Yardım Etmek İstiyorum
Google

Googleda Ara
Sitede Ara
CSS Uygun
XHTML 1.0 Uygun

Sevinc Erbulak Midyat

 

30. Nisan 2008

Hayvan haklarına giriş

sevinc001.jpgSevgili dostlar,

Bu aydan itibaren sizinle beraber bir kitap okuyacagım… o kadar guzel satırlar paylasacagız ki simdiden heyecanlanıyorum.. Bir arkadasımın tavsiyesiyle aldıgım ”hayvan haklarına giris” isimli bu kitabı dun gece elimden bırakıp bas ucu lambamı sonduremedim… ısık acık dalmısım bir vakitte… gercek bir hayvansever olan gary l. Francione bizi bu kitapta daha cok duymak ve bilmek istemedigimiz ya da bilip de bilmek istemegimiz hayvan gercekleriyle yuz yuze getiriyor…okunduktan sonra unutulması mumkun olmayan kelimeler yazmıs ard arda…baktıgım fotograflar artık omrumun sonuna kadar benimle ve aklımda tek bir soru,

”Onlara daha iyi bir dunya sozunu ne zaman verebilecegiz acaba?”

Sadece hayvansever olmamızın hicbirseye yetmedigini biliyor muydunuz?

”Hayvanlar hakkında inandıgımızı soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasında daglar kadar fark var. Bir yandan hayvanların cıkarlarını ciddiye aldıgımızı iddia ediyoruz.associated press’in anketine katılan amerikalıların ucte ikisi su ifadeye katılıyor,

”Bir hayvanın acı cekmeden yasama hakkı,bir insanın acı cekmeden yasama hakkı kadar önemli olmalıdır.”yine aynı amerikalıların yuzde ellisi hayvanların kurk manto yapmak icin oldurulmesinin ya da spor icin avlanmasının yanlıs olduguna inanıyor.neredeyse yuzde ellisi hayvanların ”onemli tum noktalarda tıpkı insanlar gibi” oldugu gorusunde…gene yuzde ellisinden fazlası kedi ya da kopeklerle birlikte yasıyor ve onları ailenin bir uyesi olarak gorunuyor…

Hayvanlar hakkında soylediklerimizle gercekte onlara uyguladıgımız muamele arasındaki derin tutarsızlıgın nedeni,hayvanların bizim icin ”mal” statusunde olmalarıdır.”

Durdum tam burada…bu satırda bir nefes aldım,ne denli dogru bir saptama oldugunu dusundum dun gece,lambayı sonduremedim ve,

”Hayvanlar, sahibi oldugumuz ve mal sahipleri olarak onlara vermeyi uygun gordugumuz degerden baskaca bir degeri olmayan metalardır.insanın mal sahibi olma cıkarı hemen her zaman agır basıyor.soz konusu hayvan bir ”ev” hayvanı ya da bir ”labaratuar” hayvanı veya

Bir ”av” hayvanı veya ”yenecek” bir hayvan ya da sadece bizim kullanımımız icin var olan ve bizim amaclarımız icin bir arac olmak dısında bir deger tasımayan baska bir hayvan mulkiyeti biciminde oluyor”

Gercekten boyle mi? dostarımız bizim mallarımız mı? bazen sadece ”yenecek”, bazen cocuklarımızın canlı ”oyuncak”ları olacak, sıkıldıgımızda da sokaga bırakacagımız ”mallar”ımız mı?anlasıldı. Bu kitap beni ve kalbimi daha cok yoracak…

Gary. L. Fransione diyor ki;

”Hayvan cıkarlarını ciddiye almak ve hayvanlara gereksiz yere acı cektirilmesini acıkca reddedisimize somut bir anlam kazandırmak istiyorsak,bunun tek bir yolu var;eşit gozetilme ilkesini ya da benzerlere benzer muamele etmek zorunda oldugumuz kuralını hayvanlara uygulamak.hayvanlar hakkındaki uzlasımsal sagduyumuz,hayvanların en azından bir bakımdan bize benzer olduklarını soyluyor.onlar da hissetme yetisine sahip ve tıpkı bizim gibi acı cekmemekte cıkarı olan varlıklar.”

Karmasık mı geldi? gelmesin…ben okumaya devam edeyim,siz dusunmeye…yapılacak cok sey var. Yapabilecegimiz cok sey…

Onumuzdeki ay laboratuarlarda kullanılan ve deneylerde daha dogru sonuc alındıgına inanıldıgı icin agrı kesici bile verilmeden uzerinde calısılan dostlarımız hakkında konusacagız…ve hayvanlar uzerinde yapılan bu deneylerin insanlar uzerine olumlu sonuc verip vermedigi gercegiyle de yuzlesecegiz…simdiden neyle karsı karsıya gelecegimiz belli oldugu halde…

Sizi seviyorum…gorusmek uzere…

Sevinc erbulak midyat.

