Yardım Etmek İstiyorum

E-bülten’e Kayıt Olun


Club Safari

Serapet Garden

miyavlar.com

Kürke Hayır

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu

 

31. Aralık 2010

umut dolu yeni bir yıl

Her bir senenin sonuna geldiğimizde,

İyisiyle kötüsüyle bitirdiğimiz senenin hafif hüznü, 

Kapıda bekleyen yeni sene için ise büyük umutlar, hayaller, beklentiler ve neşe kaplar içimi. umut dolu yeni bir yıl

Koca bir seneyi bitirirken; üzülerek söylüyorum ki hayvanlar için hayal ettiğim, kendime onların refahı için koyduğumuz hedeflere yaklaşamadık bile…

Ama yine de bir çok güzel şey yaptık;

Yardıma ihtiyacı olan hayvan severlere hukuki destek verdik,  yol gösterdik,

Bir çok  hayvanın  kurtulmasına yardımcı olduk,

Hayvan hakları mevzuat kitabı yayımladık,

Pitbull genelgesinin iptali için dava açtık,

Mecliste AK Parti Grup Başkan Vekili Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı ile birlikte çalışmamız sonucu, hayvana şiddet ve tecavüzün Türk Ceza Kanunu kapsamında değerlendirilmesi için “madde monte” teklifimizi Meclise sunduk, hayvanlar için büyük adım attık,

Bütün bir sene boyunca kamuoyunda ve devlet nezdinde, hayvanların yaşam hakkına ve hayvana şiddet ile insana şiddet arasındaki illiyet bağına ilişkin, küçümsenemeyecek bir farkındalık yarattık,

Bilgilendirmeler yaptık, gerektiğinde yetkili mercilere müdahalelerde bulunduk,

Tabii ki daha yapılacak çok şey var! Ama bu yaptıklarımız, yapacaklarımız için bize  mücadele gücü veriyor!

Bizi bekleyen bu yeni yılda, önümüzdeki upuzun yapacaklar listemize, kaldığımız yerden devam edeceğiz!

Hayvana şiddet ve tecavüzün Türk Ceza Kanununa alınmasının sağlanması, Pitbull Genelgesinin iptali, şimdi detayını veremeyeceğim bir pilot dava, Komisyonumuzun yeni paneli, Yerel yönetimlerle işbirliği, petshop sorununun ciddi olarak ele alınmasının sağlanması, …. ve liste böyle uzayarak gidiyor.

Yavaş yavaş da olsa kafamıza ve yüreğimizi koyduğumuz her şeyi gerçekleştiriyoruz. Bundan daha 4-5 ay kadar önceydi, Sevgili Meral Hanım bana, barınağın soğuk hava deposu ihtiyacından bahsettiğinde… Şimdi, Yedikule Hayvan Barınağının, tüm Türkiye’ye örnek teşkil edecek soğuk hava deposunun, siparişi verildi bile.

Sıradaki yeni hedef; kapıda hepimizi bekleyen yüzyılın en soğuk kışlarından biri olacağı söylenen dondurucu  dönem için, Barınaktaki canların, başlarını, sıcak bir çatı altına sokmalarını sağlamak üzere 40 adet kulübe almak!

Bu kulübelerin temini için de her bir bağışı, havuzda biriktireceğiz. Damlaya damlaya göl olur derken, boşa söylememiş atalarımız!

İnanıyorum ki, en kısa zamanda bu hedefe de ulaşıp başka hedefler koyacağız kendimize…

Gördüğünüz gibi; yeni sene, yeni hedefler, yeni umutlar, yeni beklentiler…

Hiç bitmiyor, hiç bitmesin…

Ben de herkese; umut dolu, sevgi dolu, mücadele için yürek dolu, mutlu, sağlıklı güzel bir sene diliyorum.

Her bir kişinin gönlünün merhametle dolu olmasını, önce kendimizi sonra da bizim dışımızdaki her bir canlıyı sevecek kadar yüreklerin sevgi dolu olmasını diliyorum yeni yılda…

                                                                                                                                                                                                                                                                                                          Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                       İSTANBUL BAROSU

                                                                            HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                                    Bşk. Yrd.

