Bu sıcacık ağustos gecesinde sabahtan beri size yazacağım yazı için bir an evvel eve, bilgisayar başına dönmeye çalıştım… Minik cadım, eşim ve annemle, yani benim biricik çekirdek ailemle leyleği havada gören bizler bu defa Çesme’den, hafif rüzgarlı, romantik ve insanda bağımlılık yapan, dünyanın bu güzel köşesinden sesleniyoruz simdi…
Sonucunda ne bir diploma ne de teşekkür belgesi alamayacağımı başından beri bilerek ama bir o kadar da kendi isteğimle başladıgım yeni eğitim hayatım burada da kesintisiz devam etmekte… Gittiğim okulun tek ögretmeni kızım Kavin, bizlere her gün bir şey daha öğretmekte…Hiç bitmeyecek bir öğrenme süreci bu… Nefis bir sey olduğunu itiraf etmeliyim… 9 aylık öğretmenimin ağzının içine bakarak, hayran hayran onu seyrediyorum.Vakit nasıl geciyor bilmiyorum… Ne kadar çok sey bilmiyor musum onunla tanısana kadar inanamıyorum…Günler geceleri kovalıyor… Yan komsumuzun köpegi Nesta bey kapıda nöbet tutuyor, çünkü iceride bizim minik ögretmen uyuyor…
Düşünüyorum… Geçen sabah aklıma geliyor… Kavin hayatımıza girmeden evvel belki de bu kadar çabuk duyamayacagım bir kücük cocuk aglaması kulaklarımda… Ağlama degil de daha çok bir küçük isyan sesi bu…Çıkıp dışarıya bakıyorum, asağıdaki evin bahcesinde iki erkek çocuk… iki kardeş… Küçük isyankar bağırıyor, diğeri iş başında… Boyundan büyük çalı süpürgesiyle minik minik bir seyleri kovalıyor, süpürge bir havada, bir yerde… Yürüyorum aşagıya doğru…Yürürken sakin olmam gerektigini kendime bin kere fısıldıyorum… İşe yarıyor allahtan…
-aaaaa ne güzel kedi yavruları bunlar böyle…sizin mi?
-evet.
-kac kardesler? ayyyy su rengarenk olan en güzeli herhalde…
-……..
-sen kovalamıyorsun degil mi onları?
-cık.
-ben de uzaktan bakınca…öyle bir an…kardesin de bağırıyordu sana ya hani…iste….
-buyrun birine mi baktınız?
-yok…yok..ben kedileri görünce geldim.cok tatlılar…kac kardesler?
-5 kardestiler…biri kanepenin altında kaldı, geberdi. öteki hastaydı galiba, gecen hafta o da geberdi.su an 3 taneler…
-anladım…oldu. iyi günler size.
-…….
Hayatta şans diye bir sey var sevgili dostlar… Buna o kadar kuvvetli sekilde inanıyorum ki anlatamam size… Süpürgeyle kovalanan kediler de var, yastığımızı bizimle paylaşanlar da…
Ben, bire bir yaşadıgım bu hikayedeki minik öğretmene kızmadım hic… Çünkü onun öğrencisinde is yok… Ama sesini duyduğum minik cığırtkandan bir seyler öğrenmek isterdim dogrusu… Onun öğretecekleri var… Onun bizim evin balkonundan bile bakıldığında görülebilecek bir kalbi var… Keske ailesinden biri bunu fark etse de kediler, köpekler, kısacası tüm canlılar -gebermese!- artık… Süpürgeler sadece ortalıgı süpürse!