 

09. Mart 2008

Sevinç Erbulak

100_0908.jpgProvaydı,yogunluktu,oyun cıkarıyorum derken kendimi sahnede buluverdim yeniden…korku,heyecan,acaba yapabilecek miyim’ler yerini ”ne guzel bir meslegim var benim yahu”ya donusturdu bile…ve cok gecikmis yazı zamanım da geldi cattı tabii…bu uzunca aradan oturu ozur diliyorum hayvan dostları… yazısamadıgımız bu surecte neler mi oldu? ilk kelimesi kedi olan Kavin kızım kocaman oldu herseyden evvel…onceleri sadece ”mi” sesi cıkarabiliyordu,simdilerde kedi gorunce onlardan daha yukses sesle ”miyav”lıyor ve tıslıyor zaman zaman…Bu kız bunları yapmayı nereden ogreniyor bilmiyorum… aylardan mart…annemin deyimiyle butun kabak yavruları dogdu..ve yine annemin soyledigi sekilde,sokak kedileri ve kopekleri martık cıkardılar mı seneye marta kadar yasarlar Sevinc,aman dua et de bizim sokaktaki arkadaslarımız 20 25 gun daha dayansınlar…

 Yeni bebeklerimiz tam 6 tane,ilk baslarda durum kontrolu yaparken birbirlerine karıstıkları icin 5 saymıs ve sevinmistik ama sevincimiz kısa surdu…Duman annemiz bebekleri bir oraya bir buraya tasıyadursun,yasadıgımız sitedeki degisim beni bile sasırtıyor su sıralar hani neredeyse nazar degmesin diye yazmayayım diyorum…Bizim 6 afacana bloklardaki bazı sakinler sırayla bakar oldu…Annem pazartesi,ben salı,ust komsum carsamba,karsı blok numara 12 persembe diye uzayıp gidiyor liste…Dunyada sizden baska hayvan dostları oldugunu bilmek kadar onları tanımak da ayrı bir zevk…ve dikkat ediyorum hepsi evindeki hayvanından oglum Pıtır,kızım Nazar diye bahsediyor…Bunu hayvansevmez birine anlatmak olası degil ama bu dostlarımız gercekten evimizde konakladıkları ilk geceden itibaren bizim evlatlarımız oluyorlar… Bakalım Kavin ilk arkadasını eve ne zaman getirip ”baba,ben bunu istiyorum,benim olabilir mi lutfen” diyecek? Bu anı dunyadaki butun ipler elimde cekiyorum…Sabahları miyavlayarak uyanan,balık gordugunde ”anneeee babuk” diyen kopeklere ”havva havva” diye seslenen bir kızınız var mı?Hem onlardan hem de hayvan dostlarımızdan ogrenecek cok seyimiz var… mart ayı bitmeden gırıltılar esliginde gune uyanmak isterseniz bana ulasın barınagımızdan,size nefis tuylu kucuk bir sey armagan etmek istiyorum…hazır site sakinleri de sevmeyi yeniden ogrenmisken ne guzel olur degil mi?ust kat komsumun kopegi havva’lamaya basladı,belki Kavin uyanır,bir an gozunu acar,bana bakar ve hemen ona sorarım;”kızım,kopekler nasıl ses cıkarıyor?”… sevgiyle…

sevinc erbulak

not:bu gecikmeli yazımı hala sevmeyi ogrenememis tum site sakinlerine ve apartmanda yasayan ama sadece kendine yasam hakkı tanıyan cok degerli! komsucuklara adıyorum…

 

02. Aralık 2007

Adil olmak

Dünya uzerinde yaşayan her canlıya adil davranmıyor.. .Bu ay sizinle bu konuda dertleşmek ve dünyanın bu adaletsizliğine rağmen üzerinde yaşayan isimsiz kahramanlardan bahsetmek istiyorum… Benim tanıdığım isimsizlerden birinin adı tesaduf eseri Adil ama! Hoş bir tesadüf… Onun varlığına her sabah uyandığında şükreden bir sürü dört ayaklı dostum var… işte bunlardan sadece birinin hikayesi hem de kendi ağzından,

”Soğuktu, yağmur yağdığı için üşümüyordum, artık soğuk bedenimin bir parcası oldugu icin alışmıştım ona… bayılmadan önce hatırladığım son şey karşıdan karşıya geçmek üzere olduğumdu.. sanırım yapamadım ama… bir adım bir adım daha… bir makineden çıkan kulak tırmalayıcı bir ses ve bacaklarımdaki korkunç sancı, karanlık sonrası…

Yolun ortasında mıyım? Biri beni kaldırımın kenarına mı koydu yoksa? Var mı hala boyle birileri bilmiyorum… Gözümü açtığımda yardım edin bana diye bağırıyordum…Yapabildigim tek sey bu olduğu için… Az evvel dört ayaklı sağlıklı bir kediydim, küçük bir sokak kedisi, sıradan tüylü bir canlı… Şimdiyse arka ayaklarım duruyor ama onları eskisi gibi yönetemiyor beynim… Biri bana yardım eder mi?