 

30. Kasım 2010

bir bayramın ardından

Her Kurban bayramı geldiğinde;  Sokak aralarında, ehil olmayan kişilerce kesilen koyunların ve büyük baş hayvanların acı sesi, hayvanların yol kenarlarına bırakılmış işkembe ve bağırsakları, kesim yapılan mahallelerde havaya dağılmış kan kokusu… Ve liste böyle uzayarak gider.  Doğal olarak da bütün bunların sonunda, vahşet görme korkusuyla televizyon seyredememe sendromu.

Bu nedenle, ben de Kurban Bayramlarında Türkiye’de olmamak için hep yurt dışına gitmeye çalışırım. Tabii ki seyahat edilecek ülkeye karar verirken, kurban kesilmeyecek bir ülke olmasına özen gösteririm.

Bu bayramda da yurt dışındaydım ailemle birlikte. Vietnam ve Kamboçya’ya, güney doğu Asya ülkelerine gittik. Kamboçya şimdi basında, su festivalinde meydana gelen faciayla gündemde.

Seyahate çıkmadan önce arkadaşlarım hep; “Deniz, yağmurdan kaçarken doluya tutulma, oralarda köpek yerler” diye, uyardı.

Evet kalbimi tutarak gittiğimi, itiraf etmeliyim.

Bu yazıyı yazmaktaki  amacım, bu ülkelerde gördüğün diğer bütün güzelliklerin yanı sıra bana yaşattığı duygulardan birini, sizlerle paylaşmak istemem.

Önce Kamboçya’ya vardık.   İnanılmaz bir sefalet yaşandığını söylemem, abartılı olmayacaktır.

İnsanların yerden yükseltilmiş 20m2’lik tahtadan evleri, genelde dere içinde yer alıyor. Kara üzerinde yer alan evler de yine oda büyüklüğünde ve tahtadan.

Evlerde,  tavandan asıllı hamaklar dışında başka eşya yok. Sokaklarda pişirilen yemekler ve yine sokaklarda yıkanan bulaşık. Evet evlerde mutfak yok. Evlerde tuvalet de yok.

Gittiğimiz yüzen köylerden birinde, gördüğümüz manzara karşısında hayretler içindeydik. Yine aynı tarz oda büyüklüğünde tahta evler yüzer vaziyette… Su kahverengi, çamur gibi.

Bu suda yüzüyorlar, bu sudan tuttukları balıkları yiyorlar ve bu suya tuvaletlerini yapıyorlar.  Afrika’dan en büyük farkı, Allah’ın lütfu olarak; burada yağmur çok yağmıyor, iklim ılıman, toprakları çok bereketli, bu sayede de yılda 3 defa ürün alabiliyorlar. Pirinç bol… Yani en azından, bir nebze de olsa beslenme sorununu çözebilmişler.

Peki bütün bunları size niye anlatıyorum, beni burada ne etkiledi?

Beni etkileyen şey; bu sefalet içinde yaşayan insanların bir de köpek beslemeleriydi. Tabii, tahmin edeceğiniz üzere, veterinere götürme imkanları yok. Hayvanlar kısırlaştırılmıyor da. Ama hemen hemen her evde bir köpek besleniyor. Köpekler tasmasız. Evet köpekler, sahipleri kadar aç ancak güvende ve seviliyorlar…

Sonra geçtiğimiz Vietnam’da da köpekler gördüm. Çok şanslıyım ki köpek etinin yendiği hiçbir yere rastlamadım.

Eminim hala köpek eti yiyen daha yaşlı bir nüfus vardır, ne de olsa alışkanlıkları yıkmak kolay olmuyor.

Ama evlerde pet olarak bakmaya başladıkları, artık duygusal bir bağ kurdukları bu köpekler, belli ki tabaktaki et olmaktan çıkmaya başlamış.

O sefalet içinde, lokmalarını köpekleriyle paylaşmaları, beni, gerçekten çok etkiledi.

Bizim ülkemizdeki en çiğ söylemdir: “zengin insan besler evde hayvan”.

Bu cümlenin içi, nasıl boşalıyor birden değil mi? ?

Sadece canlı seven, şefkat ve merhamet dolu bir yürek, hayvan besler evde…

Ne de olsa, hayvanın güven duyduğu bir mekanda, sevdiği kişilerle yaşaması, diğer bir çok etkenden önce gelir bir hayvan için.

