Her canlının yaşam hakkına saygı göstermek gerek.Bir köpek için en önemli organ olan kollarına sahip olmasa bile.Dün facebook da bu resimleri gördüm ve çok etkilendim.
Sizlerle paylaşmak istedim.Ülkesini bilmiyorum tabii Türkiye olmadığı kesin. .Yaşam arzusuyla dolu her canlı eksik olan organı yerine sahip oldugu diğer organlarını rahatlıkla kullanma becerisini geliştirebiliyor.Yeterki morali iyi olsun ve insanlar ona yaşam şansı versinler.Bir an düşündüm böyle bir olay türkiyede olsaydı ne olurdu.
![]()
2002′de dünyaya gelen 2 ayaklı köpeğin yaşam azmi görenleri şaşırtıyor. Doğduğunda annesinin bile öldürmeyi denediği sevimli hayvan şimdi emin ellerde ve mutlu yaşıyor.
Gelişme bozukluğu nedeniyle ön ayaklarını da kaybeden sevimli köpeğe, sahibi Jude Stringfellow tarafından tekrar yürüyebilmesi için bir şans verilmiş.
Karda yürüme antremanları yapan köpek en sonunda iki ayakları üzerinde durabilmeyi başarmış
21.2.2009
yazmaya bir türlü elim
varmıyor.Tam yazacağım ,
gözlerimden süzülen yaşlar
yazıyı yarım bıraktırıyor.
O kadar özlüyorum ki ,
onu anlatamam…
2000 senesinden bu yana Melek olan her köpek
ruhumda derin yaralar açtı.
Fakat göz bebeğim havuç un üzüntüsü beni mahvetti.
İnsan evlat ayırırmı derler ya, gerçekçi olalım oluyor işte her insanın bir görüşte aşık olduğu bir canlı olabiliyor.Benim ki de HAVUÇ oldu.
Havuç yaklaşık 8 sene kadar önce barınağa terk edildi .E5 de bulunmuştu araba çarpmış ve bir bacağı sakat kalmıştı .yemek bulmak için otlara çalı çırpılara girdiğinden kulağına pisi otu kaçmış ve kulakları sağır olmuştu.Anlayacağınız oğlumuz kadersiz di ,ezikti.
Yanımdan ayrılmayan nereye gitsen beni takip eden 2 kişi vardı barınakta.
Biri Badi diğeri de havuç.. Badi iri vucuduyla badigard lığa terfi etmişti, havucum minik sakat bedeniyle asistanlikta kaldı.
Arkadaşlar minik sakat bedeni diyorum ama oğluşum çokkk güzeldi her yaz traş yapıp sarı saçlarına punkçlar gibi şekil veriyordum.Tokalar takıyordum.
Barınağamıza gelen her ziyaretçi büyük küçük mutlaka havucu görür eller ona dokunmadan barınaktan ayrılmazdı.Yani çokk sevilen bir köpekti maskottu anlayacağınız.
Sabah ofise geldigimde koltugundan inmez sağır oldugu için sadece hiii hiii diye bagırır havlayamaz benim yanıma gel ve benim başımı okşa der ben onu sevene dek bağırırdı.Ön odada misafirlerle konuşsam pencereden beni görür gene korkunç bir ağlama sesi beni yanına al der bir el işaretimle hemen koltuktan iner ön odanın kapısını açardım yanıma gelirdi.Bana çok düşkündü ben de ona..
Fotograf yarışmamızın ödül töreni vardı hazırlıklar yapıyorduk.Ayşen anne havuç a çiço ya ley di ye güzel kıyafetler almış tokalar vb süsleyelim diye.Havucu ma da kulakları uzun ya tokalarını taktım çok yakıştı bir saniye sonra çıkardı huysuz ..Ama kıyafetini giydirirken aglamaya başladı sanki kemikleri acıyordu .Keyifsizdi ama havuç diyordum kuyruk sallıyordu.sanki ben üzülmeyim diye..
Giyinip süslendik sergi için mehnaz annenin konağına gittik bahçede koşsun dedim biraz koştu ot yedi halılara bol bol işedi, kaka yaptı.(Havucun en büyük özelligi battaniye,halı vb şeylerin üstüne gözünün içine baka baka işemekti sanki bir şeyler anlatıyordu belki ilk sahibi çiş yapıyor diye atmıştı onu sokağa ,bu da intikam alıyordu .
İşte ben hep böyle çiş yaparım sizin işiniz ne temizleyin misali ben de yap oğluşum yap temizleriz diyordum.
