Yardım Etmek İstiyorum

E-bülten’e Kayıt Olun


Kürke Hayır

Prof. Dr. Tamer Dodurka

 

02. Aralık 2007

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve Keneler

Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ve KenelerProf. Dodurka: ‘Hastalıkta tek suçlu ‘keneler’ olamaz ‘

[Sesonline] Son günlerde kamuoyunu meşgul eden ‘keneler’ konusunda okuyucularımıza hem doğru bilgi aktarmak istedik hem de; birlikte yaşadığımız, yaşamımızı paylaştığımız hayvanlarla, kenelerin ilişkisi olabilir mi, onlara da hastalık bulaşır mı gibi sorularımıza yanıt aradık. Bizleri aydınlatması için İstanbul Üniversitesi, Veterinerlik Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Tamer Dodurka’ya başvurduk:

» Sn. Dodurka, öncelikle ‘Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’ (KKKA) hastalığı nedeniyle gündeme gelen ‘keneler’ hakkında bize biraz bilgi verir misiniz? Kene nasıl bir hayvandır? Bu hastalığı bulaştırmada rolü var mı gerçekten?

- Bu hastalık nedeniyle korkulur hale gelen keneler aslında binlerce yıldır, dünyanın bir çok yerinde bulunur ve eskiden olduğu gibi bu gün de insan ya da hayvanları sokarlar. Yani kene sokması ‘yeni’ ve ‘ülkemize özgü’ bir olay değildir. Normalde bu hayvanların sokmasıyla deri üzerinde ufak tefek kızarma, apse ve alerjiye benzer reaksiyonlar dışında önemli bir sorun yaşanmaz. Ancak kene, başka hayvanlardan aldığı bulaşıcı hastalıkları kan emdiği canlıya bulaştırabilir. Halkımız bu hastalığı ‘kene ısırması’ olarak nitelendirdi ama bu doğru değil. Her kene ısırmasında bu hastalık oluşmaz. Bulaştırması için kenenin “Nairo virüs” denilen hastalık etkenini taşıyor olması gerekir ve 900′e yakın kene türünden çok azı bu virüsü bulaştırabilir. Hastalık her yerde yaygın olarak görünmez. Bunun için o bölgenin iklimi ve hayvan popülasyonu önem taşır. Yani, kenelerin çoğalması için, uygun ısı ve nem gibi koşulların olması gerektiği kadar, kenelerin kan emeceği ve söz konusu virüsü alacağı, başta kemirgenler olmak üzere çeşitli hayvanların da bol olması gerekir. Bu hastalık kış aylarında görülmez. Çünkü, keneler kış aylarını hayvanlar üzerinde değil, meskenlerdeki duvar yarıkları, meradaki toprak çukurlar ve ağaç kabukları arasında pasif olarak geçirirler. Hayvanlar üzerinde ise; şubat sonundan itibaren aralık ayına dek görmek mümkündür. Havalar ısınmaya başladığında, özellikle yağışlı havaların arkasından aktiviteleri hızlanır.
Keneler gelişim dönemlerini tamamlayabilmek ve yumurtlayabilmek için kan emmek zorundadırlar. Olgun dişi keneler kanla doyduktan sonra genellikle bu hayvanı terk edip merada yumurtlar. Tek bir kene binlerce yumurta yapabilir. Yumurtadan çıkan larvalar otlar arasında, üzerine yapışacağı hayvanı beklerler ve kenelerin yaşam döngüsü bu şekilde devam eder.

» KKKA hastalığının birlikte yaşadığımız, hayvanlar için önem derecesi nedir? Hastalığın insanlara bulaşmasında bu hayvanlarının rolü var mıdır?

