Yardım Etmek İstiyorum

E-bülten’e Kayıt Olun


www.petimenealsam.com

Kürke Hayır

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu

 

21. Aralık 2008

YENİ BİR YILA GİRERKEN

Köyün birinde, bir çeşme yapılacaktır. Köy halkı, bu çeşmenin yapılmasını çok uzun zamandır her şeyden çok arzu etmektedir.

Çeşmenin yapılması için örgütlenmeye karar verilir.  Çünkü Belediyenin karşısında örgütlenmiş bir topluluğun daha çok kaele alınacağını çok iyi bilirler.

Belediye Başkanından uzun zamandan beri randevu almaya çalışan köy halkı, örgütlendikten sonra hemen randevu alır.  Çok heyecanlanırlar.  Randevuyu bu kadar çabuk alabildiklerine göre, çeşmenin de yapılmasına karar verileceğine inanırlar.

Hepsi tek bir yürek, tek bir yumruk, Belediye Başkanının huzuruna çıkarlar, Belediye Başkanı tüm iyi niyetiyle karşılar onları, dertlerini dinler ve çeşmenin yapılması konusunda her türlü desteği ve imkanı sağlayacağına dair söz verir.  Ancak onlardan bir proje getirmelerini ister.

İşte olan da o zaman olur. Çeşmenin nerede ve nasıl yapılacağı konusunda bir türlü fikir birliğine varamazlar. Ve çok kısa bir zaman zarfında örgütte çatlamalar belirir. Örgütten yeni örgütler doğmuştur.  Ufacık köyde, aynı amaç çevresinde toplanmış köy halkı, şimdi ayrı ayrı 7 örgüte bölünmüştür.

Her biri ayrı olarak çalışmaya başlar.  Her birinin güzel bir projesi vardır.  Esasında her biri de diğerinin projesini beğenmektedir, ancak artık amaç, çeşmenin inşasını tamamlamak olmaktan çoktan çıkmıştır.

Herkes çeşmeyi unutmuş, hangisinin projesinin kabul edileceğine odaklanmıştır.  İşin en kötü yanı da, hangi örgüt projesini Belediyeye sunsa, diğer örgütler, o projenin çıkmaması için ellerinden geleni yapmış.

Köy halkının her birinin egosu, çeşmenin önüne geçmiş, hatta kendi varlıklarının bile…..

Tabii tahmin etmesi hiç zor değil, o köyde, bir çeşme inşaatı asla gerçekleşememiş….

                 ———————————-

        Yeni yıla girerken, umut dolu olmak istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanlardan ümidimi kesmemek istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanların iyi niyetlerinden şüphe duymamak istiyorum.

Yeni yıla girerken, insanların, canlıları sevip korumak adına verdikleri mücadeleye inanmak istiyorum. 

Yeni yılda, her canlının sevildiği ve saygı duyulduğu güzel bir ülke, güzel bir dünya istiyorum.

Yeni yılda, ortak gayesinin ne olduğunu asla unutmayan ve gayesinin gerçekleşmesi için diğerleriyle iş birliği yapabilen insanların artmasını istiyorum.

Yeni yılda, küçük egolu, büyük insanlar görmek, tanımak istiyorum.

Herkese iyi seneler, mutlu yıllar diliyorum…

YENİ BİR YILA GİRERKEN

 

22. Kasım 2008

5199 sayılı yasada barınaklar

 Hem 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hem de bu Kanunun uygulama Yönetmeliği uyarınca; Barınakların ne ve nasıl olması gerektiği düzenlemiştir.  Bu konuda önemli bazı unsurlar öne çıkmaktadır.  

Öncelikle hem Kanun hem de Yönetmelik; Geçici Bakımevlerinden bahsetmektedir. Geçici Bakımevi; hayvanların rehabilite edildiği, kısırlaştırma ameliyatlarının gerçekleştirildiği, gerekli aşılarının yapıldığı, küpelendikleri, kayıt altına alındıkları, maksimum 10-15 günlük bir süre için bu tür işlemler için tutuldukları yer olarak tanımlanmaktadır. 