Sergide Ayşen annenin kucagından inmedi hep üşüyor uyuyordu .Bir anormallik oldugu ortadaydı.Sergi sonrası klinige gönderdim kan tahlili için sonuç kötü ciddi derecede anemi.İlaç tedavisi vb yapılması gerekti Hemen ilaçlarını aldık ..
Barınakta seferberlik başladı çocuklar (sedat vedat metin agbi leri )kasaptan dalak aldılar kızarttılar ogluşum bir güzel yedi ilk gün.
Sonra nergiz anne ,mehnaz anne,banu anne,derya anne ve daha ismini unutmuş olabilecegim anneler havuç için neler yapmadılar ki.
Ama yemiyordu artık, lütfen bana kuyruk sallıyordu bakıyordu gözlerime ben gidiyorum anne diyordu da ama ben kabul etmek istemiyordum.
Yogun bakım sıvıları kakaolu onları seviyordu her gün 1 paket içiriyordum .Klinigi aradım havuç çok halsiz kan nakli yapsak faydası olur mu diye olur dedi murat bey, hemen betty i aldık ve kan nakli yaptık.
İçimi kıpır kıpır yapan oğluşum dediğinde koşa koşa aksak bacağını sallaya sallaya gelen,havuç um kollarımdan kayıyordu.
Tabiiki biliyordum dünyaya gelen her canlı gibi bu dünyadan göçecegini ama bu kadar erken olmamalıydı.Barınakta 17 yaşında ki dede hala yaşıyordu benim 8-9 yaşlarındaki havucum niye gitsin hemen..
Aklıma zincirlikuyu mezarlıgının kapısındaki yazı geldi.HER CANLI ELBET BİR GÜN ÖLÜMÜ TADACAKTIR.
Çok kızarım bu yazıya …Offf ya ölüm tadılmaması gereken bir şey onun tadı mı olur,olsa olsa çok acı tadı olur..
Oğluşumu barınakta bahçeye gömdük ofisin yan bahçesi.
Ofise girmeden önce ister istemez gözlerim havuçumu arıyor.Biliyorum daha çok havuçlar gelecek ama oğluşumun yerini tutmayacak..
meral olcay.
2-12-2008
Bugün size Amerikalı sinemacı Shaun Monson’un hazırladığı Earthlings “Dünyalılar” belgesinden bahsetmek istiyorum. Bu yapıt 2005 yılından bu yana gösterimde ve bir çok ödül almış.
Birlikte hayvan hakları konusunda omuz omuza mücadele ettiğim bir çok arkadaşım bu belgeselden hep bahsetti. Başıma gelecekleri bildiğim için hep kaçtım , izlemedim. Ancak izledikten sonra bir tek cümle söyleyebilirim.
Tüm Dünya bu belgeseli izlemeli hatta izlemek istemeyen koltuğa bağlanmalı zorla izletilmelir.
Belgesel gizli ve açık kamera sistemi ile çekilmiş 95 dakikalık bir baş yapıt. Biz insanoğlunun Dünya üzerinde başka hiç bir canlının bir başka türe yapmayacağı gerçekleri gösteriyor. Türcülük budur dedirtiyor insana. Zaman zaman tansiyonum yükseldi, kalp atışlarım hızlandı. İnsanlığımdan utandım, doğacak çocuklarıma ne diyeceğimi bile düşündüm. Benim yaşadığım en değişik deneyimlerden biriydi.
Tüm Dünya üzerinden toplanan görüntülerde olmazsa olmaz Türkiye’de var. Aleni itlaf görüntüleri ile başlıyor Türkiye görüntüleri. Uzaktan iğne ile atılan veya etin içine karıştılarak konan zehir bir kaç dakika sonra iç organları parçalamaya ve acılar içinde kıvrandırmaya başlıyor. Çöp kamyonunun presinde bir kaç sene önceki ezilen köpek görüntüsü ile sona eriyor canım Türkiyemin görüntüleri. Ancak emin olabilirsiniz ki biz bu 95 dakikalık belgeselin iki katını kendi ülkemizden görüntüler ile çekebiliriz. Belgeselin bir yerinde EMPATI yi öğrenmek zorundayız diyor. Saatlerce kulağımda çınladı.
Derseniz ki Dünya’da olay çok mu farklı ? Elbetteki hayır. Eziyet yeryüzünün her yerinde…
Hunharca derisi hala yaşarken üzerinden soyulan fok bebekleri , yaşıyorken kaynar suya veya asite atılarak haşlama metodu ile kürkü ve yaşam hakkı çalınan tilkiler , elektrik akımı ile kıvranan zavallı canlılar.
