asla kabul edilemez. Bu çocukların büyük bir kısmı, büyüdüğünde, şiddete meyilli birer azılı suçluya dönüşecektir. Bugün, bu çocukları ıslah edebilme şansımız varken, göz yumup, üzerinden yıllar geçtikten sonra dönüşecekleri katile vereceğimiz 3-5 yıllık hapis cezası ile cezalandırarak ıslah olmalarını beklemek oldukça anlamsızdır. Toplum içinde bu zararlı kişilerin yetişmesine göz yumanlar, bunun hesabını mağdur yakınlarına hiçbir zaman veremeyeceklerdir.
Hayvana karşı işlenen zulmü, hayvana yapılan tecavüzü LÜTFEN görmezlikten gelmeyin.
Bunu sadece hayvana dair bir suç ve davranış biçimi olarak görme yanılgısına düşmeyin.
Ruhsal rahatsızlık olarak addedilecek bu tür eylemlerin, canlının diğer zayıf halkalarını oluşturan çocuğa, yaşlıya, özürlüye, travestiye veya bir kadına uzanmasının an meselesi olduğunu bilin, fark edin.
Ve lütfen bu sorumlulukla hareket edin. Belki de hayvan tecavüzlerini bu kadar kanıksayıp görmezlikten geldiğimiz için çocuk pornosunda Dünya sıralamasında önde gelen ülke olduğumuzu unutmayın.
İşte, bu insanlarla aynı toplumda yaşıyor ve aynı havayı soluyoruz.
Bu insanlar, hayvanlara zulüm ederek, aslında bize kim olduklarını anlatıyorlar ama biz görmüyoruz.
Yapılan araştırmada, bu insanların;
2 aydır sizlere aktardığım bütün bu bilimsel verilerin sonunda emin olabilirsiniz ki, hayvana fiziksel ya da cinsel şiddet uygulayan bu insanlar, aslında toplum için kesinlikle birer tehdit oluşturmaktadır.
Bu nedenle, bizim ülkemizde de, Hayvanları Koruma Kanununun bir an önce kabahatler kanunu kapsamından çıkarılarak ceza kanunu kapsamına alınması gerekmektedir. Bu hususun öneminin, yetkililer tarafından da kavranabilmesi için toplumsal bilincin yükselmesi gerekmektedir.
Hayvanları Koruma Kanununun Ceza kanunu kapsamına alınması gerekliliği, toplumun kendi güvenliği açısında da şart olmuştur.
Lütfen, kendi güvenliğiniz için, çocuklarınızın güvenliği için ve toplumun güvenliği için hayvana karşı uygulanan bir fiziksel ya da cinsel şiddet gördüğünüzde, yetkililere haber verin, şikayette bulunun. Dosyalarınız hakkında, takipsizlik kararı bile verilse, Savcılıklara suç duyurusunda bulunun. Sizlerin farkındalığı, yetkililerin de farkındalığını, zorunlu olarak arttıracaktır.
Bu farkındalık ve harekete geçme neticesinde, emin olun!! hayvanlarımızı koruyabildiğimiz, hayvanlarımızı koruyarak esasında insanlarımızı da koruyabildiğimiz hem daha medeni hem de daha güvenli bir toplumda yaşıyor olacağız.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.
2. BÖLÜM
Sizlere, bu ay, hayvana tecavüzün görmezden gelinmeye devam edilemeyeceğini çünkü bu davranışın tamamen akılsal ve ruhsal anlamda bir sapkınlık teşkil ettiğini yine yapılan çalışmalar üzerinden anlatacağım.
İlk önce, tacizin en korunmasız mağdurlarından; çocuk ve hayvan tacizinden bahsetmek istiyorum:
Birkaç terim tanımını hatırlamakla başlayalım;
Zoofili:Hayvan seviciliğini,
Bestiyalite: Zoofilinin ötesinde hayvanlarla cinsel ilişkide bulunmayı,
Pedofili ise: Yetişkin bir bireyin ergenlik öncesi yaştaki çocuklarla cinsel eylemler içine girmesini ifade eder ki bir tür sapkınlıktır.