- Ev hayvanları bu virüsün doğal bir taşıyıcısı değildir. Ancak, virüsü taşıyan bir kenenin sokmasıyla virüs hayvana bulaşabilir. Hayvanda, insandaki gibi öldürücü bir hastalık gelişmez ve hastalık kolayca atlatılır. Hastalığın görüldüğü bölgemiz dışında yer alan kentlerimizde, bu enfeksiyonun yayılması için yukarda bahsettiğim uygun koşullar olmadığı için ev hayvanımızın enfekte olması veya onun vasıtasıyla sahiplerinin hastalanması görülmüş bir şey değildir. Hayvanın bir şekilde bu virüsü aldığını farz edelim. Bu durumda virüs kısa bir süre kanda dolaşır. Bu dönemde hayvanın salgılarında da bulunabilir ve ‘teorik olarak’ bu salgılarla temas eden insanlara hastalık geçebilir. Literatürde bu şekilde gerçekleşmiş bir olguya rastlamış değilim. Ev hayvanlarının daha yoğun olarak bakıldığı büyük kentlerimizde şu an için telaş edilecek bir şey söz konusu değildir. Hastalığın yaygın olarak görülmediği bölgelerimizde bakılan köpekler üzerinde kene bulunduğu takdirde, bu keneyi uzaklaştırmaktan başka yapılması gereken bir şey yoktur.

“YABAN HAYATININ ESAS SAHİPLERİNİ İMHA EDİYORUZ”
“Tarım arazileri açarak, binalar inşa ederek, ormanları keserek hem yaban hayatına müdahale ediyor, ondan sonra hastalık getiriyorlar diye yaban hayatının esas sahiplerini imha etmeye çalışıyoruz.”

» Hayvanlarla yaşamı paylaşan, birlikte yaşayanlar açısından alınması gereken önlemler ne olmalıdır?

- Her yaz olduğu gibi bu yaz da, otluk bölgelerde gezdirilen köpekler üzerinde keneler görebileceğiz. Bunu tam olarak engellemek neredeyse olanaksızdır. Hatta, kenelere karşı kullandığımız ilaçlar dahi keneyi köpekten uzak tutmaz, hatta köpeğimizi kenenin sokmasına yüzde yüz engel olmaz. Yine de, ayda veya bir buçuk ayda bir kez yapılan koruyucu ilaçlar köpeğin üzerinde tek tük görülebilecek kenenin hayvandan uzun süre kan emmesini, dolayısıyla çoğalmasını engeller. Genellikle damla ya da sprey tarzında köpek derisine uygulanan bu ilaçlar deri altında bulunan yağ tabakasından vücuda yayılır ve depolanırlar. Böylece keneler hayvan üzerinde dolaşırken, genellikle sokmayı başaramadan ölürler.
Bu ilaç dışında, özellikle hastalığın görüldüğü bölgelerdeki köpekler nemli, gölgede, kuytuda kalan otluk bölgelere sokulmamalıdır. Otsuz bölgeler bizim için de onun için de daha güvenlidir. Eve her dönüşte hayvanın üzerindeki keneleri kontrol etme fikri güzel, ama pek kolay uygulanamaz. Özellikle larva dönemindeki keneler bir milimetre kadar küçük hayvancıklardır ve kedinin, köpeğin tüm vücudunu saran kılları arasında görebilmek kolay değildir. Yine de yapılabildiği takdirde, böyle bir kontrol yararlı olabilir.

» Peki, son yıllarda hastalığın ülkemizde artmasını neye bağlayabiliriz?

- Ben bu hastalığın son yıllarda çok fazla arttığını sanmıyorum. Hastalık ülkemizde 2003 yılında tanımlandı, ama bu daha önce görülmediği anlamına gelmiyor. Düşünün ki, Bulgaristan, Sırbistan-Karadağ, Rusya, Irak, Suudi Arabistan, Asya ve Afrika’da, kısacası her yanımızda çok daha evvel görülen bu hastalığın ülkemize yeni gelmiş olması inandırıcı olamaz. Zaten yetkililerde bunu inkâr etmiyor. Ancak, hastalığın daha evvel tanınmayışı, tıp fakültelerinin ders kitaplarında dahi yer almamış olması nedeniyle, KKKA olması muhtemel olan bir çok vak’a ya başka hastalıklarla karıştırılmış ya da tanımlanamamıştır. Özellikle bu yıl, hastalığın gerek halkımız gerekse de hekimlerimiz tarafından iyi tanınmış olmasıyla yakalanan ve teşhis konulan vaka sayısı daha fazla olmuştur. Kısacası halkımızın panik yapmasını gerektirecek bir salgın durumu yoktur.

