Arkadaslar bu aksam tiyatroya gitmek uzere Atakoy’e giderken E5 uzerinde trafigin en sIkisik oldugu yerde yagmurdan sirilsiklam olmus refuje yapismis bir kedi gorduk. Uzerinden yagmur sulari akiyordu..
Inip yanina gittigimde bana tisladi… Hemen alip arabaya attik… Bakirkoy’de bir klinige goturduk. Gotudugumuzde durumu cok ciddiydi.. Once kurutuldu. O kadar cok usumustu ki dijital derece derecesini almiyordu. Sicak su torbalari ile desteklendi ancak 1 saat sonra zorla 32.5 dereceyi alabildik ![]()
Bakalim yarin sabahi gorecekmiyiz.. Oyun Fusun Onal’in oyunu oldugu icin kedinin ismini Fusun koyduk:) Umarim Fusun yasar.
ve sanirim bizim bacaksiz tayfasina bir de Fusun eklenecek:( Umarim bacaklarini kaybetmeden kurtarabiliriz Fusun’u bu sefer …
Bu arada biz oyunu kacirdik.. Anca cikisina yetisip Fusun Onal’a merhaba diyebildik. Davetlisi oldugumuz oyunu kacirdik ama vicdanen rahatiz… Umarim Fusun Hanim da bizi anlayacaktir.
Ona carpan ve o yagmurda onu E5 de birakan sofore lanetlerimi okuyorum…. Ayrica E5 de kedi nasil geliyor bunu da cozdugum gun olecegim sanirim.
Diyecegim o ki arkadaslar… Oldugunu dusunseniz bile lutfen yanina gidin… Onlar icin umut hep var… Kim bilir bu geceyi atlatirsak Fusun belki de yasayacak ??

EMOŞ’A VEDA
Az evvel telefonum çaldı. Sevdiğim bir arkadaşım ağlıyor. Ne olduğunu anlamaya çalışırken ağzından çıkanlar ben dehşete düşürdü.
Kısacık sürede yaşlı, genç herkesin sevgisini kazanan Emoş’umuz ölmüş. Ne denir bilemedim ama bence camiamızdan geçen en özel isimlerdi Emine Atik.
Bir veda yazısı yazmak için açtım bilgisayarımı. Ben ekrana bakıyorum, ekran da bana bakıyor.
Şimdi neden özeldi Emine diyecek olursanız. Biz kocaman insanların yapamadığını yaptı ve herkes ile dost olmayı başaran tek insandı. Bizler hepimiz birbirimiz için bir şeyler söyler, birbirimize küserken o hepimizin gönlünü çalmayı başardı.
Hayvan korumacılığın bedende değiş, kalpte olduğunu bize ispatladı.
Ezber’in DVD sini kendi imkânları ile kopyalayıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde önüne gelen bakana dağıttı.
Her Cuma günü bana gazete kupürleri yollayarak radyo programı için beni mutlu etti.
Hep pozitif hali ile karşıladı hepimizi. Ve ansızın gitti… Biz kaldığımız yerden yürümeye devam ediyoruz ancak bir kişi eksik olarak.
Maalesef bizim durmak veya üzülmek için şansımız yok. Yolumuz uzun ve zorlu. Tek kişi kalsak bile mücadeleye devam etmek zorunda olduğumuz bir yol.
Üzerine ışık yağsın sevgili Emine Atik.
Gözün yine sokaktaki dostlarımızın üzerinde olsun…
Ağabeyin Tolga Öztorun
Sesim Rüzgâra “modern bir sürgün hikâyesi”
Geçen yaz bir kitap okumuştum, “ İstanbul’un Köpekleri” isimli kitabı tarihçi Catherine Pinquet yazmıştı. Bir solukta okumuş okumakla kalmamış birçok dostuma hediye etmiştim. Kitabın yazarına e posta yollamıştım, sonrasında ahbap olduk ve halen yazışıyoruz.
Kitap ince ince işlenmiş bir dantele benziyordu. Öyle derinlemesine inceleme yapılmıştı ki biraz da kıskanmıştım. Bizim köpeklerimizi neden bir yabancı araştırıyor. Biz neden akıl edemedik diye hayıflandığımı çok net hatırlıyorum.
Günlüklerden, kartpostallardan, kitaplardan, ansiklopedilerden faydalanmış olan yazar bize bir sürü de görsel şölen sunmuştu. Henüz okumayanlar için şiddetle tavsiye ediyorum. Tüm hayvan hakları savunucusu dostlarım unutmayalım ki geçmişte de aynı sorunlar vardı. Geçmişini bilmediğimiz bir soruna çözüm olamayız.
Bir sabah Catherine Pinquet’den bir e posta aldım. 27 Ocak 2010 da Pera Müzesi’nde şahane bir gösterim var lütfen orada ol diye. Çok da araştıramadan düştüm yollara. Kar yağıyor, ben İstanbul’un bir ucundayım, Müze neredeyse diğer ucunda. Ancak izlediklerimden sonra gittiğime hiç de pişman olmadım.
Sanırım yaklaşık yaşlarda olduğumuz sosyolog Emre Sarıkuş’un hem yazdığı hem de yönettiği belgeselini büyük bir keyifle izledim.
Biz Emre ile karar verdik Sokak hayvanlarımız için teşekkür edebilmek adına Catherin Pinquet’ye filmlerimizi göndereceğiz.
Sesim Rüzgâra “ modern bir sürgün hikâyesi “
Çok başarılı bir iş çıkarmış Emre Sarıkuş. Tüm kalbimle tebrik ediyorum onu bir kez daha. En kısa sürede hepimiz izlemeliyiz. Gazetelerde, televizyonlarda yerini almalı bu yapıt. Çok emek verilmiş, Türkiye’nin en iyi sesleri, ses olmuş yüz yıldır sahipsiz dostlarımıza.