Bizim ülkemizde de, bir gün insanlar, ekonomik düzeye bakmadan sırf sevdikleri ve o dilsiz canların dostluğu için hayvan bakmaya başlayacaklar. Hayvanlar hiçbir koşulda eziyet çekmeyecek. Hayvanlara eziyet edenler çıkarsa da, ciddi anlamda cezalandırılacak. Ve ben, bunları muhakkak göreceğim.

Çünkü orada gördüm, sefalet içinde bile sevgi ve mutluluk vardı!

Herkese güzel, sevgi dolu, eziyetsiz günler dilerim…

                                                                                                                   Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                                               İstanbul Barosu

                                                                                                      Hayvan Hakları Komisyonu

                                                                                                              Başkan Yardımcısı

 

04. Kasım 2010

yaklaşan bayram

yaklaşan bayram

YAKLAŞAN BAYRAM . . .

Yaklaşmakta olan kurban bayramı münasebetiyle, sizlere 2 önemli konuda hatırlatma yapmak istiyorum.

İlk hatırlatma, Barınaktaki canlarımızla ilgili. Bayram tatili boyunca gözetimsiz ve görevlisiz kalacak barınaklarımızı, lütfen bayram tatili boyunca, ziyaret etmeyi ihmal etmeyelim. Kafesler arkasında kilitli kalan, yiyeceği yemeğe ve suya ancak insan vasıtasıyla ulaşan canlarımızı, açlıkla ve susuzlukla hatta ölümle boğuşur halde bırakmayalım. Barınaklarda yaşadıkları eza, cefaya (Yedikule Hayvan Barınağını, Tuzla Rehabilitasyon Merkezini ve Üsküdar Barınağını muaf tutuyorum) bir de açlık ve susuzluğu eklemeyelim.

Bugüne kadar dönem dönem yaşanan 9 günlük bayram tatilleri sonunda, onlarca canımız barınaklarda bu yüzden öldü. Bu sene de aynı vurdumduymazlığı ve sorumsuzluğu yaşamayalım. İnsan eli ile kafesler arkasına kilitlenen bu hayvanları, adeta birer eşya gibi orada unutmayalım! BAYRAMDA BARINAKLARIMIZI SAHİPSİZ BIRAKMAYALIM!

İkinci hatırlatmayı kurban kesimi ile ilgili yapmak istiyorum.

İl Müftüsü Sayın Burhan İşliyen’in kurbana ilişkin “…Kurban mali bir ibadettir. Dinimizin belirlemiş olduğu ölçülerde kurban kesme imkanına sahip olan Müslümanların kurban kesmeleri üzerlerine vaciptir. Kurban kesme imkanına sahip olamayanların ise kurban kesme mükellefiyetleri ve sorumlulukları yoktur. O sebeple her hangi bir sıkıntıya girmeleri, ‘ben kesemedim, bu ibadeti yapamadım’ şeklinde bir rahatsızlık duymaları söz konusu değildir…” şeklindeki beyanını da bir kez daha hatırlatmakta büyük fayda görüyorum.

5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca: Hayvanların kesilmesi; dini kuralların gerektirdiği özel koşullar dikkate alınarak hayvanı korkutmadan, ürkütmeden, en az acı verecek şekilde, hijyenik kurallara uyularak ve usulüne uygun olarak bir anda yapılmalıdır. Hayvanların kesiminin ehliyetli kişilerce yapılması sağlanması esastır.

Dini amaçla kurban kesmek isteyenlerin kurbanlarını dini hükümlere, sağlık şartlarına, çevre temizliğine uygun olarak, hayvana en az acı verecek şekilde bir anda kesimi ve ehliyetli kişiler tarafından kesim yapılması esastır.

Kurbanların eziyet verilmeyecek şekilde ve kesim tekniğine uygun olarak kesilmeleri için gereken tedbirlerin alınması gerekir.

Kurban satış ve kesim yerlerinde hayvanların korunması, gözetilmesi, bakımı ve kötü muamelelerden uzak tutulması yanında, temizlik, sağlık ve güvenliklerine özen gösterilmesi ve hayvanların uygun vasıtalarla ve eziyet edilmeden taşınması gerekir. 