Kavin öğretmenime anlatacağım bunları büyüdügünde… Şimdi ne söylesem nafile, ben sıramda oturuyorum, o karşımda gülümsemekte…
Sevinc Erbulak Midyat
Bunaltıcı sıcaklardan fenalık geciriyorduk ki, kızım Kavin,esim ve olmazsa olmaz anneannemizle beraber bavulllarımızı topladıgımız gibi solugu Norvec’teki ablam Ayse’nin yanında alıverdik… Öncelikle yazmak isterim ki tam tamına 40 dereceden birdenbire 15 dereceye inince hep birlikte dislerimizi takırdatıp durduk bir kac gece…Odada elektrikli soba yakmaya kalktık,ablam Ayse neredeyse cıplak yatarak guldu bizlere…Neyse sonra alıstık tabii,insanız,hersey bize özgü,herseye alısılıyor bir sekilde…
Fiyordlara baka baka sismanlayan kızım Kavin simdi yine yazlıkta kolları yapıs yapıs uyuyor yine…
Süleyman’ın bebecikleri genc kız ve delikanlı kıvamına gelmisler yoklugumuzda…Kavin sismanladıkca onlar da etlenmisler sanki…Artık dogru düzgün kedi sevmeyi ögreniyor Kavin… Henüz o miyav miyavların nereden cıktıgını anlamıyor ama eskisi gibi kulaklarını cekmiyor tekirciklerin…Hepsi de birbirinden güzel…Yok mu delikanlı kedi isteyen?
Bu yazımda ne yazacagım diye düsünürken aklıma bir sey geliverdi…Uzun yolculuklar sonrası ardımızda bırakmak zorunda oldugumuz hayvan dostlarımıza yeniden kavusmanın tadını düsündüm…Annemin evinde kral ve kralice hayatı yasayan cimcime ve köfte’miz meclisten dısarı cünkü onları zaten evde bulacak olmanın rahatlıgıyla gidiyoruz her defasında..Benim yazacagım kavusmanın tadı sokakta baktıgımız dostlarımızla ilgili…Ve maalesef bizim gibi dostları uzaklastıgında onları iki ayaklı iki elli ve yirmi parmaklı, insan denen cok tehlikeli bir hayvansevmez türle basbasa bırakmak zorunda kalıyoruz zaman zaman..
İste böyle zamanlarda uzaklarda her gece onlar icin dua ediyorum…Ne olur siteden atılmamıs olsunlar, ne olur zehirlenmemis olsunlar, ne olur araba altında kalmasınlar,ne olur…ne olur… Fiyordlardan döndügümüz gece ilk is etrafa bakınmak oldu…Cizgi seklindeki gözlerinden ötürü adını Japon koydugumuz 15 kiloluk tekirimiz yok,gri tüyleri sanki her sabah bir peri tarafından taranan Dumik yok,yan bloktaki beyefendinin esi istemedigi icin eve alamadıgı ama kimselere de vermedigi Efe bey yok… Agzımın ici tatsızlastı, uzaklara gitmek bu kadar üzücü bir sey olmamalı…Yapacak bir sey yok,geceyi zar zor sabah ettik…Gün agırınca yeniden bir arama ekibi olusturacagımızı bilerek elbette..
Sabah kızımın kahvaltısı biter bitmez kapıyı bir actım ki cizgi gözlüm ve Dumik bizi bekliyor… Onların sevinci kursagımda dısarıya bir cıktım ki Efe bey günesleniyor, üstelik yanında da yarım kuyruk bir arkadası daha… ne güzel bir an’dı!
Bu ay bu tadı sizlerle paylasmak istedim, ücü eski biri yeni dostum kıslıkta, Süleyman ve bes bebegi yazlıkta, kızım kucagımda, koynumda, mis kokusu her an burnumda yazmayı erteledikce erteledim… Canım dostum Tolga bilir nasıl bir internet kullanıcısı pardon kullanamayıcısı oldugumu, su an bu satırları etrafımdaki bütün cocuklar dövüs oyunları oynarken yazıyorum sizlere… Annem arka balkonda etli bebeciklere kızımın mamalarından asırıyor durmadan… Minik patileri ıslanmasın diye orayı doya doya yıkayamıyoruz hala ve kara kara düsünüyoruz yaz bitince ne yapacaklar diye…
Yok mu oralarda buralardan kedi isteyen diye soruyorum yine?