Bildiğimiz pedofillerin önemli bir bölümünün bir başka ruhsal hastalığı da bulunmaktadır; duygu durum bozuklukları, depresyon, madde-alkol bağımlılığı ve kaygı bozukluğu. Ayrıca, pedofillerde empati, yakınlık duygusunda da eksiklik vardır.![]()
Kabul edilen gerçek; hayvana karşı yapılan eziyet ve işkencenin, şiddet ve anti sosyal hareketlerle ilişkili olduğudur. Hayvana karşı yapılan eziyet, genelde saldırı, uyuşturucu bağlamlı suçlar, tecavüz, seks suçları, hırsızlık ve kundakçılık dahil gayri yasal davranışlarla birlikte meydana gelir. Hayvana eziyette özellikle de evcil hayvana karşı eziyet, yakın eşe karşı, aile içi şiddet bağlamında da oransızca meydana gelme eğilimindedir.
Hayvana şiddet ile çocuk tacizi arasındaki bağ incelenmiş ve evinde şiddete maruz kalan çocukların hayvana karşı şiddet uygulamada yüksek meyil gösterdikleri saptanmıştır. Hayvana karşı şiddet uygulayan çocukların incelenmesinde, çocukların kaotik evlerinde saldırgan anne baba modelinin çok ciddi bir etken olduğu saptanmıştır.
Bu nedenle, mahallede gördüğümüz kedi-köpek kuyruğu kesen, kedi-köpek döven ya da yakan, kedi-köpek gözü çıkaran bir çocuğun, sadece masumane çocukça oyun oynadığını düşünmek daha sonra dönüşü olmayan büyük bir hatalar zincirine sebep olacaktır. O çocuğun, kesinlikle ruhen sağlıklı olması beklenemez. Çünkü çok büyük ihtimalle, o çocuk kendi evinde şiddet içeren davranışlara şahit olmakta ya da şiddet bizzat kendine uygulanmaktadır. Bu nedenle, hayvana karşı şiddeti engellemek yolunda atılacak her adım, esasında hayvana karşı şiddet uygulayan failin de korumasını ve ıslah edilmesini amaçlar.
Son olarak da, hayvanların cinsel amaçlı kullanımlarından bahsetmek istiyorum:
Hayvanların, insanlar tarafından seks amaçlı kullanımları, binlerce yıllık bir geçmişe sahiptir. Bu davranışlar, insanlar tarafından çeşitli nedenlerle kınanmıştır: genellikle dinsel nedenlerle veya ahlaki açıdan ama aynı zamanda basitçe insanların kafasında hayvanlara karşı cinsel ilgi duyan insanlar geldiğinde, tiksindirici bulunmuştur.
Her nedense, günümüz modern zamanında bir çok şey açıkça konuşulabiliyorken, hayvan tecavüzü-tacizi, son kalan tabu olarak yerini almaktadır.
Zaman zaman zoofili seviyesinde kalan hayvan seviciliğinin hayvana zarar vermeyeceği inancı, 2006′da Psikolog Dr. Hvozdık’in rapor verdiği vakalarda, hayvanın cinsel tacizden sonra psikolojik olarak zarar görmeyeceği fikrinin yanlış olduğunu göstermiştir. Bu alanda gerçekleştirilecek araştırmalar, sadece hayvan refahı için değil aynı zamanda bu hayvan tacizinin kadına ve çocuğa tacizle de bağlantılı olabileceği noktasından hareketle de olmalıdır. 1998 de Bilim Adamı Kowal tarafından genç hastalarla ilgili yapılan çalışmalarda; psikiyatrik serviste yatan cinsel tacizcilerin, tecavüzcülerin, ki başka çocuklara tecavüz ettikleri ve aynı zamanda genellikle evcil hayvan olmak üzere hayvanlarla da cinsel ilişkide bulundukları gözlemlenmiştir.
Beirne, hayvana karşı yapılan cinsel tacizin, cinsel saldırı olarak algılanması gerektiğini, 1997 yılında kanıtlamıştır. Çünkü:
Beirne’nin önerisi, “hayvanlara karşı uygulanan istenmeyen cinsel tavırlar, kadınlara, erkeklere ve çocuklara uygulanan cinsel saldırı olarak görülmelidir” şeklindedir.
2006′da Hvozdik’in üzerince çalıştığı deneklerde: cinsel tacizcinin %50′sinin hayvana karşı sadistik davranışlar ve şiddet içerdiğini göstermiştir.
