Yardım Etmek İstiyorum

Meral Olcay

 

11. Şubat 2010

Bir plaka mucizesi!

Bir plaka mucizesi!Bundan aylar önce, hayvan ambülansı ile barınağımıza  bir köpek gelmişti.
İki kalçası kırık  çok kötü durumda idi. Mavi küpeli bir köpek, yani bizim bölgemize ait değil üstelik.
Barınaklar kendi bölgelerinin köpeklerinden meshuldur halbuki.
Ama bir şekilde bizim bölgemize bırakılmış kabul ettik zor durumdaki hayvanı bizim bölgemizden değilsin sana bakamayız diyemezdik.Acil kliniğe yetiştirdik,röntgen çekildi bir kalçası ,Resim 260
tek parçalı  kırık diğer kalçasının ise  çok parçalı kırık olduğu anlaşıldı.
Klinik ten bize bu ameliyatın çok masraflı olacağını pim vb operasyonla düzelemeyeceğini bacağının birini kesmemek için (diğer bacağa pim takılacaktı çünki) plaka takılması gerektiğini  söylendi.Hiç düşünmeden yapılsın ameliyatı dedik.
Yedikule Darülacezesine düşen her köpek mutlaka tedavisi yapılır borç harç da olsa bu yapılacaktır.
 PLAKA ismini koydum , hemen ameliyata alındı. Kalçaya kocaman bir plaka konuldu diğer kalçaya da pim takıldı .
 PLAKA idrarını bile yapamıyordu, sonda ile idrar yapması sağlandı.Bu kadar ağır bir ameliyat geçirdiği için daha iyi bakılsın diye 1 ayı geçkin süre klinikte pansiyonda kaldı. 1.5ay sonra taburcu oldu artık çişini yapabiliyordu, ancak bunca operasyondan sonra çok zayıf kaldı. PLAKA önce 2-3 yavru ile ön bahçedeki bölüme alındı fakat yaşadığı sıkıntıların da etkisiyle agresif davrandı özellikle yemek esnasında yavrulara dövmeye başladı .O zaman,kulubeye alındı. Günde 5 kez beslendi,kuru mama,konserve,et.. ne varsa:)
Plakanın iskelet halindeki fotoları nette dolaştı yargısız infazlar yapıldı hiç sorulmadı neden bu köpek bu kadar zayıf diye .
Yedikule ailesi olarak her bir köpek bizim için çok değerlidir, o nedenle bu haksız eleştiriler bizim çalışmamızı etkileyemez  sadece biraz moral bozar o kadar.Yedikule barınağın da  asla pes etmek yoktur  ,sabırla ve sessizce  yola devam felsefi vardır. 
Aradan geçen zaman içerisinde PLAKA 2. kez ameliyat oldu ve kalçasındaki plakalar çıkarıldı.
Plakanın ilk fotoğrafı iskelet haldeki 1. ameliyat sonrası halidir , ikinci fotoğraf ise 2. ameliyatını olduktan 1 hafta sonraki halidir.
PLAKA, özel bakım ve özel gıdalar ile beslendi ve sonuç ortada.
Bu Yedikule ailesinin  gönüllülerinin çabalarının emeklerinin farkıdır.
 Boynu bebekken çelik telle sıkılmış ve incecik kalmış çelik köpeğimizin,dili kangren olmuş köpeğimizin ilk ve son halindeki fotograflarda olduğu gibi PLAKA nın da ilk ve son halinde ki farkı açık ve net görebiliyorsunuz.
Tavsiyem ne olursa olsun herhangi bir barınağı gezerken ,çektiğiniz gerçekden kötü görünümde  olan hayvanların fotoğraflarını yayınlamadan ve yorumlar yapmadan önce o hayvanlar  hakkında detaylı bilgi alın ve o bilgilerle yayınlayın ki gönüllülerin gönlünü gereksiz yere kırmayın .
 
 

04. Şubat 2010

UTANIYORUM!

UTANIYORUM!UTANIYORUM!UTANIYORUM !

