Bu köpek bir pitbull ,zavallı hep insanların sözünü dinler sahibi öl derse ölür ,öldür derse öldürür .Fakat ceza, günah hep hayvana çıkartılır onları kötü şekilde yönlendiren eğiten sahibine veya sahiplerine çıkartılmaz.
Bu köpecik de bu hale gelmiş ,getirilmiş göğsünden kocaman et koparılmış,ayakları ısırık yara bere içinde davul gibi şiş, tedavisine başlandı;Ne desem faydası olur acaba pit ler için diye düşünüyorum ?
Tv haberlerinde, özel proğramlarda izlediklerimi hatırladım”Kapısının üstünde xxxx sevenler derneği yazıyor ,fakat içerde ki manzara öldüresiye sevenler derneği ismini almalı diye düşündürtüyor beni
Öyleki yaşlı başlı torun torba sahibi insanların bile katılımcı olduğu, gözlerini kan bürümüş (o birbirini dövüş ,kumar ,bahis için parçalayan horozların ,başka bir yer de ise tabii gene gizli saklı köşelerde dövüştürülen ve bundan sadistçe zevk alınan pitlerin kanı )
Pitsever olup(o kadar sever ki ölesiye sevgi,raundu kaybeden pit çöp gibi atılır) şiddet uygulayanlara, dövüştürenlere yapmayın desem,günah desem ,canları yanıyor desem ,bizim gibi acı çekiyorlar desem faydası olur mu acaba umarım olur,umarım bu hasta ruhlar sevgi ile iyileşir .
Her canlı iyi doğar (hayvan ,insan)hamur gibidir.Yani dünyaya gelmesine vesile olduğunuz canlıya siz anne baba olarak ne kadar ilgi alaka gösterirseniz ,nasıl eğitirseniz , çocuk o karekterde yetişir sevgi dolu bir ailede çocuk hayata daha farklı gözle bakar sevgisiz bir ortamda büyüyen çocuk o derece sevgisiz,acımasız sanki hayattan intikam almak istercesine çevresine zarar verir bu onun elinde olan bir şey değildir tedavi olmalıdır , ruhu hastadır.Başka canlıların acısı zevk vermeye başlıyor bu normal midir tabiiki hayır .
Her şeyin başı SEVGİ .
Korsan pit köpek için;Cefadey 1gr amp-nonsteril eldiven-2lik enjektör-steril eldiven-batikon solüsyon-rivanol toz-steril gazlı bez
http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/yardim-etmek-istiyorum/

Barınağımızın demirbaşlarından TARZAN neredeyse( 8 senedir barınak da )
Geliş hikayesini bile hatırlıyorum
Balat Hastanesi bahçesinde doktorlar tarafından bakılan sevilen bir köpekmiş ,bir gün yola fırlıyor ve araba çarpıyor acil barınağa getirildi .Durumunu sormak için arayanlardan isminin TARZAN olduğunu öğrendim.Ağzı,yüzü kan revan içinde idi ,acil kliniğe gönderdik röntgen çekildi ve çene kırık olduğu anlaşıldı ,acil ameliyata alındı , kırılan çene ye operasyon (plaka ,pin,vida vb)yapıldı Tarzan 3 ay sadece sıvı gıdalarla beslendi ve sonunda iyileşti :)
Tarzan iyileşti ama ne arayanı kaldı ,ne soranı herkes yok oldu .Bu durum çok bilinen bir sözümüzü anımsattı bana , herkes iyi gün dostu ,düşünenin dostu kalmazmış ne yazık
Ben bu sözün doğru olmamasını diliyorum duyarlılık bunun tam tersi olduğunu ispat edecektir diyorum.
Şimdi aradan geçen o kadar uzun süreden sonra TARZAN kanser oldu ,sırt derisinde kocaman bir tümör oluştu.Kliniğe gönderdim ameliyatla alınması ve ardından kemoterapi olması gerekiyor.Belimizi büken hastaların klinik masrafları,yavruların aşıları,yavru ve yaşlıların mamaları vb .Tarzan nın , diğer tedavi olan ve olacak olan yedikule canlarının tedavilerine destek olmak bizim yükümüzü hafifletmek sizin elinizde .Unutmak insanlara özgü bir davranış şekli ,işimize gelmeyeni unuttuk diyoruz hep de unutuyoruz
kendimizi sık sık hatırlatıyoruz ama hiç hoşlanmıyorum hatırlatmaya neden mi?