Siz insanogulları ve kızlarının zamanıyla ne kadar geçti bilmiyorum… Sancılarım artarak devam ediyor ve hayatın neden bana böyle kötü davrandığını anlamaya çabalıyorum… Eskiden sadece insanların bazıları kötü davranırdı bana, şimdi işin içine hayat da karıştı iyi mi?

Dur napıyorsun? Canım yanıyor, kaldırıyor musun beni yerden, evet arka ayaklarım, yok deneme boşuna yürüyemiyorum sanırım, sanmam hatta kesin yürüyemiyorum. Kimsin sen? Gecenin bu saatinde ayağında terliklerin olduğuna göre evinden çıktın geldin buraya, sesimi duyduğun için, sesime sağır kalamadıgın için… Sen iyi birisin tamam ama bakalım benim için neler yapacaksın simdi?

Aklımdan bunlar geciyor iste… Uyutturacak mı beni bir veterinerin soğuk metal masasının üzerinde… Filmlerde böyle oluyor artık kendine bakamayacak dört ayaklı dostlarım için… Terlik adam benim hakkımda böyle bir karar mı verecek acaba? Acımı unuttum, acaip korkuyorum simdi….”

Evinde oturuyormus Adil… Yün yumağı kedileri de iki yanında… Hersey normal, hersey yolunda… Derken bir yardım çağrısı duymuş sokaktan… Böylesi çağrılara oldum olası alışık, duyuyor çünkü kulakları, iyi ki de duyuyor… Sonrası çok aydınlık hikayemizin…Veterinere gidiliyor, kazazedemizin yürüme ihtimali yok gibi görünüyor ama Adil’de öyle bir yürek var ki vazgeçmiyor yeni arkadasının yaşama ümidinden… Ne yapsın düşünüyor düşünüyor ve birden buluyor!
Ofisinin duvarının bir kösesinden diğerine incecik bir metel ip geriyor, küçük arkadaşını belinden bir baska metal aksamla bu ipe bağlıyor, öyle rahat bir el emeği buluş ki bu kedicik bu kendinden esnek iple ister yere uzanıp uyuyor ister yurumeye cabalıyor ama en elzem olan yeme icme ihtiyacını kendi gayretiyle yeniden edinmek zorunda… O kadarcık bir yuk yukluyor onun minik omuzlarına…Bir kosede maması,diger kosede suyu duruyor…Haydi bakalım küçük canavar ekmek aslanın ağzında, ama yaparsın sen, yeniden yürütebilirsin cansız bacaklarını diyor adeta… Bir deneme, bir deneme daha, bin deneme daha… Eeee ucunda açlık var isin, hayatın kendisine adil davranmadığı dostumuz yeniden köşeden köşeye ama sürüne ama yürüye kendini doyurmaya çabalıyor….

Metallerden çoktan kurtuldu bile! Adil’in ofis canavarı oldu, yürümesinde hep o geceden kalma bir aksaklık olsa da son nefesini vermedi metal masada, cünkü dedim ya sözün basında bazı isimsiz kahramanlar var hayatta diye… Belki de dünyaya geliş sebepleri bu!

Sesleri duymak, seslere yardım etmek için… Trafik teroristlerine, hayvan teroristlerine ragmen Adil’lerimiz var, hem de çok adil Adil’lerimiz var… Onların varlığına armağan etmek istiyorum satırlarımı…

Biliyorum şu an tam şu an, bu tuş tıkırtılarının az ilerisinde başka yardım çığlıkları da var, onları duyan birileri de…
Onlardan bir tanesini tanımanın sevinciyle…

Sevinc Erbulak Midyat

 

Ben arkadaşlarına ayı demiyorum

Bu hafta sizlere bir cümleden yola çıkarak bu satırları yazıyorum… Üstünüze afiyet bir oyun yonetiyorum da şu sıralarda… Sahnede de hem dostum, hem hayvan dostu, hem de meslektaşım Çicek Dilligil var!