Ülkemde hala, hayvanseverlerin bile birbirini sevmekle uzaktan yakından alakası olmadığı halde, inandırıcılıktan uzak ‘hayvanları sevin’ mesajlarından.
Grup,dernek,o bu şu kavgalarından.
Hak ararken, hak yenmesinden.
Hayvanları bir ordan bir burdan çekiştirip bir de bunları onlar için yaptığını savunanlardan.
Sokakta hala hayvanlar üşürken,donarken,aç,açık,hasta ve yalnızken,
Hayvanları düşünüyoruz deyip kişisel şov ve hırslarını sergilemelerinden.

UTANIYORUM !

Hayvanlar için canını dişine takmış, bir evde, bir odada, sabahlara kadar onlara bir örtü, bir giysi daha dikebilir miyim diye uğraşan insanlar sessiz,yalnız ve desteksiz,alkışsız,teşekkür beklemeden uğraşırken,
Sabahın körü, gecenin bir vakti demeden, soğukta, yağmurda, çamurda, sıcak yatağından kalkıp onların hakları için mücadele eden insanlar varken,
Üstelik bunları hiç karşılık beklemeden, ailesinden, hayatından, vaktinden çalıp,
Daha ne yapabiliriz diye gözüne uyku girmeyen insanlar varken,
Birilerinin kendini hayvansever ilan edip saygı görmesinden.

UTANIYORUM !

Çünkü şu anda bir yerlerde, soğuk ve karın üzerinde yatan bir bebek, bir anne, bir hasta melek var.
Belki bu gece son geceleri, belki günlerdir yemek yemediler,su içmediler.
Ama birileri hala, tüm enerjisi klavyenin başında, onları çok düşünüyormuş numarası yapıyor.
Onlar bunlardan habersiz, son nefeslerini veriyor.

UTANIYORUM !

Belediye, iktidar,dernek,grup,kişi yalakalarından.
Elini hayatında bir pisliğe sokmamış, ütülü kıyafetleri,ellerinde kahveleri sıcak evlerinde insanları eleştirenlerden.
Günde kaç bebek can verir, kaç tanesi tecavüze uğrar, kaç tanesi hastalıklarla boğuşur konuşmadan,
Bulduğu her açıkta, kavga ve nefretini kusanlardan.
Bu kuşun kanadı neden beyaz diyenlerden.
İnsanları yerden yere vurmayı kendine yakıştırıp, hakkını vermeyi kendine zul görenlerden.

UTANIYORUM !

Çünkü bu konuşulanlar,
Ne bir bebeğin hayatını kurtarıyor,
Ne bir yanlışı düzeltiyor,
Ne onların midesine 1 lokma ekmek sokuyor.
Hayvanseverleri ‘ kavgacı ve militan ‘ gösteriyor,
Meydanı boş bulan katillere gün doğuyor.

VE UTANIYORUM,

çünkü olan yine savunduğunuzu söylediğiniz HAYVANLARIMIZA oluyor…

 

28. Ocak 2010

sesim rüzgara

sesim rüzgaraSesim Rüzgâra  “modern bir sürgün hikâyesi”

Geçen yaz bir kitap okumuştum, “ İstanbul’un Köpekleri” isimli kitabı  tarihçi Catherine Pinquet yazmıştı. Bir solukta okumuş okumakla kalmamış birçok dostuma hediye etmiştim. Kitabın yazarına e posta yollamıştım, sonrasında ahbap olduk ve halen yazışıyoruz.

Kitap ince ince işlenmiş bir dantele benziyordu. Öyle derinlemesine inceleme yapılmıştı ki biraz da kıskanmıştım. Bizim köpeklerimizi neden bir yabancı araştırıyor. Biz neden akıl edemedik diye hayıflandığımı çok net hatırlıyorum.

Günlüklerden, kartpostallardan, kitaplardan, ansiklopedilerden faydalanmış olan yazar bize bir sürü  de görsel şölen sunmuştu. Henüz okumayanlar için şiddetle tavsiye ediyorum. Tüm hayvan hakları savunucusu dostlarım unutmayalım ki geçmişte de aynı sorunlar vardı. Geçmişini bilmediğimiz bir soruna çözüm olamayız.

Bir sabah Catherine Pinquet’den bir e posta aldım. 27 Ocak 2010 da Pera Müzesi’nde şahane bir gösterim var lütfen orada ol diye. Çok da araştıramadan düştüm yollara. Kar yağıyor, ben İstanbul’un bir ucundayım, Müze neredeyse diğer ucunda. Ancak izlediklerimden sonra gittiğime hiç de pişman olmadım.