Biz yaşıyoruz ,yaşatıyoruz ,muhtaç ,sahipsiz hayvanlarımıza karşılıksız gönüllü hizmete devam ediyoruz ,biz karşılıksız sevgiyi alıyor karşılıksız sevgi veriyoruz .Yedikule Darülacesinde köpeği olmayan hayvan sever varmıdır yok gibi veya çok az.Çünki ilk kurulan barınak 2000 senesinden beri hizmet vermekde sadece istanbulun değil türkiyenin çeşitli yerlerinden zor durumda olan köpekler yedikuleye geldi, kıramadım,merhametim, vicdanım hayır demeye izin vermedi. Aman ne olur kabul et bu hayvanları biz her şeylerini karşılayacağız diyen dostlar çekildiler, yok oldular ,unuttular . Başakşehir selzede köpekleri gibi (yedikuleye gelenler hala yaşıyor xx barınağa giden selzedeler ise şimdi meçhul de
)tarzan gibi ,nisan,lusi,fındıkcan,mayıs,dost ,nazlı,frodo,cincan,zeyna,şımarık,limon, vb o kadar çok ki
sözler taahütler unutuldu ama biz unutamıyoruz bu canlarımızı.
Her duyarlı hayvan sever in yapabileceği bir şeyler vardır mutlaka ,yeterki karar verin ve yapmak isteyin ![]()
http://www.fatihbelediyesiyedikulehayvanbarinagi.com/yardim-etmek-istiyorum/

EVDE BESLENEN HAYVANLARIN
EVDEKİ UFAK YAŞTAKİ ÇOCUĞA FAYDALARI
Hayvanların, çocukların gelişimini hızlandırdığı bir gerçektir. Çocuğun hayvanları sevmesi, onlardan sevgi görmesi, onlarla ilgilenmesi, bakımı için sorumluluk alması çocuğun birçok alanında gelişimini destekler ve zayıf olduğu alanlarda beceri kazanmasını sağlar.
Hiçbir eğitim materyali, çocuğun her gelişim alanına aynı anda hitap edemez. Bunu gerçekleştirebilecek tek şey; “Hayvan” dır.
Hayvanların çocukların duygusal, sosyal, fiziksel, zihinsel gelişimine katkılarını kısaca sayarsak:
Çocukların Zihinsel Gelişim: Hayvanlar dünyası çeşitlilik ve zenginlik arz eder. Her bir hayvan farklı ırk özelliklerine, sahiptir ve bu farklılık çocukları cezbeder. Bu farklılıklar, çocuklarda araştırma, analiz etme, kategori yapma, ilişki kurma, problem çözme vb. becerilerin gelişmesine yardım eder.
Çocukların Duygusal ve Sosyal Gelişim: Çocuklar hayvanlar sayesinde, gözlem de yapma imkanı bulur, onların kendi içlerindeki iletişimizi izler, onların da mutlu, üzgün ya da hasta olabileceğiniz gözlemler. Bu sayede, hayvanına karşı daha duyarlı oldukça, çevresindeki arkadaşlarına karşı da daha duyarlı olmayı öğrenir.
Ayrıca evde beslenen bir hayvanın bakımında, evdeki çocuğun yaşına göre çocuğa da bir takım görevler vermek, onun sorumluluk duygusunu geliştirir. Kendi üzerine düşen görevleri yerine getiren bir çocukta da öz güven artar.
Çocukların Dil Gelişimi: Çocuklar, evde yaşadıkları olayları, paylaşmayı, anlatmayı çok Sevrler. “Çocuktan al haberi” söylemi boş yere çıkmamıştır.
Evde bir hayvanı olan çocuk, hayvanının hikayelerini arkadaşlarıyla paylaşmaktan büyük keyif alacaktır. Böylelikle de çevresi ve arkadaşları ile iletişim kurar ve bu iletişimini geliştirir. Ayrıca, evcil hayvanı olan bir çocuk, arkadaşları arasında da özenilir.
Çocukların Fiziksel Gelişim: Çocuklar kendilerinden farklı gördükleri hayvanları taklit ederken, onlarla oynarken, zıplar, atlar, koştururlar. Bu hareketler de onların büyük ve küçük kas gelişimine yardımcı olur.