Oysa bugün, bu Geçici Bakımevleri, sınırlı sayıdaki Rehabilitasyon Merkezleri dışında Barınak adı altında kullanılmaktadır.  Yine çok az sayıda gönüllünün sahip çıkmış olduğu Barınaklar dışında, Türkiye genelindeki Barınaklar,  5199 Sayılı Hayvanların Korunmasına Dair Yasadaki var olma gayelerinin dışına çıkmıştır.  

Bugün bu barınaklar; hayvanların saldırgan – uysal ayrımı yapılmadan üst üste istif edildiği, kanunda ve yönetmelikte belirtilen geçici bakımevi kapsamında olmayıp yaşamları boyunca hapsedildikleri, belediyelerin bütçelerinde yer alıyorken ödeneklerin ayrılmadığı, gönüllülerin içeri alınmadığı, hayvanların aç ve susuz bırakıldığı, hatta hayvanların birbirlerini parçalamalarına göz yumulduğu ÖLÜM KAMPLARI’na dönüşmüştür.  

Barınaklar, uygulamada, Rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülmelidir.  Bu yerler, hayvanların kısırlaştırılması, aşılanmaları, küpeleme işlemlerinin yapılması, kayıt altına alınmaları, kimi zaman da rehabilite edilme maksadı ile kullanılan, hayvanların 10-15 gün gibi sınırlı sürede tutuldukları yerler olmalıdır.  Ve hatta, sakat, yaşlı ve sokakta yaşayamayacak küçük ırk hayvanların da tutulduğu merkezler kurulmalıdır. Bugün, Türkiye’de, maalesef, yaşlı, sakat ve aciz hayvanlar için rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır. Hayvan korumacıları tarafından bunun mücadelesi, halen verilmektedir.    

Yasada öne çıkan diğer önemli unsur; bu sokak hayvanlarının, bu Geçici Bakım evlerinde gerekli kısırlaştırma ameliyatları gerçekleştirildikten, gerekli aşıları yapıldıktan, ve küpelendikten sonra, ALINDIKLARI YERE GERİ BIRAKILMALARI ZORUNLULUĞUDUR.  

Bu unsur da maalesef yasa maddeleri ile düzenlenmiş olsa da, uygulamada bu şekilde uygulanmamakta; ilçe Belediyeleri ya da İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından kısırlaştırılıp küpelenip kayıt altına alınan bu hayvanlar,  yerleşim yerlerinden uzak, yiyecek bulamayacakları, ormanlık bölgelere atılmakta, yasa uyarınca yaşam hakları olan bu hayvanlar, direk insan eli ile öldürülmeyip ölüme terkedilerek dolaylı yoldan ölümlerine sebebiyet verilmektedir. 

Barınakların, Kanunda ve işbu Kanunun uygulama Yönetmeliğinde düzenlendiği üzere birer Geçici Bakım Evine dönüştürülmeleri için öncelikle sağlanması gereken şartlar vardır:

  • Hayvanların, kayıt altına alındıktan sonra tekrar alındıkları mahallerine bırakılmaları sağlanmalıdır.
  • Sokağa bırakılan hayvanın, güvenliği temin altına alınmalıdır.
  • Sokaktaki hayvanın, Belediyenin itlaf ekiplerine kurban olmaması da yasal düzenlemelerle sağlanmalı, “kuduz” kisvesi altında bu itlafların yapılması engellenmelidir.
  • Sokaktaki hayvanın, insanoğlunun zulüm ve işkencesinden korunması için 5199 Sayılı Kanunun, Ceza Kanunu Kapsamında değerlendirilmesi sağlanmalı, hayvana zulüm ve işkence eden, kötü muamelede bulunan kişi, Mahkeme önünde cezalandırılmalıdır.
  • Hayvanlar için semtlerde uygun yerlerde besleme noktalarının kurulması gerekmektedir.
  • Eğer ayrıca, bu zavallı dilsiz hayvanlar zaten bulundukları “ölüm kampı” olarak nitelediğim Barınaklarda, her güne yeniden ölerek başlıyorlarsa, bu barınakların da derhal Geçici Bakımevlerine dönüştürülmeleri hatta derhal kapatılmaları gerekmektedir.

