Gönüllü Köşesi

önce kokun gitti

önce kokun gitti

şimdi kırkı çıkmamış acılarla
geçiyorsun içimdeki mezar şehrinin pastel yalnızlığından…

ışığın dalga boyunda süren yaşamın
çocuksu sevinci vardı gözbebeklerinin fanusunda.
ve gönlünde bir durulmaz zindandelen sevda…
bense üşüyordum parmak uçlarımdan,
yorgundum;
bir seninle yükselirdim annemi andığım yıldızlara…

bayır çiçeklerine bin bahar ezgiydin,
yaşama isteğiydin bölünmüş çocuk uykusuna.
sevinçtin,
güz ikindilerinde ışıklı gün pembesi,
bakırrengi kanda açan yediveren papatya
ve tutkunun üzerine sadakatle sağılan güneş;
hep uzakları koşardın Puda…

bilirdim…
kimsenin görmediği bilgeliğin yüzüne gizlenmiştin.
iki ağaç arasına saklı zihnin çukurunda
yazgısına direnen münzevi bir ermiştin…
şimdi bin acıdan mayaladığın şarapla
ve çingenelerin makber-i ayininde/ eteğindeki son taşla
kaç ışığına sevdalı gülüşü kelepçeledin
kendini tanımak istediğin izlenimci aynada.

yattığım gaflet uykusunun kangölü deryasında
inançsız korsanı oynayan çocuğun bulduğu amforaydın,
toprağı umutlandıran yaz yağmuru
ve yoksul bir kadının yitirdiği hazine;
aslında içinde kaybolmak istediğin bir sevgiydi yalnızca.

sen susamışa suyu amber şadırvan/ yedi kargışlı kaya çıkıntısında,
zulmün ağır kokusunu dağıtan zer buhurdan,
çekilen kılıçlar gölgesinde kandamlası,
buzun hükümranlığını yumuşatmak için güneşe koşan
adı ‘aşk’ kutsal köleydin Puda..

derin kırmızı hatlar arasındaki duyarlılıkla
denizin katılaşmış yamacında kristal ışık gibi dururdun
ben insanlığın, yüzümün rabbiyesini silen tarihini taşımaktan yorgun
ben ekmeğini çaldırmış meczup,
ben anıların ardında kalmış son kurşun;
çaresiz asıp bakışlarıma tortusundan tanınan utancı
ve paylaşıp büyükanne yemeklerinin tadını
beni her akşam, sevdası derin odalarda vururdun.

en kısasındaydın avucumdaki iki parçalı hayat çizgisinin
bense yüreğinin ‘mahsus mahal’inde en uzun voltada…

hangi duan kabul edilmişti ki meze gibi sunulduğun bu tapınakta?
hangi zikrin karışmadı ki bad-ı sabaha? ..
şimdi acemi bir ağlayışa bıraktım gözlerimi,
bak gözlerime, perçemi kızsaçı karam
bak sulara gölge düşürdüğün yangına.

yokluğa kanat çırpan bu müebbet fırtınada
kerevetine hiç çıkamadığın bir masaldı yaşadığın
{ masaldın, ‘karadutum, çatalkaram ‘ masaldın; }
murada ermişlerin kuşattığı bu izbe dünyada.
sen hangi dünyanın çocuğuydun Puda? ..

Gürkal Gençay
09.Temmuz. 2007 / S – 01:45
Deniz Köşkleri / İstanbul

*Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun ‘Karadut’ isimli şiirinden iki kelime…

Bu köşeye yazılarınızı göndermek için [email protected]

Gönüllü Köşesi

More in Gönüllü Köşesi

  • Yeni yüzyıl üniversitesi

    Yeni yüzyıl üniversitesi Eray öğretmen organizasyonu ile her çarşamba topluma hizmet dersi sosyal sorumluluk projeleri kapsamında gönüllü...

  • Gönüllüler

    Gönüllü olmak, işe yaradığını, faydalı olabildiğini hissetmek mükemmel bir duygu. Emekli iş arkadaşı Ayşil anne, TURi baba...

  • Zerdeçal Tozu

    Özlem annemiz bugun zerdeçal tozu aldı geldi. İnternetten de araştırmasını yapmış alternatif tıp tedavilerinde zerdeçal tozunu ile ilgili. Zerdeçal...

  • Minik gönüllü anne Ecem

    Kuzey oğlumuzun Minik annesi Ecem’den: Bizim serüvenimiz 14 şubat pazar günü Yedikule Hayvan Barınağında başladı. Arabanın kapısını...

  • Gönüllü Her işi yapar

    Gönüllü her işi yapar. Bugün ki gönüllülerimiz Üsküdar Üniversitesi Odiometri Bölümü öğrencileri , Aydın Üniversitesi Okul Öncesi Eğitim...

  • Bebek kedi bakımı

    Bahar geldi. Çok yakında etraf bebek kedilerle dolacak. Gönül ister ki hepsi mutlu mesut annesi ile büyüsün...