Hayvanlara kasıtlı olarak kötü davranmak, dövmek, aç ve susuz bırakmak, aşırı soğuğa veya sıcağa maruz bırakmak, bakımlarını ihmal etmek, kesin olarak öldüğü anlaşılmadan vücutlarına müdahalede bulunmak KESİNLİKLE YASAKTIR.  İhlali suç teşkil etmekte olup hakkında gerekli işlemler yapılmalıdır.

Yukarıda hep fazla eziyet vermemekten ve en az acıyı çektirmekten bahsettim. Bu anlamda, bunu sağlamanın en doğru yolu; ACISIZ KESİMDİR.

Hayvana fazla eziyet vermemek (ölüm acısını azaltmak) maksadıyla, kesim esnasında hayvana elektroşok uygulamanın, hayvanın kurban olarak kesilmesine engel ayıplardan sayılmadığını, din adamları da kabul etmektedir.

Çarpıcı gerçek, 1993 yılından beri bütün Avrupa Birliği ülkelerinde, kesimin, bayıltılarak yapıldığı, bizim Ülkemizde uygulanan kesim yönteminin, Avrupa Birliği Ülkelerinde yasaklanmış olduğudur.   

Bizim ülkemizde, kesim, hayvanların direk boğazı kesilerek gerçekleştirilmektedir. Hayvanın duyduğu acı dakikalarca sürmekte, hayvan yerde hareketsiz yatmaya başladığı zaman bile hayvanın bilinci hala açık olduğundan acı duymaya devam etmektedir. Ta ki beyin ölümü gerçekleşinceye kadar bu acı hissi dinmemekte, hayvan on dakikaya kadar uzayabilen bu süreçte tarifi mümkün olmayan acı çekmektedir.  

Bu nedenle, hayvanın bir an önce bilincini kaybetmesi, büyük önem taşır. İslam dininde, hayvanın ölmeden önce kesilmesi esastır ki bu elektroşok ile kesimde; hayvan ölmemekte,  sadece bilinci kapandığı için acı duymamaktadır. Hatta böylelikle, daha çok kan kaybettiği de bir gerçektir. Bu şekilde gerçekleştirilen kesim de asla İslam dinine ters düşmemekte, Diyanet de, bu şekilde kesimin yapılabileceğini söylemektedir.   

Kısaca; 1- Kesim, hayvana en az acı verecek şekilde, asla eziyete dönmeden,                                                                                      

2-Ehil bir kişi tarafından, hatta elektroşok ile bilinci kapatılarak gerçekleştirilmelidir.

Yukarıda belirtilen bütün bu yasal düzenlemelerin ve tıbbi açıklamaların yanı sıra dinen de; Kurban keserken özellikle hayvana sıkıntı vermemeye dikkat edilmelidir. Şehirlerde gördüğümüz ve hayvanların itilip kakılarak, dövülerek kurban edilmesi vahşiliktir, İslam ahlakına da asla sığmamaktadır. Böyle eziyet eden insanlar, günah işlemiş sayılırlar. Bu bayram vesilesi ile Müslümanlar, hayvana nasıl şefkatle davranılacağını gösterme şansı yakalarlar. Bu şansın kaçırılmaması ve Müslümanın merhameti ve diğerlerinden farkı gösterilmelidir.

Bu bayram ritüeli, temiz bir şekilde gerçekleşmeli ve insanları tiksindirmemelidir. Şehirlerde gördüğümüz manzaralar, Müslümanlığın belirtileri değildir. Allah her şeyin ihsan ile yapılmasını şart koşmuştur, bunu unutmamak gerekir.

Benim tercihim, arzum ve hayalim, bir gün hiç bir sokağında kurban kesilmeyen bir ülkede yaşamak.

Bu nedenle, öncelikle daha az kesimin yapılacağı, insanlık dışı vahşet görüntülerinin yaşanmayacağı, boğazın kırmızıya boyanmayacağı, bütün kesimlerin önceden tespit edilmiş kapalı yerlerde hatta ACISIZ bir şekilde gerçekleştirileceği, barınaklardaki hayvanların ihmal edilmeyeceği merhamet ve şefkat dolu bir bayram temenni ediyorum.