Atfettiğim “ölüm kampı” sıfatı, müstesna bazı barınaklar dışında, özellikle gönüllülerin – hayvan korumacılarının içeri alınmadığı bütün barınaklara uymaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bu müstesna barınaklar içinde yer almaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bir eli geçmeyecek bu müstesna barınaklardan biridir.  

Çünkü; hem bu barınağın başında gerçek hayvan sever bir gönüllü Müdürü bulunmakta hem de bu barınak, gönüllü ile belediyenin birlikte el ve gönül birliği ile koordineli çalıştığı, çalışabildiği bir barınak örneğidir.  Bu hususta, Fatih Belediyesinin gösterdiği büyük destek  ve yardım, alkışları hak etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde her bir Belediyenin Fatih Belediyesi’nin izlediği tutumu izlediğine şahit olabilmek, en büyük özlemlerimizdendir.  

Bu barınakları diğer Barınaklardan ayırma sebeplerimi kısaca ayrıca belirtmek isterim:

  • Bu barınaklarda, canla başla mücadele hatta savaş veren gönüllülerin ve bu hayvanları gerçekten düşünen ve onları seven kollayıcılarının varlığıdır.
  • Bu barınaklarda, hayvanların aç kalmıyor, birbirini parçalamıyor, dışkısının içinde oturmuyor olmalarıdır.
  • Bu barınaklar, Belediye ile koordineli çalışmakta ama Belediye tarafından bizzat işletilen ya da ihale edilen Barınaklar gibi sömürülmüyor olmalarıdır.
  • Bu barınaklarda, hayvana zulüm yapılmamaktadır..
  • Herşeyden önce, bu barınaklar, sahipsiz değildir.

Bu müstesna Barınaklar da bünyesindeki hayvanları sürekli barındırmaya devam etmektedir. Çünkü; zaten mahallerine terk edilmeyecek olan bu hayvanlarının ormanlara atılarak ölmeme güvencesi yoktur, kazara da olsa mahallerine terkedilecek olanların da insan vahşetine, araba kazasına ya da Belediyenin itlaf ekibine kurban gitmeme ihtimali de bulunmamaktadır.   

Tekrar belirtmek isterim ki; EĞER, Barınaklarda tutulan bu hayvanlar bakılmayacak, umursanmayacak, aç bırakılacak, işkence ve zulüm göreceklerse, ölüme terkedildikleri bu yerlerin DERHAL kapatılmaları ya da DERHAL ISLAH edilmeleri gerekmektedir.

Ayrıca ve en onemlisi, Belediyelerin, bu hayvanların, birer CAN OLDUĞU fikrinden hareketle, barınaklara sahip çıkmaları gerekmektedir. Her birinin birer can olarak kabul edildiği gün, sorunlarımızın büyük ölçüde biteceği kanısındayım. 

AV.DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU 

İSTANBUL BAROSU  HAYVAN HAKLARI KOMİSYONUBAŞKAN YARDIMCISI

 

 

29. Eylül 2008

KARANLIK ÇAĞIN HASTALIĞI “KUDUZ”

KARANLIK ÇAĞIN HASTALIĞI ” KUDUZ “

 KARANLIK ÇAĞIN HASTALIĞI KUDUZ  

İstanbul’da kuduz vakası, dönem dönem haberlerin üst sıralarına yerleşir.  Ne acıdır ki, günümüzde gelişmiş ülkelerin, hemen hemen hiç birinde görülmeyen bu salgın hastalık, bizde zaman zaman kendini gösterir.  Halbuki gelişmiş ülkeler, bu bulaşıcı hastalığı, tarihe  gömmüşlerdir.

Öncelikle, kuduz nedir?

Hastalığın etkeni, bir virüs olup organizmada öncelikle ve hızla sinir sistemine yerleşir.