Sanırım yaklaşık yaşlarda olduğumuz sosyolog Emre Sarıkuş’un hem yazdığı hem de yönettiği belgeselini büyük bir keyifle izledim.

Biz Emre ile karar verdik Sokak hayvanlarımız için teşekkür edebilmek adına Catherin Pinquet’ye filmlerimizi göndereceğiz.

Sesim Rüzgâra “ modern bir sürgün hikâyesi “

Çok başarılı bir iş çıkarmış Emre Sarıkuş. Tüm kalbimle tebrik ediyorum onu bir kez daha. En kısa sürede hepimiz izlemeliyiz. Gazetelerde, televizyonlarda yerini almalı bu yapıt. Çok emek verilmiş, Türkiye’nin en iyi sesleri, ses olmuş yüz yıldır sahipsiz dostlarımıza.

Ekinin Hayırsız Ada’sı  şimdinin ormanı… demiştik ya “ Sokak Hayvanları bu filmi 100 yıldır izlemekte. Şimdi sıra bizde”

İzlerken de benim gözümün bebeği “EZBER” in sanki ilk bölümü gibi düşündüm. Cumhuriyet öncesini Emre Sarıkuş özetlemiş, günümüz için ise ben elimden geleni yapmaya çalıştım.

Ne mutlu ki, sahipsiz dostlarımız artık filmleri, belgeselleri, kitapları, şarkıları, gazetelerde köşeleri, radyolarda programları, az işlese de kanunları, gönüllüleri var. Doğru yoldayız sevgili arkadaşlar. Yavaş da olsa doğru yoldayız.

Tolga ÖZTORUN

Filmin künyesi:

Sesim Rüzgâra “modern bir sürgün hikâyesi” 
Yazan -Yöneten: Emre Sarıkuş 
Seslendirenler: Altan Erkekli, Altan Gördüm, Engin Alkan,

Hakkı Ergök ve Sungun Babacan 
Müzik: Erdal Güney 
Kamera : Adem Erkoçak 
Kurgu: Enes Korkmaz, Erkan Tosun, Gamze Öğüt  
Video Renk Düzenleme: Enes Korkmaz 
Ses Miksaj: Ümit Satır 
Türkiye, 2010, 37’ 

 

mağduru hayvan olan trafik kazası

mağduru hayvan olan trafik kazasıMAĞDURU HAYVAN OLAN TRAFİK KAZALARI 

       Bugün, ülkemizde yaşanan çok acı bir konudan özellikle İstanbul’da mağduru hayvan olan  trafik kazalarından bahsetmek istiyorum.

       Ülkemizdeki trafik kazaları, her canlı açısından çok can yakıcı.

       Hele evladını trafik kazasında kaybetmiş bir anne, babanın yüreğindeki o tükenmez ateşin, kazaya kusuru ile sebep olanların yeterince ciddi ve ağır cezalandırılmamaları nedeniyle, sönmesi mümkün değil.

       Mağduru hayvan olan trafik kazalarının en başlıca sebeplerinden biri, diğer trafik kazaları ile aynı; Ara sokaklarda, caddelerde hızlı giden araçlar veya dikkatsiz sürücülerin sebebiyet verdiği kazalar..

       Diğer bir sebep; mahallinden kısırlaştırılmak üzere alınıp kısırlaştırıldıktan sonra mahalline bırakılmayarak bazı belediyeler tarafından maalesef ormanlara terk edin köpeklerin mağduru oldukları kazalar.

       Köpek, vahşi hayvan değildir, yüzyıllar önce doğasından koparılıp evcilleştirilmiştir. O nedenle, atıldıkları ormanlardan yola çıkarak insana ulaşmaya çalışırlar. Hele bir de o köpek, evden sokağa terk edilmişse, sahibinin arabasına benzeyen bir arabanın peşinden gitmesi, hiç şaşırtıcı olmaz. Otoyol kenarlarında tel örgüler de bulunmadığından, hayvanların bir araba altında kalmaları an meselesidir.