“KANATLI İTLAFI İLE BAĞLANTILI OLABİLİR”

Prof.Dodurka: Hastalığın görüldüğü bölgemiz dışında yer alan kentlerimizde, birlikte yaşadığımız hayvanların enfekte olması ya da onun vasıtasıyla insanların hastalanması görülmüş bir şey değildir…

» Peki, geçtiğimiz yıl yapılan ‘kanatlı itlâfı’ ya da insanların doğal alanlara yaptıkları müdahaleler ile hastalığın ortaya çıkması arasında bir bağlantı kurulabilir mi?

- Doğada yaşayan canlıların sayısı çevre koşullarına bağlı olarak dengelenir. Bu denge neticesinde eğer doğada bir hayvan türünün sayısında geçici bir artış varsa başka bir hayvan türünde azalma var demektir. Bu nedenle canlı türlerine karşı yapılan avlanma, ilaçlama, anız yakma vb. gibi müdahaleler eninde sonunda insan dahil diğer canlı türlerinin yaşamını olumsuz etkiler. Örneğin kemiricilerle beslenen kurt, tilki gibi etobur hayvanların avlanması, daha da önemlisi yılanların ilaçlanarak yok edilmesi kemirici nüfusunda artışa yol açar. Dolayısıyla kemiricilerin rezervuar olarak taşıdıkları hastalıklar yayılmaya başlayabilir. KKKA etkeni olan ‘nairo virüs’ de kemiriciler tarafından taşınan bir virüstür. Doğu Avrupa ve Asya’daki KKKA salgınlarının genellikle tarım alanı açmak için yapılan müdahalelerden kaynaklandığı düşünülmektedir. Olasılıkla, bu bölgeler keneyle enfekteydi, ama tarım alanı olarak kullanılmadığı için hayvan ya da insanlara bulaşmıyordu, hatta keneler çoğalabilmek için sığır, koyun keçi gibi hayvanlardan kan emme olanağı bulamıyordu. Oralar tarıma açıldı ve kenelerin daha fazla çoğalması için uygun koşullar oluştu. Yine, Bulgaristan’daki vak’aların görülmesinde ‘tarım ve hayvancılığa yapılan müdahaleler’ sorumlu tutulmuştur. Atmosferdeki karbondioksitin artışıyla birlikte sera etkisinin oluşması ve ‘küresel ısınma’ yine kenelerin çoğalması için uygun koşullar sağlamaktadır. Kuş gribi sonrası yapılan ‘kanatlı itlafları’ da kene nüfusundaki artışa katkı sağlamış olabilir. Kanatlı hayvanlar kenenin doğal düşmanlarıdır. Ancak, hastalığın yoğun olarak görüldüğü bazı illerde kanatlı itlafının yapılmadığını ayrıca hastalığın itlâf yapılmadan önce de görüldüğünü göz önünde bulundurursak, bu itlâfın hastalık artışında tek suçlu olmadığını anlarız. Ancak, kenelerle biyolojik mücadelede kuşların kullanılmasının gündeme geldiği bu günlerde kuşlara ne kadar ihtiyacımız olduğunun altını bir kez daha çizmemiz gerekir. Kısacası kene bile olsa, insan dışındaki her canlının doğada bir işlevi vardır. Yine insan haricinde, her canlının kendi çoğalmasını engelleyen mekanizmalar mevcuttur. Bizler bu mekanizmalara müdahale ettikçe sonucunu önceden kestiremediğimiz hadiselere yol açarız. Kene ya da “nairo virüsün” artışı söz konusuysa bunun nedeni yine bizleriz. Bu nedenle insanlar çevreye yapılan müdahalelerin sonuçlarına katlanmak zorundadır. Hastalık artışındaki sorumlunun, bizlerin doğaya yaptığı müdahaleler olduğu kesindir. Nasıl bir ‘türüz’ ki, bizler bundan halâ ders almıyor ve bu sefer kenelerle mücadele edeceğiz diye yine doğaya müdahale ediyoruz. Yapılan ilaçlamalarla bir çok böceği de yok edecek ve bakalım bu sefer hangi dertlere yol açacağız?!