                                                                                         Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                       İSTANBUL BAROSU

                                                                            HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU                                                                                                             BŞK. YRD.

 

21. Eylül 2010

haklarımızı bilmenin önemi

  HAKLARIMIZI BİLMENİN ÖNEMİ

Sizlere, Belediyelerin son zamanlarda sayısını arttırmış oldukları yasaya aykırı bir eyleminden bahsetmek istiyorum.

Belediyeler, yasaya aykırı bu eylemi, hayvan sahibi insanların evlerine yasaya aykırı tebligat göndererek gerçekleştiriyorlar.

Öncelikle, Size bir tebligat örneği göstermek istiyorum: 

                                                                                  T.C.

                                                            ………….. BELEDİYESİ

                                                          Zabıta Müdürlüğü

                                                     TEBELLÜĞ İLMUHABERİ        

İLGİ: İstanbul Valiliği İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün ………. tarih, ……….sayılı yazısı

            …………………..  kapı sayılı adreste köpek bulundurmak suretiyle çevre sakinlerine rahatsızlık verdiğiniz ilgi yazıda belirtilmektedir.

            Yazımızın tebliğ tarihinden itibaren …..  gün  içerisinde hayvanınızı kaldırmanız gerekmektedir.  Aksi taktirde hakkınızda Belediye Zabıta Yönetmeliğinde 1-t maddesinde yer alan “Hayvan bulundurmak suretiyle çevreye rahatsızlık vermek suçtur” ibaresi gereği yasal işlem yapılacağı hususu, tarafınıza imza mukabili tebliğ olunur. 

Tebliğ Tarihi:  …..

                     TEBLİĞ EDEN                                                                        TEBELLÜĞ EDEN

                    Hayvan sahibi                                                                                 Zabıta  Memuru

Yukarıda yer alan tebligat örneğini incelediğimizde; gözümüze çarpan ilk aykırılık;

Belediye Zabıta Yönetmeliğinde yer aldığı bildirilen “Hayvan bulundurmak suretiyle çevreye rahatsızlık vermek suçtur” ibaresi.

Ülkemizde, 2004 yılında yürürlüğe giren bir Hayvanları Koruma Kanunu varken, yine 2003 yılında meclisten geçirilerek amir hüküm haline getirilen Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi varken;hayvan bulundurmak suretiyle rahatsızlık vermek suçtur” diyen bir yönetmelik, hukuka kesinlikle tartışmasız bir şekilde aykırıdır.

HİÇBİR YÖNETMELİK, KANUNA AYKIRI OLARAK DÜZENLENEMEZ.

Sadece hayvan bulundurmuş olmak, kesinlikle rahatsızlık sebebi değildir.  Mesken dokunulmazlığı olan taşınmazında, hayvan bulunduran kişi, hayvanının çevreye ses ya da koku gibi rahatsızlık verebileceği unsurları, engellemekle ve bunların tedbirlerini almakla mükelleftir. Bu tedbir alınmaz ve/ veya rahatsızlığa dönüşecek unsurlar engellenemez ise,  Belediye ihtarda bulunur ve para cezası kesme hakkı vardır.

Ancak, değil Belediye, İl Çevre ve Orman Müdürlüğünden yazılı talimat gelse, kişinin hayvanına kimse el koyup götüremez.

Burada, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün sahipli hayvana el koyma konusunda düzenlemiş istisnai bir hakkından bahsetmek de gerekiyor:

Kişi, sahibi olduğu hayvana işkence ediyorsa, hayvana kötü muamelede bulunuyor, onu aç ve susuz bırakıyor, sürekli dövüyor, ona yaşamsal alan vermiyorsa, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanununda yer alan düzenleme uyarınca, İl Çevre ve Orman Müdürlüğü, o hayvana el koyarak hayvanı koruma altına alır ve sahibine de yasaya aykırı eylemi nedeniyle, idari para cezası keser.

Bu istisnai durum dışında, hayvanların evden tahliyesi ancak, mahkemede açılacak “Kat Mülkiyeti Kanununa aykırılıktan tahliye davası”nın, hayvan sahibi aleyhine sonuçlanması halinde mümkün olur.