Genel anlamda toplum tarafından, bestiyalitede bulunan bir erkek, zihinsel olarak rahatsız, sapık, tehlikeli, şiddet ve cinsel saldırıya muktedir kişi olarak addedilir. Hatta biraz daha ileri gidersek, bu hayvan tacizciliğin, çocuk tacizciliğine vardığını da söyleyebiliriz.
Kişilerarası şiddet ile cinsel saldırı, bazı durumlarda bestiyaliteyi muhteva eder. Bunun neticesinde de, 1998′de Ascione tarafından hayvan tacizi ile kişiler arası şiddet arasında bir bağ olduğu kabul edilmiştir.
1953′te 5800 erkek denekle kendi cinsel tecrübeleri hakkında yapılan araştırmada, bunların %40-50′ye yakının en azından bir kez bir hayvanla cinsel temas kurduğu sonucu çıkmıştır.
Hayvan tecavüzü, çocukluk ve ergenlik çağındaki davranış bozukluğunda, psikolojik olarak disfonksiyonun erken işareti olarak tanınır. Gerçekten de hayvan tecavüzü, akıl bozukluklarında tanı ve istatistiksel el kitabında, bozukluk için belirtilerden biri olarak listelenir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir.
Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir.
Eğer bir kişinin geçmişinde hayvana cinsel taciz tecrübesi varsa, bunun, onu, fiziksel hayvan tacizine çekeceği yönünde ciddi bir kanaat vardır.
1986′da Ressler’in 36 cinsel motifli katilin arasında, çocuklukta veya ergenlikte cinsel taciz ile cinsel aktiviteler, meraklarla ilgili bağın kurulması için yapılan araştırmada: %43′ünün, çocukluğunda cinsel tacize uğradığı, %32′sinin, ergenlikte cinsel tacize uğradığı bulunmuş ve çocukluğunda cinsel tacize uğrayanların da çocukluklarında aktif olarak hayvanlara zulüm uyguladıkları saptanmıştır.
Yine 2003′te 880 çocuk ve 276 cinsel taciz görmüş çocuklar olmak üzere 2-12 yaş grubu arasında 2 ayrı grup ele alınmış; ve %34 ile %3 gibi birbirinden çok açıkça farklı yüzdelerle, taciz görmüş çocuklar arasında hayvan taciz oranının da çok yüksek olduğu görülmüştür.
Yine 1966′da Hellmann ve Blackman’in 31′i şiddet suçlusu 22′si şiddet içermeyen suç işlemiş toplam 53 hapishane mahkûmu üzerinde yaptıkları araştırmada, %52′sinin hayvan tecavüzünde bulunduğu rapor edilmiştir.
Mahkûmlar, daha saldırgan ve daha az saldırgan içerikli diye gruplandırıldıklarında: önemli hayvan taciz ve tecavüzlerinin daha saldırgan grupla bağlantılı olduğu gözlemlenmiştir.
Yine 1986′da Ressler’in raporunda, cinsel katillerin %23′ünde hayvanlarla cinsel ilişki merakı olduğu rapor edilmiştir.
Hayvanlarla girilen cinsel ilişki, mazoistik ya da sadistik veya her ikisi ile birden bağlantılı olduğu durumlar saptanmıştır. Daha da ileri götürüldüğünde, 1992′de Dutton, hayvana karşı işlenen işkence ya da ölüm muhteva eden davranışlar ki her zaman cinsel de olması gerekmez, bir insanın öldürmek için pratik yapma maksatlı hizmet edebilir, demektedir.
Tecavüz denince, bir cinsel birlikteliğin tecavüz olarak addedilebilmesi için karşımıza “izin” mevzuu çıkar. Bestiyalite, kesinlikle tecavüz olarak addedilir, çünkü çocuk tecavüzünde de olduğu gibi hayvandan izin almak mümkün değildir.
İster pedofili olsun ister bestiyalite; sağlıklı bir beynin ve sağlıklı bir ruhun kabul etmek istemeyeceği gerçekleri içerir. Özellikle ülkemizde uzun yıllardır, üzerleri farklı nedenlerle örtülmekte, bu nedenle de, işlenen suçlar, korkunç rakamlara ulaşmıştır. Biri, cinsel ihtiyaç adı altında kanıksatılmaya çalışılmakta diğerinde ise aile içi durumun saklanması gerekliliği inancı ile hasır altı edilmektedir. Toplumumuzun tuhaf adlandırılabilecek iki yüzlü bir namus ve ayıp anlayışı vardır. Başkaları duymadığı ve bilmediği müddetçe, yapılan hiçbir şey ayıp olarak kabul edilmez. Bu vesile ile toplum olarak kendimizle yüzleşmemiz, sağlıklı bir toplum için şarttır. Yoksa, kendimizi ahlaki değerleri yüksek, yabancıları ahlaki değerlerden yoksun görmek ve göstermek, kendimizi kandırmaktan başka bir şey değildir.