Adı bilimsel araştıma olan ama malesef tamamen cehalet ışığında yapılan dirikıyım hayvan deneyleri , acılar , inlemeler bitmeyen çileler.
Hızlı tüketilen hazır yemekler için üretilen ve hiç güneş görmeden hormonla büyütülen , üstlerine basılarak öldürülen tavuklar ve çok daha fazlası.
Adına Sirk denen ve köle ticaretinin günümüz şekli olan eğlence sektörünün mühebbet hapise mahkum köleleri. Çivili sopalar , kancalar ve elektro şok cihazları..
Ne yazık ki çok istememe rağmen daha fazlasını yazamayacağım. Bu baş yapıt tüm Dünyalılar tarafından izlenmeli. Denecek başka bir söz yok.
“Dünyalılar” (Earthlings) belgeselinin resmî internet sitesi:
http://www.isawearthlings.com/
“Dünyalılar” (Earthlings) belgeselinin yasal ve ücretsiz olarak uluslararası kamuoyunun izlemesine açık izlemek yürek istiyor. Vicdanı olan herkesi filmi hemen şimdi indirmeye ve izlemeye davet ediyorum.
Tolga Öztorun
Yedikule Hayvan Barınağı
Gönüllü Muhabiri
Hem 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu hem de bu Kanunun uygulama Yönetmeliği uyarınca; Barınakların ne ve nasıl olması gerektiği düzenlemiştir. Bu konuda önemli bazı unsurlar öne çıkmaktadır.
Öncelikle hem Kanun hem de Yönetmelik; Geçici Bakımevlerinden bahsetmektedir. Geçici Bakımevi; hayvanların rehabilite edildiği, kısırlaştırma ameliyatlarının gerçekleştirildiği, gerekli aşılarının yapıldığı, küpelendikleri, kayıt altına alındıkları, maksimum 10-15 günlük bir süre için bu tür işlemler için tutuldukları yer olarak tanımlanmaktadır.
Oysa bugün, bu Geçici Bakımevleri, sınırlı sayıdaki Rehabilitasyon Merkezleri dışında Barınak adı altında kullanılmaktadır. Yine çok az sayıda gönüllünün sahip çıkmış olduğu Barınaklar dışında, Türkiye genelindeki Barınaklar, 5199 Sayılı Hayvanların Korunmasına Dair Yasadaki var olma gayelerinin dışına çıkmıştır.
Bugün bu barınaklar; hayvanların saldırgan – uysal ayrımı yapılmadan üst üste istif edildiği, kanunda ve yönetmelikte belirtilen geçici bakımevi kapsamında olmayıp yaşamları boyunca hapsedildikleri, belediyelerin bütçelerinde yer alıyorken ödeneklerin ayrılmadığı, gönüllülerin içeri alınmadığı, hayvanların aç ve susuz bırakıldığı, hatta hayvanların birbirlerini parçalamalarına göz yumulduğu ÖLÜM KAMPLARI’na dönüşmüştür.
Barınaklar, uygulamada, Rehabilitasyon merkezlerine dönüştürülmelidir. Bu yerler, hayvanların kısırlaştırılması, aşılanmaları, küpeleme işlemlerinin yapılması, kayıt altına alınmaları, kimi zaman da rehabilite edilme maksadı ile kullanılan, hayvanların 10-15 gün gibi sınırlı sürede tutuldukları yerler olmalıdır. Ve hatta, sakat, yaşlı ve sokakta yaşayamayacak küçük ırk hayvanların da tutulduğu merkezler kurulmalıdır. Bugün, Türkiye’de, maalesef, yaşlı, sakat ve aciz hayvanlar için rehabilitasyon merkezi bulunmamaktadır. Hayvan korumacıları tarafından bunun mücadelesi, halen verilmektedir.
Yasada öne çıkan diğer önemli unsur; bu sokak hayvanlarının, bu Geçici Bakım evlerinde gerekli kısırlaştırma ameliyatları gerçekleştirildikten, gerekli aşıları yapıldıktan, ve küpelendikten sonra, ALINDIKLARI YERE GERİ BIRAKILMALARI ZORUNLULUĞUDUR.
Bu unsur da maalesef yasa maddeleri ile düzenlenmiş olsa da, uygulamada bu şekilde uygulanmamakta; ilçe Belediyeleri ya da İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından kısırlaştırılıp küpelenip kayıt altına alınan bu hayvanlar, yerleşim yerlerinden uzak, yiyecek bulamayacakları, ormanlık bölgelere atılmakta, yasa uyarınca yaşam hakları olan bu hayvanlar, direk insan eli ile öldürülmeyip ölüme terkedilerek dolaylı yoldan ölümlerine sebebiyet verilmektedir.
