Gönüllü Köşesi

Bıcırım ve Mısırım için

Bıcırım ve Mısırım için

bicirik.jpgTelefon çalıyor.Bir kadın “alo” diyor.Kendimi tanıtıyorum.Soruyorum:”bebeğim nasıl?”Güzel ve sakin bir ton ile “çok iyi hatta şu an koridorda koşuyor,Moda’ya dükkana gönderiyoruz hemen alabilirsiniz” diyor.

Ölmeliyim sevinçten.Hızlıca çıkıyoruz evden.Hedef “1 aylık minik Maxi” mize ulaşmakİçeri giriyoruz.Adamın biri:”Size yanlış bilgi vermişler,Maxi’yi dün gece kaybettik,üzgünüm”diyor.Başka birşey diyebiliyormuydu?hatırlamıyorum.Herşey ile bağlantım koptu.Sessizlik ve çığlık.Oturacak bir yer,yaslanacak bir yer,bunun yalan olduğuna dair bir haber bekliyorum sanki.
Birden bacaklarımda bir ısı hissettim.Bembeyaz tüyleri ile kartopu gibi duruyordu.Simsiyah gözleri ile boncuk boncuk bakıyordu.
Kuyruğu hep sallanıyor ve etrafımda tur atıyordu.Acımı yaşamama izin vermiyor,yanımdan ayrılmıyordu.Adam,ondan hesap sormaktan vazgeçmeyeceğimizi anlayınca “alın onu,sizin olsun lütfen.Zaten çok yaramaz,biri aldı geri getirdi.” dedi.Sinirim hepten arttı.Üzüntüm de bir yandan…”Maxi’yi kaybetmiştik,çok hastaydı,yaşaması imkansızdı ama bir ümittir diye tedavisine devam etmiştik,fakat başaramamıştık.Bize 2 aylık olduğunu söyleyerek verdikleri bebeğimiz sadece 15 günlüktü ve anne sütünden nerdeyse hiç faydalanamamıştı.Üstelik soğuk taşlarda geçen acımasız petshop hayatı ne yazık ki onun bedenine hiç yaramamıştı.Artık kalbimizde idi onunla geçen 15  gün” diye geçirirken içimden,bacaklarımda yine o ısı.Ön iki patisi ile dizlerime konumlanmış,dili dışarda,yüzüme bakıyor.Melek gibi idi…

misir.jpgHaziran 1991…Güneşli,sımsıcak bir hava.Evden iki kişi çıktık,üç kişi girdik.Bütün odaları ışın hızı ile dolaşan,burnunu her yere sokan bir “BICIR”ımız vardı artık.ÇOK HOŞGELMİŞTİ.Havhav lisanı,zilli topları,terlikten vitamin kemikleri,terliklerde ısırık izleri,kemirilen ahşap mobilya parçaları,kardeşimin yenmiş oyuncak trenleri,eve gelen yabancıları hırlayarak karşılama merasimleri,tasmasından ara ara sıkılarak beni oyuna getirip kurtulmaları ve kmlerce arkasından koşturmaları.

Ne renkti acaba o?Ev artık rengarenkti de…Anneannem ve dedemin en küçük torunu,annem ve babamın ikinci kızları,kardeşim ve benim en kıskanılmaz kardeşi olmuştu.Uyur numarası yaparak,kim ne konuşursa dinlerdi.Nereye gitsek peşimizden gelirdi.Ondan habersiz evde bir hareket olursa çok alınırdı.Hemen herşeye hakim olurdu.Bazen sokakta ondan korkanlar olurdu sebebini hiç anlamazdı,hisseder yanlarına yaklaşmazdı.Küçük bir dokunuş ile herkesin canı olurdu.Meraklıydı,çok.Bir akşam tur atıyoruz.Bakkalın kasalarını kokladı ve bir bağrışla yanıma koştu,kucağıma atladı.Her yeri kan içindeydi.Meğer kasanın içinde yavru kediler varmış,annesi zarar verecek diye kızıma saldırmış.Canım benim o ilk yarasıydı işte.İçime sokmak istedim bebeğimi,kucağımdaydı,savunmasızca bana koşmuştu bir tek.Sıkı sıkı tuttum.Onu daha çok korumalıydım.Sezgilerimizi birleştirmeye o gün karar verdik.

