Sevinc Erbulak Midyat

Canlı ama bizim…

Canlı ama bizim…

Güzel dostum Tolga Öztorun bana geçenlerde bir teklif yaptı… “Hayvanlarla ilgili yazı yazar mısın?” diye sordu, heyecanla evet dedim tabii… Dört ayaklı arkadaşlarımla o kadar çok sey paylaşıyoruz ki her ay bir tanesi yeni bir hikaye konusu olabilir diye düşünerek oturdum bilgisayarımın başına… Oturdum oturmasına ama ne yazacağımıi bilmiyorum… Ne de olsa benim ilk yazım bu, bütün ilk’ler gibi önemli ve biliyorum ki yeri bir başka olacak bende…. Aklımdan bunlar geçerken yıllar önce yanımızda çalışan yardımcımızdan dinlediğim ve o günden beri hiç unutmadığım, aslında pek de tatlı olmayan ama hatırladığımda hala inanmakta zorluk çektiğim o yaşanmışlık geçiverdi… Paylaşmak istiyorum şimdi, hemen…

Bir varmış bir yokmuş, dünyanın sadece insanlara ait bir yer olduğuna inanılan bir coğrafyada, şehrin adı da İstanbul’muymuş neymis, kadıncağızın biri yorgun argın işinden evine dönüyormuş… Kimbilir kaçıncı otobüsten indikten ve bir müddet de yürüdükten sonra evinin bulunduğu mahalleye doğru adımlarını sıklaştırdığında içlerinden pek çoğunu tanıdığı çocukların çember halinde sıralandıklarını ve ortalarındaki bir şeyi de toprağa gömmekte olduklarını görmüş… Yaklaştıkça da toprağın üzerinde artık sadece burnunun ucu ve açık ağzı görünen köpeği fark etmiş… Hayvan acı acı havlarken kadıin cemberdeki oğluna bağırmış;

”oğlum ne yapıyorsunuz siz öyle?”
”köpeği gömüyoruz anneeeee”
”ama köpek canlı çocuğum”
”Canlı ama bizim annEEEEE”

Gülüşmeler, bir tokat sesi, kaçışan çocuk ayakkabılarının sesi, annesinin elinden kurtulamayan çocugun acı acı havlama sesleri, köpeğin topraktan çıkarıldığı halde koşarak uzaklaşan çocuklarla hala oynamak istemesinin sesi birbirine karışmış…

Bu masal da burada biter demeyi çok isterdim. Aslında kadının bana anlattığı hikaye burada bitmişti yıllar evvel… Duyduğu şeyi içinde bitiremeyen, sonlandıramayan bendim… Günlerce, gecelerce o çocukları düşündüm, onlara bunu yaptıranın ne olduğunu düşündüm işin içinden çıkamadım. Aklıma hiçbir şey gelmedi değil ama! Mesela babasından yediği dayağın öcünü alıyordu herhalde dedim… Mesela babasından dayak yiyen annesinin öcünü alıyordu herhalde dedim…Yoksa sadece zevk mi alıyordu acaba dedim… Yoksa büyüdüğünde ”benim o” diyeceği her canlıya böyle şeyler mi yapacak dedim? Kız arkadaşına ilk tokadını attiğında, kızın suratında oluşan şaşkınlık ifadesi onu iyice şaşırtacak ve kız onunla oyun oynamaya devam etmek istemediğinde küçük köpeğini mi arayacak acaba diye düşündüm de düşündüm…

Şu an yazarken bile cevabını bulamıyorum bu soruların…Yazarken bile hala irkiliyorum, korkuyorum hayvan sevmeyen bütün çocuklardan ve yetişkinlerden…
”Sakın dokunma! kolunu kapar, oooyyyle bir ısırır ki tek kolla kalırsın bak benden söylemesi evladım” diye, sokakta kendisine kuyruk sallayan bir köpeciği okşamak isteyen çocuğun tüm isteğini o anda ve belki de sonsuza kadar yok eden annelerden de korkuyorum… Çünkü biliyorum ki ailenden nasıl görürsen öyle şekillenir ve şekillendirmeye çalışırsın sen de aile olunca…