Gördüğünüz gibi hayvanlar çocukların hem fiziksel hem de ruhsal gelişimlerine büyük katkı sağlar.
Evinde bir köpeği olan çocuk, kendi yaşına uygun olarak ona verilen görevi “su kabına su koymayı” her gün yerine getirirken; kendisine verilen sorumlulukları yerine getirmeyi öğrenir.
Köpeğinin ondan olan ufak beklentilerini ve sorumluluklarını yerine getirmesi, hayvana sahip olmanın gururunu yaşaması, onunla yaşadıklarını arkadaşlarına anlatması, çocuğun öz güvenini artırır ve sosyal becerilerini geliştirir.
Hayvanları karşı sevgi dolu olan bir çocuk, hayvanların ihtiyaçlarına daha duyarlı hale geldiğinden çevresindeki arkadaşlarının ihtiyaçlarına ve duygularına karşı da daha duyarlı bir hale gelir, böylelikle empati duygusu geliştirir.
Köpek ya da kedi ya da diğer evcil hayvanlar, hepsi, çocuğun gelişiminde aynı etkinin yaratılmasını sağlarlar.
Özellikle de tek çocuklu ailelerin bir evcil hayvan beslemesini daha çok önerilir. Çünkü evdeki tek çocuğun ailenin en değerlisi ve yıldığı olduğu ve evin tüm ilgisinin de onun üzerinde olduğu bir gerçektir. Her istediğinin de yapılmasına alıştırılır. Hiçbir eşyasını ya da kendisine verilen sevgi ya da ilgiyi başkalarıyla paylaşmak istemez. İşte bu noktada, evde bir evcil hayvanın varlığı, o hayvanında ihtiyacı olan sevgi ilgi ve alakanın gösterilmesi, ondaki paylaşmama duygusunu giderecektir. Eksik olduğu bu alanda da gelişimi sağlanacaktır.
Ayrıca ve önemli bir bilgi olarak hayvan sevgisinin terapi etkisi de çok değerlidir. Hatta bir kısım hayvanlar, çocukların psikolojik problemlerin çözümünde terapi için de kullanılırlar. Amerika’da yavru köpekle terapi yapılması, güzel bir örnektir.
Terapi sırasında çocuğun yavru köpekle iletişimi, içine kapanık çocuğun açılmasına, çevreye karşı tepkili olmasına yardımcı olur.
Böylelikle bu yavru köpekle kurduğu iletişim, onun gerçek dünyayla olan bağlarını tamamen koparmasına da mani olur.
Burada yine altını çizmek istediğim bir nokta var: ticari gayelerle kurulan dolfinaryumlar; özellikle özel bakıma muhtaç çocukları olan ailelerin üzerinden büyük reklam yaparlar. Bu hassas unsur neticesinde de Yunusların büyük eziyetlerle geldikleri küçük su havuzlarında çektikleri eziyet devam eder.
Yunusların, özel bakıma muhtaç çocukların gelişiminde, terapisinde, evdeki bir kedi ya da köpekten daha etkin olduğuna dair hiçbir veri yoktur.
Bir çocuğun, hayvan sevgisini tadarak büyümesinin değeri eşsizdir. Bir çocuğun evcil hayvan beslemesinin ona birçok yönden yardım ediyor olması da olayın diğer eşsiz kısmıdır.
Psikologların tavsiyesi; eğer evde evcil hayvan besleme şansı yoksa bile en azından fırsat buldukça çocuğun hayvanları görmesinin sağlanması ve onlara dokunma fırsatının yaratılmasıdır.
Daha da önemlisi çocukların, özgürce hayvanlarla oynamasına izin verilmelidir: “üzerin kirlenir”, “ısırır”, “mikrop kaparsın”, “dokunma”… gibi sözler sarf etmekten kaçınmak gerekir; hayvanlar mikrop kaynağı değildir. Genellikle aileler hayvanlarla temas eden çocuğun ağzına tüy kaçmasından, mikrop bulaşmasından endişe ederler. ANCAK gerekli tedbirler alınır, aşılar düzenli yapılır, kısaca sağlık koşulları dikkatle sağlandığında, çocuklar için böyle bir sorun asla olmaz.
Çocukların hayvanları sevmesine, onları tanımasına yardımcı olacak her imkan değerlendirilmelidir. Ve anne be babalar, kendileri hayvanlardan korksalar bile bu korkularını çocuklarına asla geçirmemeli onlara bu kötülüğü yapmamalıdırlar.