Ekinin Hayırsız Ada’sı şimdinin ormanı… demiştik ya “ Sokak Hayvanları bu filmi 100 yıldır izlemekte. Şimdi sıra bizde”
İzlerken de benim gözümün bebeği “EZBER” in sanki ilk bölümü gibi düşündüm. Cumhuriyet öncesini Emre Sarıkuş özetlemiş, günümüz için ise ben elimden geleni yapmaya çalıştım.
Ne mutlu ki, sahipsiz dostlarımız artık filmleri, belgeselleri, kitapları, şarkıları, gazetelerde köşeleri, radyolarda programları, az işlese de kanunları, gönüllüleri var. Doğru yoldayız sevgili arkadaşlar. Yavaş da olsa doğru yoldayız.
Tolga ÖZTORUN
Filmin künyesi:
Sesim Rüzgâra “modern bir sürgün hikâyesi”
Yazan -Yöneten: Emre Sarıkuş
Seslendirenler: Altan Erkekli, Altan Gördüm, Engin Alkan,
Hakkı Ergök ve Sungun Babacan
Müzik: Erdal Güney
Kamera : Adem Erkoçak
Kurgu: Enes Korkmaz, Erkan Tosun, Gamze Öğüt
Video Renk Düzenleme: Enes Korkmaz
Ses Miksaj: Ümit Satır
Türkiye, 2010, 37’
BU VİCDANSIZLIKTIR, İNSAFSIZLIKTIR…
Birçok vahşi hayvan neden sebepsiz yere insanlardan kaçar? Bunu hiç düşündünüz mü? Bazen doğada görürüz ama görmemiz ile gözden kaybetmemiz arasında sadece birkaç saniye olur. Kaybolur giderler.
Çünkü insanoğlu sebepsiz öldürür… onlar artık bunu öğrenmişler. Türümüz ezer, biçer, keser, yok eder. Ezbere canına kıyar karşısındakinin… Düşünmeden yapar bunu, sebepsizce…
Doğa anne onlara insan görünce ortalıktan yok ol diye güzel güzel kodlamış. Kaçan kurtulur, kaçamayan da maalesef insanın gazabına uğrar…
Ankara Oran’daki ODTÜ ormanında haftalar önce bir bürokrat sokak köpeklerinin kendisine saldırdığını iddia etmişti. Onları ormanda bile istemediğini de açık seçik beyan etmişti. Malum sonu hepimiz tahmin etmiştik. Öngörülerimiz yine bizi yanıltmadı.
“Kaçın ey köpekler” demiştik. Bizleri dinlemeyen beş sokak köpeğinin sonu o bilindik hüsran oldu.
Üstelik de bu sefer sadece günahsız köpekler değil, ODTÜ ormanında yaşayan üç tilki de zehirlenerek ölmüştür. Hayvan severler zehirli etleri ortadan toplamaya çalışmışlar. Bu yapılan vicdansızlıktır, insafsızlıktır.
Peki, buna kim dur diyecek? Bizlerin çocukları bu suçsuz güzellikleri sadece resimlerden mi görebilecek?
Doğaya zehir attığını bildiğiniz insanları ihbar ediniz. Gerekiyorsa dövünüz… Ben görsem gelecek nesiller için ellerini kırardım.
Tolga Öztorun
Sayın Noel Baba
Kuzey Kutbu
Sevgili Noel Baba,
Biliyorum yoğun günler geçiriyorsun. Yeni yıla sadece bir gece kaldı. Onca hediyeyi hazırla, paketle, sırala, listele. Senin ve elflerin de işi zor vallahi. Birde onca mektup okuyorsun.
2010 geliyor ama ben çok üzgünüm Noel Baba. Dünyada kötü şeyler oluyor. Bu sene senin işini kolaylaştırmak için upuzun bir liste yaptım. Lütfen bana yardım et Noel Baba. Ben bu sene sadece sokak hayvanları için birşeyler isteyeceğim senden.
Bak geliyor henüz kirlenmemiş bir sene. Yeni bir başlangıç olsa. Bir sihirli değnek değdirseler hepimizin tepesine. Dostlarım artık rahat etmeli Noel Babacığım.
Böyle kocaman kırmızı fiyonklu, janjan kağıda sarılı “vicdan” istiyorum. Ülkemdeki tüm evlerin bacalarından dağıt onu. Belkide bir tur yetmez, geri dönüşte bir tur daha dağıtırsın…
Sonra işlerini yapmayan belediyeler için en afillisinden kutulu mutulu “çalışma azmi” istiyorum. Ne olur dostlarımıza iyi davransınlar. Hediyelerini vermek için onların evlerini bulman çok olay olacaktır. Çünkü onlar her yerdeler…
Dostlarımızı sokaklarda iten, hor gören, bir kap suyu onlara fazla gören anlayışsız insanlar için torpilli bir pakette “insanlık” istiyorum. Ama elini korkak alıştırma bol bol koy pakete hak ettikleri insanlığı. Bilsinler ki bu dünya herkesin…
Zar zor bizlerin evlerinde yaşamlarını sürdüren kimsesiz sokak hayvanlarını istemeyen karşı komşularımıza da yaşlandıklarında tek kalacakları için “dost” ver… gerçi onlar bunu hak etmiyorlar ama, sen yine de gönlünü geniş tut…
Eh madem taa Kuzey Kutbundan geliyorsun. Biz hayvan hakları savunucularına da sadece “sabır” ver uyduruk bir kutu içine koy, evlerimize bile getirme, bir yere bırakıver. . Biz buluruz onu nasıl olsa.
Herkese doğa ile uyumun eksik olmadığı “insani” bir sene dilerim.
Tolga Öztorun