Belediyelerin, bu tip hukuka aykırı eylemlerinde, yetkililere, yaptıkları usulsüzlük hukuksal açıdan anlatılmalı ve kişi haklarına muhakkak sahip çıkmalıdır.

Bir apartmanda herkese büyük rahatsızlık veren bir çocuk bulunması halinde, çocuğa el konulamayacağı veya apartmanda sürekli 7 gün 24 saat yüksek sesle televizyon seyrederek herkesi rahatsız eden kişinin televizyonu, evden alınıp götürülemeyeceği gibi kişinin de hayvanı evden alınarak götürülemez.

İster can deyin ister eşya, gördüğünüz gibi kimse hayvanınıza mahkeme kararı olmadan dokunamaz.

İşte bu nedenle çok önemlidir, haklarımızın ne olduğunu bilmek. Haklarımızı bilmeliyiz ki  haklarımıza sonuna kadar sahip çıkabilelim.  Sonuçta, bu dilsiz canlar, sadece size emanet!!

                                                                                        Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                                İSTANBUL BAROSU

                                                                                        HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                                           Bşk. Yrd.

 

10. Ağustos 2010

taksim,istiklal caddesinde ki eylem

Size, bu ay, sanatçı Tuna Arman’ın 15 Ağustos 2010 Pazar günü başlayacak, 4 Ekim 2010 tarihinde bitecek, bu süreçte her gün saat 15:00’da Taksim, İstiklal Caddesi, Galatasaray Lisesi önünde gerçekleştireceği ve benim de hem gönülden desteklediğim hem de hukuken destek verdiğim eyleminden bahsetmek istiyorum.

Hepinizin bildiği ve benim de bu köşede sık sık belirttiğim gibi Ülkemizde, 2004 yılında yürürlüğe giren 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, kabahat kanunu kapsamında yer almakta.

Ve bu kanun, her ne kadar hayvan refahı için düzenlenmiş bir kanun olsa da esasında bu kanunun bu mevcut hali ile uygulanması hatta bu kanunun ceza kanunu kapsamına alınarak uygulanması, tüm toplumun refah ve güvenliği için hem çok önemli hem de çok gerekli.

Bunu, her fırsatta dile getiriyorum, hayvana karşı işlenen her türlü şiddet içerikli eylem ve tecavüz, uygun ortamda, ilk fırsatta insana yönelir. Bu husus, bilimsel olarak kabul görmüştür. Şiddet tektir ve kişi, şiddet eğilimini, gücünün yettiğine yöneltir.

Yine başka kabul edilen gerçek; hayvana karşı yapılan eziyet ve işkencenin, şiddet ve anti sosyal hareketlerle ilişkili olduğudur. Hayvana karşı yapılan eziyet, genelde saldırı, uyuşturucu bağlamlı suçlar, tecavüz, seks suçları, hırsızlık ve kundakçılık dahil gayri yasal davranışlarla birlikte meydana gelir.

Ülkemizde modern şehirlerde de yaşanmaya devam eden hayvan tecavüzünün, maalesef en yetkili kişilerin ağızlarına aldığı şekliyle de “cinsel ihtiyaç” adı altında kanıksatılmaya çalışılması çok acıdır. Çünkü hayvana tecavüz, sapıklıktır ve çocuklar için de büyük bir tehlike ve tehdit oluşturur. Mahallede bir hayvan tecavüzcüsü yaşıyor ise, o mahallenin çocukları asla güvende değildir.

 Ülkemizdeki çocuk ve hayvan tecavüzünün, üzeri, uzun yıllardır,  farklı nedenlerle örtülmekte, bu nedenle de, işlenen bu suçlar, korkunç rakamlara ulaşmıştır. Biri, cinsel ihtiyaç adı altında kanıksatılmaya çalışılmakta diğerinde ise aile içi durumun saklanması gerekliliği inancı ile hasır altı edilmektedir. Bunun neticesinde de, adliyeye ve medyaya yansıyan suçlar, akıl almaz bir boyuta taşınmıştır.

Hayvanlara karşı uygulanan istenmeyen cinsel tavırlar, kadınlara, erkeklere ve çocuklara uygulanan cinsel saldırı olarak görülmelidir.