Uzmanların, ailelere çocuklarını hayvanla büyütmeleri konusundaki tavsiyeleri dinlenirken, hayvanların çocuğun gelişimini artıracak bir oyuncak ya da bir araç olmadığı hususu da çok iyi kavranmalıdır. Hayvanın da bir canlı olduğu, can taşıdığı, onun da kalbi ve duyguları olduğu ve insanlar gibi acı çektiği, ASLA UNUTULMAMALIDIR.
Hayvanlar, sorumsuz anne babaların, çocuklarını mutlu etmek için alacakları bir oyuncak, bir eşya değillerdir.
Yine bir hayvanın sorumluluğunun alıp alınamayacağı tam olarak değerlendirilmeden ya da evdeki bireylerden herhangi birinin alerjisinin çıkma ihtimali gözetilmeden eve asla bir hayvan alınmamalıdır.
Maalesef, hayvan sahibi olmak denince akla ilk olarak Pet Shoplar geliyor oysa, barınaklardan da harika hayvanlar edinmek mümkün. Hem bir can kurtarmanın da büyük vicdani hazzını tatma şansı doğurur. Kaldı ki yine pet shoptan da alınsa, 2-3 ay besleyip heves de alındıktan sonra o canları terk ederek onların psikolojilerini bozmaya, hayatlarını riske atmaya hiç kimsenin hakkı yoktur.
Lütfen unutmayalım ki hayvanları sevemeyen insanlar, insanları da sevemez. Bunun temelleri de çocuklukta atılır. Yine burada belirtmekte büyük fayda görüyorum. Her nasıl hayvan sevmeyen insan insan sevemez diyorsak, hayvanların kasıtlı olarak canını yakan bir çocuğu da izlemekte büyük yarar vardır.
Bilimsel olarak; hayvanlara karşı kötü davranan bir çocukta davranış bozukluğu olma ihtimali çok yüksektir. Davranış bozukluğu tanısı konan çocuklar; başkalarının temel haklarına ilişkin veya toplumsal kuralları ihlal eden tekrarlayan ve ısrarcı hareket biçimi sergilerler. Davranış bozukluğu olan bu çocuklarda, diğerlerinin duyguları, dilekleri ve iyilikleri ile ilgili çok az empati duygusu vardır ve diğerlerini çok az önemserler. Özellikle bu çocuklar, mala zarar verir, yalan söyler, çalar ve sıklıkla insanlara ve/veya hayvanlara karşı saldırgan davranışlar sergilerler. hayvana karşı şiddet eğilimi, 1990 yılında, hayvana karşı şiddetin davranış bozukluğu açısından ciddi bir kriter teşkil ettiği saptanmıştır. Davranış bozukluğu olan çocukların %25’inde, hayvana karşı şiddet uyguladıkları gözlenmiştir. Davranış bozukluğu tanısı, temelde çocuklukta ya da ergenlik döneminde baş gösterir. Bu tür davranışlar, yetişkinlik döneminde de baş gösterdiğinde artık psikopat ya da sosyapat olarak işaret edilir.
EVCİL HAYVANLAR VE ÇOCUKLARA İLİŞKİN ARAŞTIRMALAR:
Evcil bir hayvanın varlığının çocukların fizyolojik ve davranışsal uyarılma durumuna etkilerini saptamaya yönelik çalışmalar yapılmıştır:
Ortamda bir köpek olduğu durumda, çocukların kalp atışlarının yavaşladığı ve davranışsal stresin ortadan kalktığı belirlenmiştir. Diğer araştırmalar ise evcil hayvanların stresi azalttığını ve duygusal durum ve sosyal etkileşimler üzerinde olumlu etkiler bıraktığını ortaya koymuştur.
Yine evde evcil bir hayvanla büyüyen bir çocuğun, astım, alerji gibi rahatsızlıklara yakalanma ihtimalinin, diğer çocuklara oranla daha düşük olduğu gözlenmiştir.
Son olarak; evdeki can dostlarımızı gereğinde çocuğumuzdan korumamız gerekebilir:
• 3-4 yaşın altındaki çocuklar henüz saldırganlık dürtüleri ve öfke kontrolünü beceremediklerinden evcil hayvanlarla birlikteyken sürekli gözlemlenmelidir.