 Kuduz virüsü, oldukça dayanıklıdır; 80 derecede 2 dakikada harap olurken,  toprakta 2 -3 ay, salyada 1 gün kalır. Tentürdiyot ve oksijenli su, virüsü birkaç dakikada tahrip eder öldürür. İnsan, memeli hayvan ve kuşlarda, sinir sistemi bozukluğu ile karakterize felçler yapan bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın bulaşması, genelde hayvanların ısırması sonucu salya ile olur. Bu bulaşıcı hastalıktan korunmak, evimizdeki ve sokaktaki hayvanları, sadece 1,5-YTL bedel karşılığında aşılamakla  mümkündür. 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca, sahipli ev hayvanlarının aşılarının yapılması ile sahipleri yükümlüdür.  Yine aynı kanun ve kanunun uygulama yönetmeliği uyarınca; sokak hayvanlarının aşılarının yapılması ile de BELEDİYELER yükümlüdür. 

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununun Uygulama Yönetmeliği,  Madde 7/1/a bendinde açıkça;Belediyelerin, sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, AŞILANMASI, gerekli tıbbî bakımlarının yapılması ve işaretlenmesi, alındığı ortama geri bırakılması, sahiplendirilenlerinin kayıt altına alınmasıyla, yükümlü oldukları belirtilmektedir. Yasa hükmünde de açıkça belirtildiği üzere, sokak hayvanlarının kuduz aşılarının yapılması ile belediyeler yükümlüdür.  Eğer sokakta, bu çağda hala kuduz hayvana rastlamak mümkün ise, bu, belediyelerin ihmalinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, İstanbul’daki bazı ilçe belediyelerinin başlattıkları yeni akım, İstanbul şehri için yeni büyük bir tehlike arz etmektedir. Bazı ilçe belediyeleri, yasa ile düzenlenen görevleri uyarınca, sokak hayvanlarını mahallerinden toplayarak kısırlaştırmalarını ve aşılarını yapmakta, bu aşılanan ve kısırlaştırılıp kayıt altına alınan hayvanları, KANUN UYARINCA tekrar mahallerine bırakmaları gerekirken ormanlara atmaktadırlar. 

Özellikle köpek, tamamen evcilleştirilmiş ve maalesef insanoğluna bağımlı hale gelmiş bir hayvan olduğundan, atıldığı ormandan yine insanların oturduğu mahallere ulaşmaya çalışacak, bu ulaşma yolunda da, trafik kazaları sonucunda ve genelde acı içinde kendi canından olmanın yanı sıra, orman içinde karşılaştığı yabani hayvanlarla teması sonucunda kaptığı kuduzu,  ormana en yakın bulabildiği yerleşim birimine de taşıyacaktır. Bunca açıklamanın özü; 1.5-YTL karşılığında, Belediyelerin yapacağı kuduz aşısı ile bu salgının önüne geçmenin mümkün olduğudur. 

Eğer Belediyeler, çok köpek olduğundan şikayetle, her yere yetişemediklerini söylüyorlarsa; o zaman da dönüp yüzlerce kaçak hayvanın bu ülkeye gelip satılarak 3 gün sonra çeşitli sebeplerle sokağa atıldığında, sokak hayvanı popülasyonunun kontrol altına alınmasında yetersiz kalınmasına yol açan pet shopların denetiminin, İl Tarım Müdürlükleri tarafından ne kadar sağlıklı ve sık aralıklarla yapıldığına bakmak gerekir.

 Hayvan popülasyonunun önüne geçemeyip, hem sayılarını azaltmak kastı ile hem de çoğu zaman kuduz bahanesi ile İTLAF, asla çare olmadığı gibi açıkça yasaya aykırı olmanın yanı sıra insanlık ayıbıdır. Kısacası, kabahat, kuduz olan köpekte asla değildir. Kabahat, onun kuduz olmasına göz yuman ve ondan 1.5-YTL tutarındaki aşıyı esirgeyen yetkili insanlardadır!! Ve bu hazin tablo, 21. Yüzyıl Türkiye’sine de hiç yakışmamaktadır.  

İSTANBUL BAROSU HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU                        

 BAŞKAN YARDIMCISI                                                     

Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU 

 

25. Ağustos 2008

Hayvanların Film ve Benzeri Çekimlerde Kullanılması

Hayvanların Film ve Benzeri Çekimlerde KullanılmasıHayvanların Ticari Amaçla Film, Benzeri Çekim Ve Reklamlarda Kullanılması

Medyadan da takip ettiyseniz “Saddamın Askerleri Kara Güneş” isimli bir filmin, Kültür Bakanlığının sponsorluğunda çekildiğini okumuşsunuzdur.