Barınakların, Kanunda ve işbu Kanunun uygulama Yönetmeliğinde düzenlendiği üzere birer Geçici Bakım Evine dönüştürülmeleri için öncelikle sağlanması gereken şartlar vardır:
Atfettiğim “ölüm kampı” sıfatı, müstesna bazı barınaklar dışında, özellikle gönüllülerin – hayvan korumacılarının içeri alınmadığı bütün barınaklara uymaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bu müstesna barınaklar içinde yer almaktadır. Yedikule Hayvan Barınağı, bir eli geçmeyecek bu müstesna barınaklardan biridir.
Çünkü; hem bu barınağın başında gerçek hayvan sever bir gönüllü Müdürü bulunmakta hem de bu barınak, gönüllü ile belediyenin birlikte el ve gönül birliği ile koordineli çalıştığı, çalışabildiği bir barınak örneğidir. Bu hususta, Fatih Belediyesinin gösterdiği büyük destek ve yardım, alkışları hak etmektedir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları dahilinde her bir Belediyenin Fatih Belediyesi’nin izlediği tutumu izlediğine şahit olabilmek, en büyük özlemlerimizdendir.
Bu barınakları diğer Barınaklardan ayırma sebeplerimi kısaca ayrıca belirtmek isterim:
Bu müstesna Barınaklar da bünyesindeki hayvanları sürekli barındırmaya devam etmektedir. Çünkü; zaten mahallerine terk edilmeyecek olan bu hayvanlarının ormanlara atılarak ölmeme güvencesi yoktur, kazara da olsa mahallerine terkedilecek olanların da insan vahşetine, araba kazasına ya da Belediyenin itlaf ekibine kurban gitmeme ihtimali de bulunmamaktadır.
Tekrar belirtmek isterim ki; EĞER, Barınaklarda tutulan bu hayvanlar bakılmayacak, umursanmayacak, aç bırakılacak, işkence ve zulüm göreceklerse, ölüme terkedildikleri bu yerlerin DERHAL kapatılmaları ya da DERHAL ISLAH edilmeleri gerekmektedir.
Ayrıca ve en onemlisi, Belediyelerin, bu hayvanların, birer CAN OLDUĞU fikrinden hareketle, barınaklara sahip çıkmaları gerekmektedir. Her birinin birer can olarak kabul edildiği gün, sorunlarımızın büyük ölçüde biteceği kanısındayım.
AV.DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU HAYVAN HAKLARI KOMİSYONUBAŞKAN YARDIMCISI
Geçtiğimiz hafta bir kez daha insanlığımdan bir kez daha utandım. Van’ı severim , çok güzel yerdir. Güzel anılarım var orada… Ama sokak hayvanlarına insaniyet çerçevesinde elini uzatacak pek insan çıkmıyor.
Van – Başkale otobanında bir sokak köpeğine araba çarpıyor.Omurga zedelenmesi sebebi ile felç oluyor. Üç gün kaldığı yerde yatıyor. Kendisine acıyan yok. Şaban Keskin isimli bir vatandaş dayanamayıp önüne ekmek su koyuyor ve belediyeyi arıyor. Belediye, adı hayvan severler tarafından “ Mucize “ konan zavallı köpeğe yere düşmüş bir çuval muamelesi yapıyor. Acılar içinde bağıran köpeğin boğazına bir tel bağlıyor. Çekiştirerek çöp kamyonuna fırlatıp atıyor ve Van Belediyesi’ne ait bir çöp kamyonu gözlerden uzaklaşıp gidiyor. Arabadaki bir canlı.Kimse umursamıyor ve Mucize Van çöplüğünü boyluyor.
Oysa tıbben felç olmuş bir köpeğin düzenli olarak dışkılamasına yardımcı olmak gerekmektedir. Yoksa geri dönüşü olmayan hasarlar kalacak. Vatandaşların çektiği görüntüler içinde vicdanı kalmış birkaç hayvan severi ayaklandırıyor.
Şehirde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi var. Bir insan da düşünmüyor oraya götürmek. Mucize bir gece çöplükte kalıyor. Şimdi ise baskılarımız ile Veterinerlik Fakültesinde. Ne olacağını bilen yok. Acaba sonu ne olacak?
Bu Dünya yalnız bizim değil. Hiçbir canlıya bu eziyet yapılamaz.
Tolga ÖZTORUN