Seneler geçiyordu.Kelime hazinesi benimkini geçiyordu.Herşeyi anlaması,kendince cevaplaması anlaşılır gibi değildi.Hisleri çok yüksek,sevgisi çok bulunmazdı.Fotoğrafları oldu.Albümlere sığmadı.Poz vermeyi hep çok sevdi.Ne demek olduğunu biliyordu.Çerçevede kendini görüyor,kuyruk sallıyordu.Aynada kendini inceliyor bazen kendine havlıyordu.Hergün bir havuç,bir salatalık ön iki patisi arasında tüketiliyordu.Benim kızım sağlığına çok önem verirdi.Rujlarımı yemesini henüz açıklayamasam da bir bildiği vardır diye düşündüm hep:)

Akrabalardan birini kaybetmeden birgün önce koltuğun altından hiç çıkmazdı,herşeyi o kadar çok hissederdi ki bazen onun başka bir gücü olduğunu düşünürdüm.Kim hastalansa yanından ayrılmaz,yemez içmez,iyileşene kadar patisini kalbimize yaslardı.Nasıl anlatayım ki ben kara gözlü kızımı?Evimizin,kalbimizin ,herşeyimizin ortağıydı.Ve bunu hak etmek için uğraşıyordu.O küçücük boyu ile hergün “bugün ne yapsam da beni daha çok sevseler?”diye savaşıyordu.Galiba sevmek denen şey buydu.Hep artmak,arttırmak.Öğretti bize minik kızımız bildiği,hissettiği herşeyi,senelerce,maddelerce.

HAZİRAN 2002…yine kucağıma yatmış karnını okşatıyor.misket kadar bir beze elime takıldı.Veteriner,muayne,rontgen,rapor…herşey 2 saat içinde netleşti.Kızımızın idrar kesesinin iki yanına 12 şer cmlik 2 taşı dayanmış ve 11.yaşının riskli uyarısı da kalbimize dayanmıştı.Oysa ki hep,”Onsuzluk” diyen her düşünceden kaçmıştık.O hep yanımızda olacaktı sanki.Ameliyat günü gelip çattığında dualar, gerçekler,sevgiyi akıtmalar,ömürden ömür bağışlamar vardı.Tabi bir de 24 saatlik tehlike süresi.Herkesi şaşırttı,herşeyi atlattı,ameliyat sonrası kuyruğunu salladı,”burdayım” dedi içimizi yine rahatlattı.Veterinerin sözleri kulaklarımızda çakılı kaldı;”onlar sahiplerini çok sevdiklerinde acılarını hissettirmezler.Bıcırın ağrısı hep olmuştur ama size belli etmemek için saklamştır.Sizi üzmemek için içinde yaşamıştır”….

Bence herkes kendine dönüp bir sormalı kim sevdiğini üzmemek için acısını onca yıl içine atardı?Bebeğimiz yine bizimle idi.Zorlu yollardan ilaçlardan iğnelerden kuvvetli bir ameliyattan geçmiş ama bizi seçmişti…
MAYIS 2006…4 sene önce elime takılan o zararsız bezesi günden güne büyümeye başladı.Tümör adını aldı.Ve kızımız artık iyice olgunlaşmıştı.Ağrıları uyurken sesiyle odamızdaydı.Veterinerinin tavsiyesi tümörü almaktı.Evet artık riski tavandaydı ama böylesi de eziyetti.Kabul etmemiz gerekliydi.Ettik.Nasıl seneler önce o bizi acılarıyla değiştirdiyse bizde onu acımızla değiştirdik.Nasıl mutlu ve rahat olacaksa onu seçmeliydik.

Yine ameliyat,yine korkulu saatler,yine dualar,sevgiyi akıtmalar,ömürden ömür bağışlamalar.Ve sonunda yine bir mucizenin daha baş kahramanı olmuştu kızımız.Bunu da atlatmıştı.Dikişler,ilaçlar,iğneler,sızılar,sancılar,zamanla yerini oyunlara zıplamalara bırakmştı.
Veterinerin sözleri kulaklarımızda yine çakılı kaldı:”o kadar mücadele ettiki ameliyat sırasında hayat sevgisini kıskandım ben hayatı hiç bu kadar sevmedim..”