Bu Filmde, bir at, bir kamyonetin arkasına bağlanmış, işkence neticesinde de öldürülmüştür. Evet doğru okudunuz. Bu teknolojik çağda, bu sahne gerçekten de bir canlı öldürülerek çekilmiştir. Açıkça SUÇ İŞLENMİŞTİR. İşlenen bu suçun, Bakanlığın sponsorluğunda çekilen bir filmde gerçekleşmiş olması, ayrıca işin bir diğer vahim boyutudur.

Yazının devamı için tıklayın »

 

03. Ağustos 2008

Yerel Hayvan Koruma Görevlisi Olun

            I- KANUNİ DÜZENLEME VE HUKUKİ PROSEDÜR:

      5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca, YEREL HAYVAN KORUMA GÖREVLİSİ, tanımı ve görevleri, yasanın 18. maddesinde düzenlenmiştir. 

      Yerel hayvan koruma görevlileri; bölge ve mahallerindeki, öncelikle köpekler ve kediler olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları, aşılarının yapılması, aşılı hayvanların markalanması ve kayıtlarının tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, saldırgan olanların eğitilmesi ve sahiplendirilmelerinin yapılması için yerel yönetimler tarafından kurulan hayvan bakımevlerine gönderilmesi gibi yapılan tüm faaliyetleri yerel yönetimler ile eşgüdümlü olarak yaparlar.

      Yasa uyarınca, Yerel Hayvan Koruma Görevlisi olabilmek için, önce İl Çevre Orman Müdürlüğüne; başvuru dilekçesi ve ekleri (Nüfus Cüzdan Fotokopisi, T.C. Kimlik no, ikametgah senedi, 2 resim) ile başvurulur, sonra yerel Belediyelerde, daha sonra duyurulacak tarihte, seminer düzenlenmekte, Seminere katılan bu kişilere, görevli kartları verilmektedir.   

      II- 5199 SAYILI YASA İLE ÖNE ÇIKAN UNUSURLAR: 

      Hem 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hem de bu Kanunun uygulama Yönetmeliği uyarınca; 3 önemli unsur öne çıkmaktadır:  

      1- Öncelikle hem Kanun hem de Yönetmelik; Geçici Bakımevlerinden bahsetmektedir.  Geçici Bakımevi; hayvanların rehabilite edildiği, kısırlaştırma ameliyatlarının gerçekleştirildiği, gerekli aşılarının yapıldığı, küpelendikleri, kayıt altına alındıkları, maksimum 10-15 günlük bir süre için bu tür işlemler için tutuldukları yer olarak tanımlanmaktadır. 

      Oysa bugün, bu Geçici Bakımevleri, sınırlı sayıdaki Rehabilitasyon Merkezleri dışında Barınak adı altında kullanılmaktadır.  Yine çok az sayıda gönüllünün sahip çıkmış olduğu Barınaklar dışında, Türkiye genelindeki Barınaklar,  5199 Sayılı Hayvanların Korunmasına Dair Yasadaki var olma gayelerinin dışına çıkmıştır.  

      Bugün bu barınaklar; hayvanların saldırgan – uysal ayrımı yapılmadan üst üste istif edildiği, kanunda ve yönetmelikte belirtilen geçici bakımevi kapsamında olmayıp yaşamları boyunca hapsedildikleri, belediyelerin bütçelerinde yer alıyorken ödeneklerin ayrılmadığı, gönüllülerin içeri alınmadığı, hayvanların aç ve susuz bırakıldığı, hatta hayvanların birbirlerini parçalamalarına göz yumulduğu ÖLÜM KAMPLARI’na dönüşmüştür.  