• 10 yaşın altındaki çocuklar kedi ya da köpek gibi büyük bir hayvanın bakımını tamamen kendi başlarına yapamazlar.
• Çocuklar evcil bir hayvana bakabilecek yaşta olsalar bile ebeveynler gözetim sağlamaya devam etmelidirler.
• Çocuklar evcil hayvanın bakımıyla ilgili ihmalkar davrandığında ebeveynler sorumluluğu üstlenmelidir. Bu evcil hayvan için atlanmaması gereken bir durumdur.
• Çocuklara evcil hayvanlarının tıpkı insanlar gibi acı çektiği, yeme, içme ve gezme ihtiyaçları olduğu yumuşak bir tavırla hatırlatılmalıdır.
• Çocuklar, ebeveynlerinin davranışlarını gözlemler ve taklit ederler. Ebeveynler iyi örnek teşkil etmek durumundadırlar.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bugün sizlerle paylaşmak istediğim bilgileri, sadece bir hayvan korumacı olarak değil aynı zamanda yaşadığı tecrübeyi sizlerle paylaşmak isteyen bir hayvan sever olarak paylaşmak istiyorum. Bu şekilde, endişeleri olan anne adaylarını daha rahat ikna edebileceğime inanıyorum. Çünkü biz de evimizde HALA köpeğimizle yaşıyoruz.
Hayatım boyunca, dünyaya yeni bir canlı getirmeye hazırlanan bir insanın, başka bir cana bu kadar büyük acıyı yaşatabilmesine, onu öylece sokağa ölüme terk edebilmesine anlam veremedim.
Terk edilmek, her canlıya çok büyük acı verir ki hayvanlar da terk edildiklerinde büyük acı duyar, psikolojik olarak çok büyük darbe alırlar. Özellikle köpekler ele alındığında, hepimizin kocaman dünyası varken, onların tek dünyası biz oluruz!
Modern toplumlarda olduğu gibi ne mutlu ki artık ülkemizde de evde evcil havyan besleme alışkanlığı giderek artış göstermekte, özellikle de kedi köpek, kuş gibi hayvanlar, eski geleneklerin aksine insanların bahçesinde değil artık evlerinde yaşamaya başlamıştır.
Ancak maalesef bu birlikte yaşam, evde birinin hamile kalması halinde ya da hamile kalmayı planlama aşamasında, acımasızca son bulmaktadır. Evdeki bu can dostlarımız bilgi kirliliği ve cahilce inanışlar yüzünden kadının ve bebeğin sağlığı açısından gereksiz ciddi endişelere neden olunca, ya sokağa, ya barınağa ya da çok nadir de olsa yeni bir sahibe terk edilmektedir.
Ben de sizlere kendi hayatım ve tecrübem üzerinden hareketle, bugün, sağlık açısından bu canların evden gitmesine gerek olup olmadığını anlatmak, araştırdığım ve doktorlardan öğrendiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bu aşamada öncelikle cevap verilmesi gerekli en önemli soru “hamilelikte, hayvanın evden gitmesi tıbben bir gereklilik midir?”
Evde beslenen evcil hayvanları ağırlıklı olarak kedi, köpek ve kuş olarak sayarsak:
1-HAMİLELİKTE KEDİ BESLEMEK
Kedilerden insanlara bulaşabilen en önemli hastalık “toxoplasma enfeksiyonu”dur. Toksoplazma enfeksiyonundaki etken “Toksoplasma Gondi” adındaki bir parazittir. Toxoplasma gondii parazitinin insanlara bulasması daha çok enfekte çig etin yenilmesi ( dokuda bulunan kistler) veya (nadir ) genç kedilerin oosit içeren dıskılarının etrafı (tuvalet kapları, bahçeler, kum havuzları ve oyun parkları ) kontamine etmesi ile olur.
Toksoplasmosis, özellikle kedi dışkıları ile bulaşmış sebze ve meyve türü gıdaların iyi yıkanmaması veya iyi pişirilmemesi yolu ile insanlara geçen ve gebelerin bebeklerinde düşük, erken doğum ve bir takım anomalilerin (sakatlıkların) ortaya çıkmasına neden olan bir tür parazit enfeksiyonudur.
Toksoplasma enfeksiyonun bir diğer kaynağı da enfekte olmuş yeşil sebzeleri yiyen sığırların etlerinin, insanlar tarafından iyi pişirilmeden tüketilmesidir.