Genel anlamda toplum tarafından, bestiyalitede (hayvanla cinsel ilişkide) bulunan bir erkek, zihinsel olarak rahatsız, sapık, tehlikeli, şiddet ve cinsel saldırıya muktedir kişi olarak addedilir. Hatta, bu hayvan tacizciliği, çocuk tacizciliğine kadar varır.

Bizim Ülkemizde, ciddi anlamda çok yüksek oranda hayvan tecavüzü yaşanmakta. Yine bizim Ülkemiz, çocuk pornosunda, dünya sıralamasında ilk 5 içinde yer almakta. Ve bu iki gerçek, ASLA TESADÜF DEĞİL.

Hayvan tecavüzü, akıl bozukluklarında tanı ve istatistiksel el kitabında, bozukluk için belirtilerden biri olarak listelenir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir. Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir.

Amerika’da hapishanede mahkûmlar üzerinde yapılan araştırmada; mahkumlar, daha saldırgan ve daha az saldırgan içerikli diye gruplandırıldıklarında: önemli hayvan taciz ve tecavüzlerinin daha saldırgan grupla bağlantılı olduğu gözlemlenmiştir.

Bu istatistiksel verilerden sonra, hala, hayvan taciz ve tecavüzüne sadece “itin-köpeğin davası”  olarak  bakmak, bu şiddet ve suç potansiyelinin sadece hayvanla sınır kalacağına inanmak, gerçek anlamda bir cehalet ve yanılgı içinde olmaktan başka bir şey değildir.

Bugün Avrupa’da ya da Amerika’da, hayvana karşı işlenen suçlar, ağır şekilde cezalandırılmakta, cezalandırılma gerekçesi olarak da, bu şiddet potansiyelinin er ya da geç insana yöneleceği gerçeği gösterilmektedir.  

Tekrar belirtmek istiyorum: Hayvana tecavüz, sapıklıktır. Bugün, bunun ülkemizde, en yetkili ağızların bile çekinmeden ağza aldığı şekliyle “cinsel ihtiyaç” olarak kabul görmesi, tamamen ilkellik ve cehalettir.  Cinsel ihtiyaç olarak algılanan bu fiilleri gerçekleştirenlerin, hemen hemen yarıya yakın kısmını evli erkeklerin oluşturduğu gerçeği, çarpıcıdır.

21. yüzyıl Türkiyesinde, hala, yetkili kişileri, yukarıda yer alan sapkınlıkların, sapkınlık olduğuna ikna etmeye çalışıyor olmaktan utanç duyduğumu belirtmek isterim.

Bütün bu nedenlerle, hayvana karşı işlenen zulmü, hayvana yapılan tecavüzü engelleme yolunda bir adım atmak üzere, toplumsal bilincin yaratılmasına yardımcı olmak ve uzun vadede toplumsal huzur ve güvenin de sağlanması için yasal düzenlemelerin yapılması gereğini herkese gösterebilmek için sanatçı Tuna Arman’ın 15 Ağustos 2010 tarihinde  başlayıp 4 Ekim 2010 tarihinde bitecek süreçte, her gün saat 15:00’da başlayacak Taksim, İstiklal Caddesi, Galatasaray Lisesi önünde yapacağı oturma eylemine destek vermenizi, gönülden diliyorum.

Ben, daha güvenli bir toplumda yaşamak istiyorum. Çocuklarımız daha medeni bir toplumda büyüsün istiyorum. Hayvana şiddet ve tecavüz eylemlerinin, bir an önce ceza kanunu kapsamına alınmasını istiyorum.

Bu istek ve arzuları paylaşan herkesi, ama herkesi; hangi dernek, grup, federasyon üyesi olduğuna bakmaksızın orada destek vermeye çağırıyorum.

Çünkü, her bir kişi, hangi grubun parçası olduğuna bakmadan, herhangi bir menfaat ya da fayda gözetmeden, tüm canlar, tüm insanlık için bir araya geldiğinde, bu dünya, yaşanası bambaşka bir yer olacak. Ve ben, bunun, bir gün gerçekleşeceğine, gönülden inanıyorum.

                                                                                          Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                         İSTANBUL BAROSU

                                                                HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                 Bşk. Yrd.

Toplam 5 sayfa, 2. sayfa gösteriliyor.12345