       Ne acı ki, çarpmanın etkisiyle ani şoka girip acı hissetmeden melek olan hayvanlar, acı çekmedikleri için teselli kaynağımız bile olabiliyorlar.

       Ya ölmeyip felç kalanlar…. 

       Yardım gelinceye kadar (ki o da yardım gelirse) yaşam mücadelesi veren, acı içinde kıvrananlar…

         İşte buna can dayanmıyor!

       Bir de, hayvan kazalarında, insanların maruz kaldıkları trafik kazalarından tamamen farklı meydana gelen kazaların var olduğunu üzülerek söylemek istiyorum.

       Ruhsal sağlığı ciddi anlamda bozuk, psikiyatrik açıdan kesinlikle teşhisi olan bazı kişilerin, hayvanı yolda görüp kasıtlı olarak hayvanın üzerine daha da hızlanarak araç sürerek sebebiyet verdikleri kazalar. Tahmin edeceğiniz üzerine bu kazalar her zaman ölümle sonuçlanıyor.

       Hep diyoruz, bir gün gerçek oluncaya kadar da demekten vazgeçmeyeceğiz;, bu tür kasıtlı olarak kazalara sebebiyet veren cani ruhlu kişilerin, ceza kanunu kapsamında cezalandırılmaları gerekiyor. Bu kişilerin, sosyal hayattan, derhal tecrit edilmeleri gerekiyor.

       5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca; “Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.” Bu bir kanuni mecburiyettir.

       Yolda, araç içinde giderken tanık olacağınız bir hayvanın uğradığı trafik kazasını, hemen 153 ‘ü arayarak bildirebilirsiniz.

       Belediye ve gönüllü destekli yürütülen bu uygulamada, 153’ü arayıp sadece; Hayvanın durumunu ve kazanın yapıldığı yeri bildirerek hayvan ambulansı çağırabilirsiniz.

       Peki bunun dışında ne yapabilirsiniz?

       Tarayıcınız bu resmin gösterilmesini desteklemiyor olabilir. Kadıköy İlçe Emniyet Müdürlüğü ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü ile yapılan görüşmeler sonucunda 31 Ocak 2010 tarihinde Kadıköy Rıhtım Meydanında, en az 100 kişi bir araya gelerek canlı zincir oluşturulacak.  

       Etkinliği kim yapıyor hiç ilgilenmedim. Tek derdim; hayvanların yararına bir yerde bir şey yapılıyor olması. Ve kesinlikle desteklenmeli!! Herkes de benim gibi düşünmeli.  

       Birlikte olunmalı, diğer her şey bir kenara bırakılıp tek yürek, tek ses olunmalı, o bütün dilsiz, savunmasız canlar adına!!

       31 Ocak 2010 tarihinde, İstanbul, Kadıköy Rıhtım Meydanında, Saat: 13:00’da bir araya gelelim. Olabildiğince çok kişi olalım. 

       VE Otoyol’da ölen hayvan dostlarımız için, otoyol kenarlarına tel örgü çekilmesi, var olan tel örgülerin geçişlerinin kapatılması ve onarılması, şehir içinde bulunan bariyerlerin alt kısımlarının kapatılması için el ele tutuşarak bir tel örgü temsili yapalım.  

       Onların sesini biz duyuralım! Katılımın geçerli sayılması için de katılacak kişilerin bilgilerini eksiksiz olarak doldurmaları gerektiğini hatırlatayım.  

       Siz trafik kazasına sebep vermiyor olarak bir katkıda bulunduğunuzu düşünebilirsiniz. Ama yeterli değil. Onlar için gerçekten de çok güzel bir şey yapabilme imkanınız var.

       Onların hayatlarını, can ve beden bütünlüklerini koruma fırsatınız var. Bu fırsatı, elinizin tersi ile itmeyin! 

       Kazasız günler dilerim…  

                                                                         Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU

                                                                                        İSTANBUL BAROSU

                                                                            HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU

                                                                                                BŞK. YRD.

 

23. Ocak 2010

isimsiz kahramanlar

Resim 210İsimsiz Kahramanlar

Çoğumuz, çevremizdeki insanlarını biliriz.
Ne kadar iyi bir annedir, ne kadar titizdir, eve kaçta gelir, neye bayılır, neyden nefret eder.
Çoğumuz çevremizdeki insanları biliriz, kısmen.