Kaldı ki insanlarda esas bulasma yolunun çig veya iyi pismemis et oldugu açıktır.
Hamilelik döneminde, kedinizi evden göndermenize, onu terk etmenize gerek yoktur. Çünkü eğer kedinizi sokağa çıkarmıyor, çiğ et ile beslemiyor ve de aşı-ilaçlarını ihmal etmiyorsanız; toksoplazmosise yakalanma ihtimali neredeyse sıfırdır.
Alacağınız Önlemler Neler Olmalı?
Hamilelik sırasında kedinize dokunabilir, onu sevebilir ve aynı ortamda bulunabilirisiniz. Yalnız ona dokunduktan sonra mutlaka ellerinizi iyice yıkamalı ve yıkamadan elinizi ağzınıza götürmemelisiniz.
Kedinizin kumunun günde bir veya iki kez değiştirilmesinde fayda vardır. Her ihtimale karşı, yine önlem olarak kedinizin kumunu kendiniz değiştirmemelisiniz. Eğer bunu yapacak başka kimse yoksa kumunu mutlaka eldiven giyerek değiştirmeli ve değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkamalısınız.
Kedinizin aşılarının tamam olmasına dikkat edin.
Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarı ile teması olmayan kedilerde toksoplazmosis olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et ya da çiğ süt yoluyla da alabilir. Bu nedenle kedinize çiğ et veya pastörize edilmemiş süt vermeyin. Bir de kedinizin bahçeye çıkıp avlanmasını engellemekte fayda vardır.
2-HAMİLELİKTE KÖPEK BESLEMEK
Hamilelik döneminizde köpek beslemek de bir takım tedbirleri aldıktan sonra sorun yaratmayacaktır.
Sizin köpeğinizden alabileceğiniz iki enfeksiyon vardır: Birisi kuduz, diğeri ise hidatik kist hastalığıdır.
Bunun içi köpeğinizin aşılarının ve hidatik kist ilaçlarının asla ihmal edilmemesi gerekir.
Alacağınız Önlemler Neler Olmalı?
Köpeğinizin asla başıboş bırakılmaması ve çiğ et yememesi gerekir.
Evimizdeki köpekleri de elledikten sonra da mutlaka ellerimizi yıkamalıyız. Hamilelik döneminde, hayvanların aşılarının özellikle de kist aşılarının tam olması büyük önem taşıdığından, sokaktaki hayvanları ellemekten bu dönemde imtina etmekte fayda vardır. Keza yine barınak ziyaretlerimize de bu hamilelik döneminde ara vermek önemlidir. Ancak onlara dokunamıyor olmak, onlara bir kap su ya da bir kap yemek vermeye asla mani olamaz!
3-HAMİLELİKTE KUŞ BESLEMEK
Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık “Psittakozis” adı verilen bir enfeksiyondur.
Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri (flu-like) bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda ise elde yeterli bilgi yoktur.
Son yıllarda güncellik kazanan “Kuş gribi (Bird Flu)” enfeksiyonun ise enfekte göçmen kuşlarının dışkıları ile tabiatta yaşayan kuşlara geçtiği ve ölümcül olabildiği belgelenmekle birlikte kuştan insana geçişler oldukça sınırlı sayıdadır. İnsandan insana geçiş ise henüz izlenmemiştir.
Alacağınız Önlemler Neler Olmalı?
Kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir.
Kısaca, hamilelikte, öncesinde ya da sonrasında evcil hayvanların hayatımıza kattığı huzuru ve mutluluğu doya doya yaşamamamız için hiçbir neden yoktur. Yeter ki alınacak basit önlemlerle hem kendimizin, hem de onların sağlığını koruyalım.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.
Alacağınız Önlemler Neler Olmalı?
Köpeğinizin asla başıboş bırakılmaması ve çiğ et yememesi gerekir.
Evimizdeki köpekleri de elledikten sonra da mutlaka ellerimizi yıkamalıyız. Hamilelik döneminde, hayvanların aşılarının özellikle de kist aşılarının tam olması büyük önem taşıdığından, sokaktaki hayvanları ellemekten bu dönemde imtina etmekte fayda vardır. Keza yine barınak ziyaretlerimize de bu hamilelik döneminde ara vermek önemlidir. Ancak onlara dokunamıyor olmak, onlara bir kap su ya da bir kap yemek vermeye asla mani olamaz!