Cok degil, 12 gün sonra görüsmek üzere…
Sevinc Erbulak Midyat
Hala çalışıyorsunuz biliyorum… Bu sıcaklarda ne denli zor oldugunu hissedebiliyorum. Bense mesleğimin bana vermekte olduğu uzun şansı degerlendirmek ve yeni sezona iyice bir dinlenerek girmek uzere baba hatıramız Selimpasa’daki evimize geldim bile… Bu sebeple bu sicacik gunleri, ofisinde, aracinda, toplantilarda gecirmek zorunda olan herkese kolay gelsin diyorum…
Kızım musade ettikce aldigim kucuk nefes molalarindan birinde, oturdum bir internet kafede sizlere yaziyorum…
Bu ayki konuk hayvanimizin ismi Suleyman olup, kendisi aslinda disi bir kedi ama cinsiyetini yanlis tahmin eden site bekcilerimiz sagolsun artik ismini oldukca benimsediginden, henuz bir gunluk anne oldugu halde ona baska turlu seslenememenin ironik tadiyla devam edecegim.
Gosterdigimiz bazi oyuncaklar karsisinda heyecandan titreyen 7 aylik cadalozum Kavin, bu sabah ilk defa bir kedi yavrusu gordu. Kucuklugunden oturu onu kendi ailesinden biri zanneden bebegim uzun bir sure titredi, komsularin butun cocuklarini uyandiracak kadar bagirdi ve henuz bir kac saatlik olan kedi bebegi saniyorum agzina sokmak istedi ama ona izin vermedik. Cocuklarin, ozellikle bebekliklerinden itibaren mutlaka bir hayvanla birlikte, onunla ic ice buyumesi gerektigine inandigim icin bu titreme, ciglik ve tadina bakma seruveninin butun bir yaz boyu bizleri epey guldurecegini tahmin edebiliyorum. Bu yaz bol fotografli, kahkahali ve sut kokulu gececek. Dun gece ben bebegimi, Suleyman da kendi bebeklerini emzirirken onun giriltilari esliginde dusundum durdum, ne buyuk bir mucize su dogum denen sey!
Ve biz insanogullari amma buyutuyoruz bu mucizeyi, lohusa nazlanmalari,”dokunma ona simdi, yeni anne oldu, her zamankinden fazla alingan, aman dikkat et sozlerine ” uyarilari esliginde bir yayilma, bir uzunnnnnnnnn nekahat donemi…Oysa Suleyman’cik ve onun gibi pek cok hamile kedicik, aynen dun geceki gibi sessiz sedasiz, buldugu kendince guvenli limanda, bazen soguk bir tasin uzerinde, bazen kumsaldaki ters donmus bir kayigin icinde, sansliysa yasadigi evdeki giyinme dolabinin cekmecesinde bebeklerini dunyaya getiriyor. Usulca cikip yemek aramaya gidiyor ve donduklerinde sayisini bilemedikleri yavrulari yerinde bulmayi umit ediyorlar…
Ne kadar cok hayvansevmez var etrafimda bir bilseniz, Suleyman ve yavrularindan, onlarin ”buyuk” gurultu ve giriltilarindan rahatsiz olan ne kadar cok insan… Boyle seylere tanik oldukca hayvanlarin dunyaya insanlardan daha iyi sahip cikabileceklerine olan inancim giderek kuvvetleniyor. Gercekten onlar bu dunyayi bizden daha fazla hak ediyorlar…
Bakalim bizim komsularla bu yaz neler yasayacagiz? Suleyman ve bebekleri hangi pazarligin konusu olacak acaba? Onlari daha ne kadar arka balkonumuzda hazirladigimiz yuvanin icinde buyutebilecegiz, o cok hakettikleri hayata ne zaman gozumuz arkada kalmadan salabilecegiz cok merak ediyorum…
Tabii yazliga geldigimiz ilk gunun gecesi Suleyman’in neden bizim evde dogurdugunu da merak ediyorum… Suleyman bizden nasil bir koku aliyor acaba?Neden bize kayitsiz sartsiz guveniyor? Bizi nereden taniyor?