HAYVAN ŞİDDETİNİN SUÇLU PROFİLİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ
. 1. BÖLÜM ![]()
Sizlere, bu önümüzdeki 3 ay, birbirini takip eden 3 yazı ile ülkemizde görmezden gelinen ancak diğer gelişmiş dünya ülkelerinde erken teşhis tanısı olarak kabul edilen ve faillerinin potansiyel suçlu olarak görüldükleri ve bu nedenle cezalandırıldıkları “hayvan şiddeti” kavramından bahsedeceğim. Hayvana karşı işlenen şiddetin esasında, ruhsal bozukluk olduğunu, özellikle de çocukluk döneminde davranış bozukluğu tanısı için erken teşhis teşkil ettiğini hapishane mahkumları üzerinde yapılan çalışmalardan yola çıkarak anlatacağım.
Bu ay size, HAYVANA ŞİDDETİN DAVRANIŞ BOZUKLUĞU OLARAK KABULÜ’nü anlatacağım:
Davranış bozukluğu: çocuklarda, akıl sağlığı kliniklerinde, en sık konan teşhis türüdür. Davranış bozukluğu tanısı konan çocuklar; başkalarının temel haklarına ilişkin veya toplumsal kuralları ihlal eden tekrarlayan ve ısrarcı hareket biçimi sergilerler.
Davranış bozukluğu olan bu çocuklarda, diğerlerinin duyguları, dilekleri ve iyilikleri ile ilgili çok az empati duygusu vardır ve diğerlerini çok az önemserler. Özellikle bu çocuklar, mala zarar verir, yalan söyler, çalar, ve sıklıkla insanlara ve/veya hayvanlara karşı saldırgan davranışlar sergilerler. Her ne kadar, hayvana karşı şiddet eğilimi, başta davranış bozukluğu olarak yer almamış olsa da 1990 yılında, hayvana karşı şiddetin davranış bozukluğu açısından ciddi bir kriter teşkil ettiği saptanmıştır. Davranış bozukluğu olan çocukların %25′inde, hayvana karşı şiddet uyguladıkları gözlenmiştir.
Aynı zamanda, davranış bozukluğu belirtileri her ne kadar geç çocukluk döneminde baş gösterse de 1994′te, hayvanların canını yakmak, bir çocukta davranış bozukluğu tanısı açısından erken teşhis konulmasına yardımcı olmuştur.
Amerika’da 50 eyalette de, hayvana zulüm, suç olarak kabul edilmektedir. Ayrıca, belirtmek gerekir ki birçok eyalette hayvana karşı zulüm her ne kadar cürüm teşkil etse de, kumar oynamakla, uyuşturucuya ilişkin suçlarla mukayese edildiğinde, hayvana karşı zulüm ciddi bir suç olarak muamele görür.
Bizde maalesef 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, Kabahat kanunu kapsamında yer almakta, hayvana fiziksel ya da cinsel şiddet uygulayan fail idari para cezası ile kurtulmaktadır.
Ancak hayvana karşı zulmün resmi raporlarda çok fazla yer almaması, hayvana şiddet uygulayan failin genellikle, tek başına, yaptığı eylemin sır olarak saklanan bir edim olmasından ve sadece fail tarafından bilinmesinden dolayı kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle, hayvana karşı zulümde, fail dışındakilerden, ailesi ya da öğretmenlerinden bilgi toplamak da çok zordur. Bu da, problemin büyüklüğünün algılanmasını ve toplum üzerindeki tam etkisini bilmemizi zorlaştırmaktadır.
İnsancıl cemiyetler ve hayvan refahı için uğraşan teşkilatlar, bilim adamları ve kanun koyucuların, yavaş yavaş, uzun vadede, bir toplumun insanlarına davranış şekillerinin, hayvanlarına davranış şekillerinden ayrılmaz olduğunu idrak ettiklerini raporlamıştır.
