Kaynak: Birgün Gazetesi
Dünyada, 80′den fazla ülkede salgın olarak kabul edilen kuduz hastalığı nedeniyle her yıl yaklaşık 55 bin insan can veriyor. Ölüm listesinde başı Afrika ve Asya çekiyor. Gelişmiş ülkeler ise çok daha fazla yaban ve evcil hayvan varlıklarına sahip olmalarına rağmen yavaş yavaş bu hastalığı eradike ediyorlar ve böylece kuduzsuz ülkeler listesi uzuyor. Örneğin 10 sene evvel sadece ada ülkeleri kuduzsuz olarak kabul edilirken, bu gün uygun aşılama ve veteriner halk sağlığı hizmetleri sayesinde bazı gelişmiş ülkelerle birlikte komşumuz Yunanistan da kuduzsuz ülkeler listesine girmeyi başarmış durumdadır. Yazının devamı için tıklayın »
Ülkemizde ve dünyada kuduza bağlı insan ölümlerinin yüzde 99′u ne yazık ki kuduz köpeklerden kaynaklanmaktadır. O halde, kuduzla mücadelede sahipsiz köpeklerin kontrolünün taşıdığı önem inkar edilemez. Ancak, sadece köpekleri yok etmeye yönelik bir mücadele politikasından bahsederseniz, şüphesiz bu da kabul edilemez. Öncelikle şunu sorgulamalıyız: Acaba, ülkemizde bulaşıcı hastalıklarla mücadele için yeterli bir alt yapı var mıdır? Yaban hayvanlarının aşılanması vd. koruyucu hekimlik hizmetleri ve eğitim başta olmak üzere her şey layığıyla yapılmış da sıra köpeklere mi gelmiştir? Yazının devamı için tıklayın »
» Isırılarak kuduz virüsünü alan bir köpek, hastalığı bulaştırmaya ne zaman başlar? Kuluçka süresi köpeklerde ne kadardır?
-Hastalığın yayılmaya başlaması için, virüsün ısırık yarasından girmesi, burada çoğalması, beyne ilerlemesi, buradan da tükürük bezlerine ilerlemesi gerekir. Virüs “kanda” ya da “tükrük” dışındaki diğer vücut sıvılarında bulunmadığı için tek bulaşma yolu tükürükle olmaktadır. Virüs beyne ulaştığı zaman burada iltihaba neden olur ve bunun sonucunda kuduz belirtileri görülmeye başlar. Virüs alındıktan sonra, hastalık belirtilerinin görülmesine kadar geçen süreye ‘kuluçka’ süresi denir. Köpeklerde bu süre genellikle iki haftayla üç ay arasında değişir. Ancak istisnai olsa da bu sürenin kısaldığı ya da uzadığı vakalar olabilir. Yazının devamı için tıklayın »
» Pit Bull Terrierlerin kökeni nedir? Doğada böyle bir köpek ırkı var mıydı? Yoksa bazılarının iddia ettiği gibi laboratuarda mı üretildiler?
- Bazıları doğada böyle bir ırk olmadığını söylerler. Bu komik bir ifadedir. Doğada bırakın herhangi bir köpek ırkının olmasını, bir zamanlar köpek diye bir hayvan yoktu. Bütün köpekler ve dolayısıyla köpek ırkları kurtlardan türediler. Günümüzdeki köpek ırklarının büyük çoğunluğu insanların istedikleri özelliklere göre farklı şekillerde üretildiler. Pit Bull da değişik köpek ırklarının melezlenmesiyle elde edilmiş bir ırktır. İlginçtir ki, Pit Bull’un türetildiği köpek, günümüzde sakinliği ve yavaşlığı ile tanınan Bulldog’dur. Ancak Bulldog, Roma devrinden tutun 1800′lü yıllara kadar dövüşlerde kullanılan saldırgan yetiştirilmiş bir köpekti. Bull (boğa) adından da anlaşılacağı gibi, özellikle İngiltere’de boğalarla yapılan dövüşlerin vazgeçilmez köpeğiydi. Hatta, o zamanlar İngiltere’de Bulldog’larla dövüşmeden kesilen boğaların etleri fazlaca makbul bile sayılmazdı. İnsan türünün icadı bu dövüşlerde boğanın ayağa kalkması için karnına ateş tutmak veya ayaklarını bıçaklamak gibi korkunç tablolar yaşanırdı. Köpek, boğanın burnunu yakalayarak onu hareketsiz hale getirir ve aynen bugünkü Pit Bull’lar gibi kolay kolay bırakmazdı. Bulldog’lar, İngiltere’de dövüşlerin yasaklanmasından sonra ‘yapay seçilim’ yöntemleriyle, sert görünümlerine rağmen yumuşak ve sakin bir hayvan haline getirildiler (Darısı Pit Bull’ların başına…). Yazının devamı için tıklayın »
Gözünüzün önüne getirebiliyor musunuz?
Oldukça iri, güçlü ve cesur karakterli bir köpeğiniz var. Onunla övünüyorsunuz, çünkü bir tehlike karşısında sizi koruyacağına tam olarak eminsiniz. Hatta bir keresinde, sabah gezintisindeyken karşınıza aniden çıkan bir köpek sürüsüne tek başına saldırmak istemişti ve siz onu zor tutmuştunuz. Etrafınızdaki herkese, sizi korumak için, yaşamını tehlikeye atacak kadar cesur olduğunu anlata anlata bitiremiyordunuz. Ama bir gün, cesareti hakkındaki fikrinizin değişeceği aklınızın ucundan bile geçmemişti. Yazının devamı için tıklayın »