Tanrı’nin ilahi adaleti ayarliyor belki de herseyi… İyi olanlari kollayan ve nefesiyle koruyan hep ayni Tanrı olmali… Suleyman’i bize yollayan, bize onu besleme gorevini veren hep ayni Tanrı…
Belki bu yazın sonuna dogru evinize bir yavru kedi almak istersiniz kimbilir… İsterseniz mutlaka ulasin bana…
Tanrı butun hayvanlari insanlardan korusun dostlarim… Çünkü ben bile bazen onlari korumayi beceremiyorum…
iyi yazlar…
Sevinc Erbulak Midyat
Sevgili hayvan dostlari,
Nihayet sizlere bu ayki yazimda küçük kızımdan bahsedecegim… Cadalozum, kahkaha perim, imparatoriçem Kavin’im hayvanları keşfetmeye başladı artık… Ne mutlu bana! Ne zaman olacak diye sabırsızlıkla beklediğim bu keşfetme anını kaçırmadığım için sanslıyım… Yeni olan herseyin ne olduğunu anlamak için önce o ”şey” ile benim aramdaki iletişime dikkat eden kavun kokulu kızım Kavin, geçenlerde evimizin emektarlarından kadım dost Liliput’u farkedi verdi birden… Uzun uzun baktı, tam suratını büzüştürmeye hazırlanıyordu ki ”ayyyy ne güzel bir sey degil mi Kavin’im” diyerek elimi onun guzel tekir kafasina uzattim… Küçük Einstein geri kalır mı hiç, hemen o da minik elini benimkinin yanına koyuverdi… Gerisını bu yazıda anlatmama kelimeler yetmez biliyorum ama kahkahalar ve gırıltılar hala kulaklarımda…
Misafirliğe gittiğim evlerde hangisinden olursa olsun eğer bir hayvan yoksa o evde birşeylerin hep eksik olduğunu düşünürum nedense.. Bazılari buna güler…. Bizim eve gele giden yahu artık benim de bir kedim olmali diyerek küçük patileri yataklarına kadar sokan bütün arkadaşlarım da neden bize bunun ne denli guzel bir şey oldugunu daha evvel anlatmadıin diye yakınır… Oysa “ben hep anlatırım… Hayvan sahibi olmak, düzeltmeliyim çünkü aslında sahiplenen bizlerizdir, bilen bilir, hem çok güzel hem de büyülü bir şeydir aslinda… Bebek sahibi olmak gibi… Bir sonraki adımda ne olacağını bilememenin tarif edilemez lezzeti…Tatmış olanlar bilir…
Kucuk kızım Kavin kadarken annem ve babam beni hep sirke götürürdü, hala çok severim sirkleri ve bilet kuyruğunda beklerken burnuma dolan sirk kokusunu… Bir keresinde küçük aslan yavrusuyla şipsak fotograf çektirdikten hemen sonra zırıldamaya başlamışım, gösteri sonuna kadar sürmüş huysuzlugum, sonunda istediğim şeyin ne olduğunu söylemisim ama, o küçük aslan yavrusu!
Olmadı tabii, keşke mümkün olsaydı ama!
Şimdi düşünuyorum ve çok merak ediyorum, küçük imparatorice benden ilk olarak hangi hayvani isteyecek diye? Aslında bunun mor bir yavru fil olacağını biliyorum, çünkü bu ikimizin de en sevdigi kart oyun pakedinde…Ve o zaman ona ne cevap verecegimin hayalini kuramıyorum henüz… Çünkü dedim ya, bebek sahibi olmada büyülü bir şey var ve de çok sürprizli!
Kutunun içinden ne çıkacağıni bilememe durumu! Sürekli bir şaşırma hali! Öyle seviyorum ki bu hali!
Küçüğüm hayvanlarla tanışıyor yavaş yavaş…Henüz sokakta gördüğü köpekleri, kedilerin ağabeyleri sanıyor herhalde, hemen küçük ellerini uzatıyor onlara… Ben de dünyanın en iyi dinleyicileri olan, hem dostlarımız hem de kafa doktorlarımız olan bu arkadaşlara gülümsüyorum…
Evlerimizden eksik olmasınlar!