Oyunumuzun yazarı Ozan Metin’in bile henüz bu yazımda onun satırlarından yapacağım alıntıdan haberi yok, varsın olmasın… Bir sey demez biliyorum…

Bir kadın ve bir erkegin küçük küçük bir sürü hikayesinden oluşan bu iki kişilik oyunda ilk okumada da çok beğendigim bir cümle var…

Esas oğlan ve kızın tutuştukları belki bininci kavgada adam diyor ki,
-ARKADASLARIMA AYI DİYEMEZSİN TAMAM MI?
Kadın yanıtlıyor,
-BEN SENİN ARKADASLARINA AYI DEMİYORUM Kİ, SEN AYILARA ARKADASIM DİYORSUN!
İlk anda komik… gercekten gülüyorum…

Ama sonra boğazım düğümleniyor… Sanırım hala Bingol’lu bir avuç yaratığın yaptığını unutamamısım…Ve içimden onlara ayılara bak yahu, yavru ayıyı nasıl da öldürmüşler! diyenlere kızıyorum…

Gelin söyle bir karar alalım, ne kadar sinirlenirsek sinirlenelim birbirimize hayvan isimleriyle hakaret etmeyelim artık olur mu?

Essek kafalı demeyelim trafikte bizi çileden cıkaran sürücüye…
Kuş beyinlinin teki olmasın kimse…
Baska kötü sözler bulalım beraber. Ama ısrarla hayvanların o güzel adlarını almayalım ağzımıza kötü söylemek için…
Hatta soyle bir seyi bile becerebiliriz belki…Her ay olmasa bile en azından senede bir evsiz hayvanı ne yapalım edelim ”ev”lendirelim birlikte…Benim bahcede beni bekleyen 6 tane evsiz var halihazırda…
Haydi heyecanlanalım mı birlikte?
Neden olmasın?
Her eve tuylu ve yumusacık bir dost kampanyası baslatalım mı?
Baslatalım…

Sevgiyle…

Sevinc Erbulak Midyat

 

Daha kaç defa öleceğiz bakalım?

Bir türlü yüzümüz gülemiyor degil mi? Bir avuc duyarlı insanın katkısıyla hem kulaklarımızın pası silindi gecenlerde hem de kendimizi iyi hissetmistik ki yurdumdan gelen acaip ve bir o kadar üzücü haberlerin ardı arkası kesilmez oldu…Bes tane gercek AYININ taslaya taslaya canını cıkardıgı yavru ayının acısını unutmamıstık ki,bir haber daha geldi…Artık gazete okumak istemiyorum sabahları…Dısarıya cıktıgımda önüme baka baka yürüyor,otoyollarda gözlerimi kapatıyorum eger arabayı kullanan ben degilsem…

Bir gölün üzerindeki ıslak tasta öldük gecenlerde hepimiz! Bagıra bagıra,bunun bize neden yapıldıgını anlamadan kanla ve suyla yıkana yıkana can cekistik…Kücük bir haber olduk gazetede,unutuldu unutulacak…Ardından bir kutunun icindeydik bu defa..Annemizi emiyorduk belki…Belki de uyuyorduk henüz hayatımızın ikinci ya da ücüncü gününde…Mümkün olsaydi tanıyacaktık hayat denen seyi…Olmadı…Süphenenildi bizden…Korkuldu..Patlatıldık.
Nereye gidiyoruz?Nasıl hesap verecegiz cocuklarımıza?Susuz bir dünyada yasama mücadelesi verecegimizi bagırıyor herkes…Hem susuz hem de hayvansız kalacagız yakında…

Cok merak ediyorum, yok mudur acaba bu süpheli paketlerin icinde bir hayat belirtisi olup olmayacagını anlayacak kadar duyarlı bir alet? Bir bebek kedi ve annesini yasatabilirdik belki o zaman…Gördügüm fotograf aklımdan cıkmıyor hala…Kim silebilir o kareyi beynimden bilmiyorum…Bir canı almanın bedeli 250 türk lirası mı? Gercekten bu kadar mı bir hayatın bedeli?

Hayat bu kadar ucuz ve bu kadar degersiz mi yasadıgımız topraklarda?
Simdilerde bu sorulara hep evet yanıtını veriyorum…Kızımdan utanıyorum…İlerde o da okuyacak bu haberleri,bir soru degil bin soru soracak bana…Ona verecegim cevaplardan da utanıyorum…

Evet Kavin’im,biz hep böyle ölüyoruz bu ülkede…İhmalsizlikten,duyarsızlıktan,kalpsizlikten ve sevgisizlikten her gün bir baska sekilde ölüyoruz yavrum…Umarım bunu degistirmeyi sen ve senin gibi yeni,pırıl pırıl insanlar basarabilirsiniz…Biz bu ülkede hala ”kuduz tehditi” adı altında 280 köpegi gözümüzü bile kırpmadan itlaf edebiliyoruz…İnanması gercek ama yapıyoruz bunları kızım…Ötesi günlük gazetede kücük bir haber,bir kac isyan sesi,ardından memleket meseleleri ve meshur balık hafızamız kızım…ne tası? Hangi göl? Kutu mu? Ne vardı ki kutunun icinde?

Agzımın ici kupkuru…Ortalıkta hic hayvan yok!
Ama bilinsin ki mücadelemizden vazgecmiyoruz…

Sevinc Erbulak Midyat