Elinde poşetiyle sokak kedilerini besleyen bir kadın, hepimizi mest eder.
İçimizde, bir fincan mis gibi kahveyle güne başlamış gibi sıcacık, güzel kokulu bir his bırakır.
İçten içe ona hayranlık duyarız, takdir eder, ” Allah razı olsun ” deriz.
Temiz kıyafetlerimizde pati izleri olmadan, işimize yürür gideriz.

Bazen değişir tabii bu senaryo. Elinde poşeti sokak kedilerini besleyen kadınlar artar sokakta.

Anlatmak istediğim bu değildi aslında.
Bugün anlatacağım hikaye, adı üstünde bir ” İsimsiz Kahraman ” hikayesi.
Hikayenin kahramanı, elinde poşeti sokak kedilerini besleyen kadının ta kendisi !

Dikkat ettiniz mi,
Mağazaların vitrinlerinde hep en ışıltılı parçalar olur. Göz alıcı, dikkat çekici.
Üzerlerinde marka etiketleri. ” Bilmemne ” marka dersiniz alırken. ” Bilmem kim ” tasarlamıştır oysaki. Günlerce, belki haftalarca uğraşarak.

En lezzetli yemeklerin mimarı, mutfaktadır hep.
En başarılı filmlerin yaratıcıları, kamera arkasında.

Bir hayal edin,
Bir genç kadın, kucağında minicik bir bebek, belki saatler olmuş doğalı. Ne ilk ne de son bebek bu baktığı. Günün sonu, gün de onların anne, babalarıyla geçmiş hatta. Üstü biraz çamur, biraz pati izi.
Hafif ekşi bir koku, yorgun bakışları asla şikayetçi değil hallerinden.
Sadece kızına değil, kendi doğurmadığı, binlerce minik patiye de anne olabilmiş.

Vitrinden çok uzakta, belki ıslak bir cumartesi gününde, üzerinde montu, elinde biberonu, hala umut olabilme peşinde, 4 ayaklı canlılar için.

Siz,onu tanımazsınız.
O, senelerdir içinizde oysaki.
” Hayvansever ” kavgalarından uzak.
Takdir edilmeyi beklemeden,
Yalnız sevmete kendini adamış, bir kahraman…
Güçlü bir genç kadın.
O, Sibel Senemoğlu Molu,
O bu hikayenin yazılma sebebi…

Onunla tanıştığımdan beri, aklımda hep tek bir imge var oluşan.
Ne zaman adını duysam, ” Supermen ” geliyor aklıma.
Supermen ki, bir super kahraman da olsa, Clark Kent olur karışır hayata.
‘ Sıradan ‘ olabilmek için. ‘ Sıradan ‘ olabilmek onun için zor olduğu halde.
Clark Kent, herkesin hayran olduğu ” Supermen ” olduğu halde, sergilemez kendini.
O, aslında bir ” isimsiz kahramandır ” , Clark Kent, kahramanın ta kendisidir.

Şu anda bir kadın,
” Super ” kostümünü çıkarmış, duşunu almış, ‘ sıradan ‘ görünüyor.
Oysak ne zordur kahramanların , ‘ sıradan ‘ olması.

Biriyle tanışırsınız.
Gönlünü, hayatının merkezine koymuş birisiyle.
Sizin hamurunuzun mayası o zaman tutar işte.
Eksik parçanız tamamlanır.
Elinde poşeti sokak kedilerini besleyen kadının , kostümsüz bir kahraman olduğunu farkedersiniz o an.
Onun alkışlara ve takdire ihtiyacı da yoktur üstelik.
Yalnızca ‘ Supermen ‘ dir , Clark Kent görünmesi, sizi yanıltmasın.

Sibel Senemoğlu Molu,
Onunla tanışın.
Siz de, bugün, bir ‘ sıradan ‘ kadının, gömleğinin arasından, super kahraman kostumunu görün, ona gülümseyin.
İçinizde, bir fincan, mis gibi kahveyle güne başlamış gibi sıcacık, güzel kokulu bir his bıraksın…
Gonca Gökçek…
(22 ocak 2010 bugün sibel annenin doğum günü )