Sevinc Erbulak Midyat
Soğuktu… Aksam üzeri olmuştu… Yagmur ya da kar yağmıyordu ama insan sanki yağsa daha az üşürüm herhalde diye düşünmeden edemiyordu. Hızlı adımlarla eve varmaya çalışıyordum ki onu gördüm… Titriyordu, o kadar çok üşümüştü ki belki de artık sadece titriyor, soğuğu hissetmiyor ve bir an evvel uzun bir uykuya dalmak istiyordu. Bir yerlerde okumuştum, tıpkı elimizi musluğun altına soktuğumuz o ilk anda akan sıcak su nasıl kendini hissettirmez ve neden sonra kendini farkettirirse, soğuk havalarda da canlılar bir müddet sonra soğuğu hissetmez olurlar ve dipsiz uykulara dalarak……….. güzel düşler eşliginde uyanmazlarmış bir daha… O da bu uykuya hazırlanıyordu biliyorum. Nasıl bildiğimi bilmeden hissediyordum bunu… Yanına yaklaştığımda tek gözünü hafifçe araladı, umutsuzca baktı gözlerimin içine. İpten bozma tasması boğazını sıkıyodu, ”Çocuklar oyun olsun diye bağlamışlardı, açamadım kendi başıma ” dedi. Sol ayağı bir garip duruyordu, ”geçenlerde karşıdan karşıya geçerken oldu, biraz fazla hızlıydi sanırım araba, herhalde acelesi vardı kullanan adamın, önemsemedi beni” dedi. Güzel kafasının üzerinde eski yara kabukları vardı,”tam iyilestim diye seviniyorum bir sokak kavgası daha, eeeeeeeee ne yapalım ekmek kavgasi” dedi. Bakıştık. Konuşmadık bir süre. Bir genç çocuk köpeğini gezdiriyordu, yanımıza gelmek istedi, onu soğuklardan koruyan elbisesini gösterecekti sanırım bize, tasmasından çekiliverdi, gelemedi. ”Sınıf farkı, boşver alıştım artık” dedi.
Ne yapacağımı düşünüyordum, ‘’sen en iyisi evine git, uğraşma simdi benimle, ben de uyuyayım artık” dedi. Üşümüyordum, ne garip! Ayaklarım eve doğru gidemiyordu, gitmek istemiyorlardı onu için bir seyler yapmak istiyordum. Şansı dönsün istiyordum, umutsuzluğunu umuda çevirmek istiyordum, o kadar da zor değildi bu. Hatta demin yanımızdan geçen genç çocuğun bile kolaylıkla yapabileceği ama nedense yapmadığı bir seydi. Hep böyleydi ama bu! Nedenini bilmiyorum ama hep böyleydi. Bunu değistirebilirdim.
Değistirdim. Veterinere gittik onun ”boşver, kim alır beni ayağım iyileşse de, bırak” tekrarlarıyla… Önce güzel bir akşam yemeği, ardından ilaç tedavisi, ardından klasikleşmiş ev bulma serüveni, aile arama günleri… Ve birlikte başardık, bir seramik atölyesinde yumuşacık yatağında uyuyor artık her gece, şefkate boğuluyor… O kadar çok seviliyor ki daha önce neredeydi, başından neler geçti hatırlamıyor. Yemeğini paylaşıyor bahçenin ardındaki dostlarıyla ama, demek ki bazı seyler hafızada hep kalıyor, kendini unutturmuyor… “Gerçekten beni kimse almaz sanıyordum, şaşırdım” dedi bana geçenlerde… Herşey değisebilir, her şey şu ankinden daha güzel olabilir, sadece biraz daha kalabalık olmaya ihtiyacımız var, yeter ki umudumuzu yitirmeyelim dedim…
Yeter ki bu dünyanın sadece biz insanoğlu ve insankızlarina ait olmadığının farkına varalım, biraz etrafımıza bakalım, sokaktaki dostlarımıza da evimizdekiler gibi sahip çıkalım.
Degistirebiliriz…
Hiçbir sey aynı kalmak zorunda değil…
Değişmeye kendimizden başlayalım.
Sevinc Erbulak Midyat