      Barınaklar, uygulamada, Rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülmelidir.  Bu yerler, hayvanların kısırlaştırılması, aşılanmaları, küpeleme işlemlerinin yapılması, kayıt altına alınmaları, kimi zamanda da rehabilite edilme maksadı ile kullanılan, hayvanların 10-15 gün gibi sınırlı sürede tutuldukları yerler olmalıdır.  Ve hatta, sakat, yaşlı ve sokakta yaşayamayacak küçük ırk hayvanların da tutulduğu merkezler kurulmalıdır. Bugün Türkiye’de maalesef yaşlı, sakat ve aciz hayvanlar için rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır. Hayvan korumacıları tarafından bunun mücadelesi halen verilmektedir.  

      2- Yasada öne çıkan diğer önemli unsur; bu sokak hayvanlarının gerekli kısırlaştırma ameliyatları gerçekleştirildikten, gerekli aşıları yapıldıktan, ve küpelendikten sonra, alındıkları yere geri bırakılmaları zorunluluğudur.  

      Bu unsur da maalesef yasa maddeleri ile düzenlenmiş olsa da, uygulamada bu şekilde uygulanmamakta; ilçe Belediyeleri ya da İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından kısırlaştırılıp küpelenip kayıt altına alınan bu hayvanlar,  yerleşim yerlerinden uzak, yiyecek bulamayacakları, ormanlık bölgelere atılmakta, yasa uyarınca yaşam hakları olan bu hayvanlar, direk insan eli ile öldürülmeyip ölüme terkedilerek dolaylı yoldan ölümlerine sebebiyet verilmektedir. 
 

      3- Yasada öne çıkan önemli diğer 3. unsur; Yasanın, Yerel Hayvan Koruma Görevlileri ile Belediyelerin eş güdümlü, koordineli bir şekilde çalışması esasını benimsemiş olmasıdır.  

      Bugünkü uygulamada; bu unsur da tamamen saf dışı bırakılmıştır. Yerel Hayvan Koruma Görevlisinin yasa ile düzenlenme gayesi tamamen yok sayılmış, Belediyeler kendi kararları ve halktan gelen lüzumlu – lüzumsuz şikayetler üzerine, kimi zaman yanlış kimi zaman o an rastgelen hayyvanları toplamakta, yerel hayvan görevlinin bilgisi dışında oradan gelip sokak hayvanlarını almakta, geriye de iadesini yapmayarak bu hayvanları ormanlara bırakarak ölüme terk etmektedirler.  

      Hatta Belediyeler, kendi kayıt altına aldıkları sokak hayvanlarını da toplamakta, onları da ormanlara atmaktadırlar.  

      Belediyeler, kesinlikle Yerel Hayvan Koruma Görevlileri ile koordineli çalışmayı istememektedirler.  Çünkü, herşeyden önce, hayvana bakış açılarında farklılık bulunmaktadır. Sokak hayvanları, Belediyeler için sorun olarak adledilmekle, kurtulmaya çalıştıkları bir mesele sınıfındadır.  Hayvan korumacılar için ise sokak hayvanları; yaşam hakları olan ve bizlerle aynı sokakta yaşamaya hakları olan can dostlarımızdır.  

      III- Yerel Hayvan Koruma Görevlisi Olmak Neden Önemli? 

      Yukarıda da izah ettiğim üzere; kanunda düzenlenen Yerel Hayvan Koruma Görevlisi sistemi olması gerektiği gibi işlese, hem sokaktaki hayvanla, yerel yönetimler arasında bir köprü oluşturulur hem de bazen de bu canları, bizzat yerel yönetimlerden korumak mümkün olur. 

      Bugün her ilde, her ilçede ne kadar çok yerel hayvan koruma görevlisi olursa, Belediyeden gelen görevliler de, sokaktan hayvan toplamaya geldiklerinde, çok daha fazla dikkat etmek zorunda kalır, toplanılan hayvanların yasa gereği mahallerine bırakılma zorunluluğu da denetlenmiş olur.  Görevli sayısı ne kadar çok olursa, bu görevlileri sistem dışında tutmak da o kadar zor olur! 

      Bu yüzden, hayvanlar için bir şeyler yapmak isteyen herkesi, önce Yerel Hayvan Koruma Görevlisi olmaya davet ediyorum…   
 
 

                                                İSTANBUL BAROSU

                                          HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                GENEL SEKRETERİ

                                           Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

Toplam 5 sayfa, 5. sayfa gösteriliyor.12345