Köşeciklerinde, bas bas bağırarak ”gördükleri yerde itlaf edilmeliler efendim, yoksa Avrupa birliği bizi nasıl kabul eder? Böyle pislik olur mu canim? Gecen gün sokakta yürüyorum bir de ne göreyim, köpekler havlıyor efendim, olacak iş değil!” diyerek zaten hayvansevmez coğrafyamıza bir de nefreti öğreten bütün yazarlarımıza sesleniyorum; sizi kınamıyorum efendim, ama biliniz ki dünya sadece bize ait değil… Ve size ne kadar inanilmaz gelse de köpekler havlar, kedilerse miyavlar, bunda bir acaiplik yok.. Hayır sizi kınamıyorum, çünkü kınayamıyorum bile efendim, ama sizin için yürekten bir şey diliyorum her gece ısrarla hem de… Tanrı bir an evvel içinizdeki bu dizginlenemez nefreti söküp alsın ve bir havyanın başını okşamanın, bir hayvana sarılıp uyumanın tadını çıkartın… Yoksa üzülüyorum, eksik kalmanızdan ve giderek eksilmenizden…

Önümüzdeki ay Recep’in hikayesiyle sizlerle olmayı umut ediyorum… Kendisi bir yavru kedicik olup, bir hafta evvel arabamın kaportasından çıkmıştır… Şu an başımın üzerinde oturmaktadır, karnımdaki kızım onu şimdiden deliler gibi sevmekte ve göbek deliğimin ardından onunla oyunlar oynamaktadır… İnanılmaz değil mi?

Sevinc Erbulak Midyat

Sevinc Erbulak Midyat

More in Sevinc Erbulak Midyat

  • Kediler de döner…

    kim demis kediler nankordur diye? insana cok benzediginden midir,kisilikli yapısından mıdır bilmiyorum ama pek cok kisi hayvanlardan...

  • Hayvan haklarına giriş-2

    ”Hayvanlar….bazılarımız icin ailemizin bir ferdi bazılarımız icin arastırma malzemesi… Biliyorsunuz ABD’de her yıl milyonlarca hayvan ameliyat yontemlerinin aletlerinin ilacların ve tuketici urunlerin gelistirilmesinde ve test edilmesinde yanı sıra sozum ona insanlarda gorulen rahatsızlıkları bire bir yansıtan hastalık modellerinin kurulmasıyla ilgili turlu deneylerde kullanılıyor…Dahası pek cok hayvan dostumuz sırf deney icin uretiliyor ama...

  • Hayvan haklarına giriş

    Sevgili dostlar, Bu aydan itibaren sizinle beraber bir kitap okuyacagım… o kadar guzel satırlar paylasacagız ki simdiden...

  • Sevinç Erbulak

    Provaydı,yogunluktu,oyun cıkarıyorum derken kendimi sahnede buluverdim yeniden…korku,heyecan,acaba yapabilecek miyim’ler yerini ”ne guzel bir meslegim var benim yahu”ya...

  • Adil olmak

    Dünya uzerinde yaşayan her canlıya adil davranmıyor.. .Bu ay sizinle bu konuda dertleşmek ve dünyanın bu adaletsizliğine rağmen üzerinde yaşayan isimsiz kahramanlardan bahsetmek istiyorum… Benim tanıdığım isimsizlerden birinin adı tesaduf eseri Adil ama! Hoş bir tesadüf… Onun varlığına her sabah uyandığında şükreden bir sürü dört ayaklı dostum var… işte bunlardan sadece birinin...

  • Ben arkadaşlarına ayı demiyorum

    Bu hafta sizlere bir cümleden yola çıkarak bu satırları yazıyorum… Üstünüze afiyet bir oyun yonetiyorum da şu sıralarda… Sahnede de hem dostum, hem hayvan dostu, hem de meslektaşım Çicek Dilligil var! Oyunumuzun yazarı Ozan Metin’in bile henüz bu yazımda onun satırlarından yapacağım alıntıdan haberi yok, varsın olmasın… Bir sey demez biliyorum… Bir...