Ayrıca FBI’ın Davranış Bilimleri Birimi, suçların araştırılması ve kovuşturulması aşamasında, hayvana karşı işlenen suçun, insanlara karşı vahşi cinayetler işleyen faillerin kim olduğunu ve ne olacakları hakkında kuvvetli birer araç teşkil ettiğini belirtmiştir.
Medya, mutad olarak seri katillerin ve şiddet suçlularının, erken çocukluk dönemlerinde hayvana karşı zulüm geçmişleri olduğunu ve hayvana şiddet ile insana şiddet arasındaki bağın varlığı açısından da kamudaki algılayışın da arttığını belirtmektedir.
Örneğin, Albert De Salvo, 1 yılda 13 kadını öldürmüştür. Salvo’nun, portakal sandıklarında kedileri ve köpekleri kapana kıstırıp sonra bu sandıklara oklar attığı bilinmektedir.
20 yaşındaki Jason Massey, 13 yaşında 1 kızı ve 14 yaşındaki üvey erkek kardeşini öldürmüştür. Massey’nin cinayetlerine kedi ve köpek öldürerek başladığı rapor edilmiştir.
Yine 15 yaşındaki Kip Kinkel, ailesini ve daha sonra lisedeki 24 öğrenciyi öldürmüştür. Kinkel’in, kedi başı kesmek, canlı sincapları küçük küçük parçalara bölmek, inekleri havaya uçurmak gibi hayvana karşı zulüm geçmişi olduğu rapor edilmiştir.
Hayvana karşı zulüm, davranış bozukluğunun erken belirtisidir, bu nedenle hayvana şiddetle insana şiddet arasında bir bağ olduğu kavramı, büyük bir önemle incelenmelidir.
Saldırgan suçluların erken çocukluk yıllarında, yatağını ıslatma, yangın çıkartma, hayvana karşı zulümde bulunma gibi davranışlarının yer aldığını rapor etmişlerdir.
84 hapishane mahkumu üzerinde yapılan araştırmada, 84 mahkumdan 21′inde yatağını ıslatma, yangın çıkarma ve hayvana zulüm geçmişi oldukları tespit edilmiştir. Ve 84 mahkumdan saldırgan suç işlemiş olan 31′inden %74′ü, bu 3 fiile de iştirak etmişlerdir.
Psikiyatrist Dr. Alan Felthous, hayvana karşı zulüm geçmişi olan 18 hastasından 12′sinin insanlara karşı da saldırganlık seviyesi üst düzeyde davranışlarda bulunduğunu saptamıştır.
Hapishane mahkûmları üzerinde yapılan araştırmalar, saldırgan yetişkinlerin, çocukluklarında hayvana karşı zulüm yaptıkları gerçeğini ciddi anlamda desteklemektedir. Mesela, tecavüz ve çocuk tacizi suçu işlemiş 64 mahkûm üzerinde yapılan araştırmada, tecavüzden mahkûm olanların %48′inin ve çocuk tacizinden mahkûm olanların %30′unun aynı zamanda, hayvana karşı zulüm geçmişine de sahip oldukları saptanmıştır.
Yine günümüzde sayısı artmakta olan suç şekli, okullarda silahlı saldırı vakalarında, her 9 vakadan 5′inde okula silahlı saldırıda bulunan gencin, geçmişinde belgelenmiş hayvana karşı zulmü olduğu saptanmıştır.
Hayvana karşı işlenen fiziksel ya da cinsel şiddet, çocuklar tarafından sergilendiğinde, davranış bozukluğu açısından asla göz ardı edilmemesi gereken bir erken belirtidir. Çocukların, ıslah edilebilmelerini ve korunmalarını sağlamak için bu erken belirtiyi fark edip tedavi yoluna gitmek, çocukların gelecekleri açısından da hayati önem taşır.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.
Bu kedi kulübeleri projesinin temelleri, Nişantaşı’nda yaşayan hayvan sever Mimar arkadaşım Didem Gökgöz’ün telefonuyla atıldı. O bölgedeki hayvan sever gönüllülerin, Şişli – Mıstık Parkında bir kenara, sürekli olarak besledikleri ve kısırlaştırma ameliyatlarını gerçekleştirdikleri kedileri, barındırma maksatlı derme çatma kulübeler yaptıklarını, ancak özellikle Teşvikiye muhtarının ve çevreden bir kısım insanların, bu kulübeleri sürekli attırdığını ya da attığını, açıkta kalan kedilerinin hastalandığını ve bir kısmının da öldüğünü söyledi.