3-HAMİLELİKTE KUŞ BESLEMEK
Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık “Psittakozis” adı verilen bir enfeksiyondur.
Bugüne kadar hamilelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri (flu-like) bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin gebelikteki etkileri konusunda ise elde yeterli bilgi yoktur.
Son yıllarda güncellik kazanan “Kuş gribi (Bird Flu)” enfeksiyonun ise enfekte göçmen kuşlarının dışkıları ile tabiatta yaşayan kuşlara geçtiği ve ölümcül olabildiği belgelenmekle birlikte kuştan insana geçişler oldukça sınırlı sayıdadır. İnsandan insana geçiş ise henüz izlenmemiştir.
Alacağınız Önlemler Neler Olmalı?
Kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir.
Kısaca, hamilelikte, öncesinde ya da sonrasında evcil hayvanların hayatımıza kattığı huzuru ve mutluluğu doya doya yaşamamamız için hiçbir neden yoktur. Yeter ki alınacak basit önlemlerle hem kendimizin, hem de onların sağlığını koruyalım.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.
KASKO VE ZORUNLU TRAFİK SİGORTASINDA YAPILMASI İSTENEN YASAL DÜZENLEMEDEKİ KARMAŞA
5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu uyarınca; “Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır.”
Bu bir kanuni mecburiyettir. 21 inci maddeye aykırı hareket edenlere hayvan başına üç yüz milyon lira idari para cezası kesilir.
Ancak bu yasal düzenlemeye rağmen, her gün Türkiye’nin dört bir yanında hayvanların onlarcası, trafik kazasına kurban gidiyor, bir kısmı hemen orada iç kanama nedeniyle ölüyor, bir kısmı merhametli birine denk gelip veteriner hekime götürülüyor ancak çoğu zaman felçli kalıyor.
Bu kazalarda, hayvanı, en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürme, bir vicdan meselesi olmaktan çok mecburiyetken, kimi zaman duyarsızlık nedeniyle kimi zamanda veteriner hekime gidildiğinde getireceği ekonomik külfet nedeniyle, yerine getirilmiyor.
Trafik kazaları neticesinde hayatını kaybeden yüzlerce hayvan, çoğunlukla görmezden gelindiği için had safhada yaşanan vurdumduymazlık nedeniyle ölür. Halbuki, mağduru hayvan olan trafik kazalarında, ölen hayvanların büyük çoğunluğu, çarpan araba yüzünden ölmezler. Genelde, ilk çarpma sonucu ufak kırıkları ve zedelenmeler oluşan hayvan, kaza şoku ile yerde öylece hareketsiz kalır. Hayvan asıl, arkadan gelen diğer aracın üstünden geçmesi sonucu ölür.
İşte bu ekonomik külfet ortadan kaldırılırsa, çok sayıda hayvan canı kurtulur noktasından hareketle, çabalar, Kasko ve Zorunlu Trafik Sigortasında yeni yasal bir düzenleme yapılması içindi.
Mevcut yasada, bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücüye hayvan başına 369 TL idari para cezası uygulanırken yapılması istenen düzenleme ile sürücünün çarptığı hayvanın tedavi giderleri, trafik sigortasından karşılanacaktı. Buna göre kaza sonucu yaralanan sokak köpeği, inek ya da ayağı kırılan atın veteriner masrafları, kasko veya trafik sigortası tarafından karşılanacaktı. Ama olmadı.
Maalesef, bu konuda inanılmaz bir bilgi kirliliği var. İnternette dönen haberler, medyada yer alan haberler, sanki hep bu yasal düzenleme yapılmış gibi yansımakta.
Üzülerek belirtmek isterim ki böyle bir yasal düzenleme henüz yapılmadı.
Bu husus, özellikle Çevre ve Orman Bakanlığının yaban hayatı koruma amacıyla hazırladığı bir tavsiye metni mahiyetinde kaldı.
Umarım bu düzenleme, en kısa zamanda yasalaşır ve sizlerle bu güzel gelişmeleri paylaşmak mümkün olur.
Av. DENİZ TAVŞANCIL KALAFATOĞLU
İSTANBUL BAROSU
HAYVAN HAKLARI KOMİSYONU
Bşk. Yrd.