» İlaçlama yanlıları tek çarenin ‘düzenli ilaçlama’ olduğunu söylüyorlar. Sizce tek yol bu mu?
- Ben, ilaçlamaya sınırlı olarak taraftarım. Hayvanların ve barınakların ilaçlanması tamam; ama parkların, tarım alanlarının ve ormanların ilaçlanması doğru değil. Bakın bu hayvanları ilaçlamayla ortadan kaldıramazsınız. Onun üreme hızının üzerinden gelecek kadar yoğun ilaçlama yapmak olanaksız. Zaten meradaki keneler ilaçların ulaşamadığı yerlerde bulunuyorlar ve doğada çok geniş bir alana yayılmış vaziyetteler. Yapılması gereken evcil ya da yabani tüm hayvanların ilaçlanarak kenelerin yaşam döngülerini kırmak ve bu yolla azaltmaktır.
Diğer bir husus, biz ülke olarak hastalıklarla mücadele etmek için her zaman kendi eksikliklerimizi sorumluluklarımızı bir kenara bırakıyor ve işin en kolay yanı olarak bazı canlıları hedef gösteriyor ve onları yok etme yolunu seçiyoruz. Tarım arazileri açarak, binalar inşa ederek, ormanları keserek hem yaban hayatına müdahale ediyor, ondan sonra hastalık getiriyorlar diye yaban hayatının esas sahiplerini imha etmeye çalışıyoruz. Oysaki bu canlılar yaban hayatında sürekliliğin sağlanması için gereken zincirin halkalarını oluşturuyorlar. Dolayısıyla bu halkanın üzerindeki bizler kendi bindiğimiz dalı kesiyoruz.
Bu hastalık varsa, insanlar ölüyorsa bunun tek suçlusu keneler olamaz. Bir ülkede hayvanlar hastalanıyor ve insanlara bulaştırıyorsa, bu hastalıkların engellenmesiyle ilgili kurumlar görevini tam yapmıyor ya da bir şekilde yapamıyor demektir.
Şu an mevcut olan yapıda, hayvanlardan insanlara geçecek hastalıkları engellemek için koruyucu veteriner hekimlik hizmetleri hemen hemen yok gibi. Çünkü Tarım Bakanlığı içinde veteriner işleriyle ilgili bir genel müdürlük bile yok. Bakanlığa ait il teşkilatlarında, hayvan hastalıklarıyla mücadele yetkisiz ve alakasız, “mühendis diplomalı” kişiler tarafından yönlendiriliyor. Veteriner hizmetleri tarımın gölgesi altında ve Tarım İl müdürlükleri tarafından yürütülüyor. Sağlık bakanlığında da AB ülkelerinde olan veteriner halk sağlığı dairesi yok. Anladığımız kadarıyla gerek tarım bakanlığında gerekse de sağlık bakanlığında bu yapının kurulması için, hayvanlardan insanlara bulaşan hastalıklardan ölen insan sayısı henüz yeterli sayıya ulaşmadı. Başka ne bekliyor olabilirler ki? Bunu beklerken de, “itlâf” gibi, “ilaçlama” gibi yöntemlerle, kamuoyu pekalâ oyalanabilir. Toplumumuz halâ silkinmeyip, uyuduğuna göre neden olmasın?!..

** Yalçın ERGÜNDOĞAN, Prof. Dr. Tamer Dodurka ile ‘Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) hastalığı’ üzerine söyleşi.

Birgün gazetesi ( 15 Temmuz 2006 )

Kaynak: http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa.php?KartNo=46806

Prof. Dr. Tamer Dodurka
Veteriner İç Hastalıklar ve Psikoloji Uzmanı