İlk bunu duyduğumda, 3-5 kediciğin bir koskoca mahalleye nasıl ve neden sığdırılamadığını anlamaya çalıştım. Sonunda, yine insan gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kaldım. Bencil insan doğası, çevresinde kendinden başka hiçbir canlının var olmasını istemediği gibi var olmasına saygı duymuyor daha da kötüsü tahammül edemiyordu. Ama tahammül edememesi, hiç bir şeyi durduramayacaktı…
Bu hayvanların, varlığı ve yaşam hakları, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ile tanınmış ve güvence altına alınmıştır. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve Kanunun Uygulama Yönetmeliği uyarınca, özellikle de sokak hayvanlarının sorumluluğu, Belediyelere verilmiştir. Sokak hayvanları için hayvan sever gönüllüler ile Belediyelerin birlikte, iş birliği içinde çalışmaları, hem Kanunda hem de kanunun Uygulama Yönetmeliğinde açıkça ön görülmüştür.
İşin özü, bu hayvanların yaşama ve barınma ihtiyaçlarını gidermek, insanoğlunun göstereceği bir lütuf değil yasa gereğidir.
Biz de, bu yasal dayanaktan güç alarak Belediye Başkanına gidip durumu izah ettik. O da, tüm içtenliğinle projemize sahip çıkarak ilk olarak bu projenin, Şişli – Mıstık Parkında başlatılmasına destek verdi. Sayın Başkan, aynı zamanda, Mayıs ayında 100 adet kulübe yaptıracağını ve bu projeyi ilçesi bazında yayacağına dair de taahhütte bulundu.
Şimdi, Mıstık parkında, değişik 2 mimari yapıda, 3 adet kedi kulübesi mevcut. Kulübeler toplamda, 12 kedi için düşünülmüş de olsa, içinde barındırdığı kedi sayısı, yirmileri geçiyor. Bu soğuk havalarda, insanoğlunun bir türlü beceremediği paylaşmanın en güzel örneğini göstererek sıcak yuvalarını diğer kedilerle paylaşıyorlar.
Belediye ile gönüllülerin işbirliği içinde çalışması, meyvelerini Şişli’den sonra da Kadıköy’de verdi. Kadıköy – Özgürlük Parkına da 1-2 adet kedi kulübesi konuldu.
Burada amacımız, hiçbir zaman sadece 5 ya da 6 adet kedi kulübesini 1-2 adet parka koyup adını “proje” olarak çıkarıp sonra da “işimiz bitti” demek olmadı.
Amacımız, en başından beri, hayvan sever gönüllülere yol göstererek onlarla birlikte çalışarak, bunu İstanbul ili bazında, bütün ilçelere, ilçelerdeki bir çok parka yaymak oldu.
Lütfen, sizler de, bu parkları emsal göstererek yasal düzenlemelerden hareketle, kendi İlçe Belediye Başkanlarınıza giderek talepte bulunun. İnsanlar için yapılan parklarda, esasında daha en başından onların yeşilini katlederek şehirleştirdiğimiz ve beton yuvasına dönüştürdüğümüz sonra aralarına ufak tefek konuşlandırdığımız bu yeşil parklarda, onlara ait ufak köşeler yaratılmasına katkıda bulunun. Bu köşelerin yaratılmasını mümkün kılmak için 19 Mart öncesinde, lütfen ilçe Belediye Başkanlarınızı ziyaret ederek talepte bulunun!!
Bu tarz bir projede yer almak hem yasal hem de vicdani sorumluluk gereğidir.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
BAŞKAN YARDIMCISI
NOT: Talep halinde, Belediye Başkanlığına başvuru dilekçesi
Örneği ile kulübe mimari çizimleri, deniztavsancil@yahoo.com
adresine başvurulduğunda gönderilecektir.
Çizim №1: Model 1 : Üç bölmeli ikiz kulübe, arkada yarı kapalı mama ve su kabı alanları, yerden yükseltilmiş palet üzerine oturtulmuştur.
Çizim №2: Model 2 : Altı bölmeli dikey kulübe kompleksi, orta alanda yarı kapalı mama ve su kabı alanları, yerden yükseltilmiş palet üzerine oturtulmuştur.