Günler,aylar geçti…

Şubat 2007…1 aydır bir durgunluk vardı kızımızda.Ne zamandır çalan kapıları duymuyor,gelenleri görmüyodu.Çok uyuyordu.O akşam eve geldimde kapıda beni karşıladı,kuyruk salladı.Sevinçten ne yapacağımı şaşırdım,insan hep mucizelere inanmak istiyor.Geldi yanıma oturdu,başını göbeğini sevdirdi,sonra anneme gitti ona da kendini sevdirdi.Aşağı indi ve turuncu beyaz patili puf yatağına yattı.Gözlerini kapattı ve kalbi 8 kere çırpınarak attıktan sonra uyudu ….uyanmayarak…uyanmayacak olarak..
Bu nasıl bir vedaydı…bu bir vedaydı benim kızım en son veda ne demek onu da öğretti ve kanatlandı melek gibi…
2 şubat cuma saat 19:30 dışarda yağmur yağıyordu …kapılara koşup hoşgeldiniz diyen kızım artık hoşçakalın diyordu.
“Bebeğim,ömrümün yarısından fazlasında sen vardın.10 yaşımı henüz bitirmiştim.Final sınavlarımın hediyesi bahanesi ile geldin.En büyük sınavlar nasıl geçilir,hepimize birbir gösterdin.Sen giderken okul hayatım çoktan bitmiş,30’lu yaşlara adım atıyordum ve hayatı sayende daha başka sorguluyordum.Bana karşılıksız sevgiyi öğreten o küçük kalbin ile dış dünyada yaşamak çok kolay olmadı.Canım meleğim herşey için çok çok çok teşekkür ederim.Küçük kardeşlerinin de sana diyecekleri var,
KUÇU MISIR:”beni bebekken terk ettiler,çok yaramazdım,istemediler.Ama siz beni evinize aldınız.Çok sevdiniz.Üstelik sen bana daima ablalık yaptın,beni koynunda uyuttun.Sen gidince ben günlerce hiç yemek yemedim,oyun oynamadım,seni çok özledim.1 sene sonra,ben de senin yanına geldim…İki melek olduk”…

MİYAV ZİNCİR:”bir araba çarpttı bana ve kaçtı.Bacağım yaralandı,kanlar içindeydim.Bebektim.Bir kucak içinde getirildim eve.Kocamandınız ama korkmadım sizden.İyileşmeye başlayınca kuyruklarınızdan ısırarak oynamama hiçbirşey demediniz.Çok sevdim ikinizi de.Mısır ve Bıcır sizi hiç unutmayacağım”…

MİYAV ÇARDAK:” bir arabanın lastiğinin dibinde uyurken araba hareket etti ve ezildim.Bir torbanın içine koyup çardağa bıraktılar beni.Sabaha kadar canım yanarak bekledim ve sabah duyduğum her sese son sesimle miyavladım.Siz beni duydunuz.Belden aşağım tutmuyordu.Tedavim günler aldı.Ama yılmadan beklediniz,yataklarınızı kaptım,sevginizi paylaştım hiç sesinizi çıkartmadınız.Özellikle Bıcır ve Mısır ablam beni daima koruyup kolladı.Çok teşekkür ederim…Sizi hiç unutmayacağım”…
    Canım kızım,sen gideli 1 seneyi geçti ama daha yeni yeni sana birşeyler yazabildim.Elim hiç gitmedi.12 Mart 2008’de küçük kardeşin MISIR’ın aniden aramızdan ayrılması ise kalbimde bambaşka bir acı daha açtı.İnan onun için birşeyler yazmak şu zamanda benim için çok zor.Sadece bilin ki çok sevdik,çok seviyoruz sizleri ve hiç unutmayacağız.Artık bu dünyadaki her bembeyaz tüylü sizsiniz.Ne olur sizler orada yine benim olun…Kalbimizdesiniz hem de daima…Canlarım benim…  

Anneniz Seda Özay…

Gönüllü Köşesi

More in Gönüllü Köşesi

  • Yeni yüzyıl üniversitesi

    Yeni yüzyıl üniversitesi Eray öğretmen organizasyonu ile her çarşamba topluma hizmet dersi sosyal sorumluluk projeleri kapsamında gönüllü...

  • Gönüllüler

    Gönüllü olmak, işe yaradığını, faydalı olabildiğini hissetmek mükemmel bir duygu. Emekli iş arkadaşı Ayşil anne, TURi baba...

  • Zerdeçal Tozu

    Özlem annemiz bugun zerdeçal tozu aldı geldi. İnternetten de araştırmasını yapmış alternatif tıp tedavilerinde zerdeçal tozunu ile ilgili. Zerdeçal...

  • Minik gönüllü anne Ecem

    Kuzey oğlumuzun Minik annesi Ecem’den: Bizim serüvenimiz 14 şubat pazar günü Yedikule Hayvan Barınağında başladı. Arabanın kapısını...

  • Gönüllü Her işi yapar

    Gönüllü her işi yapar. Bugün ki gönüllülerimiz Üsküdar Üniversitesi Odiometri Bölümü öğrencileri , Aydın Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim...

  • Bebek kedi bakımı

    Bahar geldi. Çok yakında etraf bebek kedilerle dolacak. Gönül ister ki hepsi mutlu mesut annesi ile büyüsün...