Yardım Etmek İstiyorum

E-bülten’e Kayıt Olun


Club Safari

Serapet Garden

miyavlar.com

Kürke Hayır

Sizin Köşeniz

 

02. Aralık 2007

Ağlarım Ben Kekliğime

Ağlarım Ben Kekliğime“Keklik Dağlarda Çağıldar
Yavrum Diye Diye Ağlar
Günden Güne Yansa Dağlar
Görenlerin Bağrı Yanar.”

Bu güzel anonim türkü her insanda mevcut olması gereken hayvan sevgisini gösteriyor bize. Peki şimdi o sevgi nereye gitti? Gazetede okuduğum bir haber beni çok üzdü. Adana’da Terier cinsi bir köpeğin kolunu ve kuyruğunu kör bir bıçakla kesmişler. Bu da yetmemiş yavrusunu ateşe atıp yakmışlar. Yavrusundan ayrı kalmış her canlı keklik misali değil midir? Zaten kolu, kanadı bir nevi kesilmemiş midir? Bunu yapanlar insan olamazlar. Çin’de köpeklerin toplanarak diri diri derilerinin yüzüldüğü haberi, gözü bıçakla oyulmuş ve son nefesini verirken bile insanları sevmekten vazgeçmemiş o canım hayvanın haberi. Daha bir sürü haber var bunun gibi. Şimdi soruyorum size bütün bu olaylar neden oluyor? Oluyor çünkü insanlar insanlıklarını kaybetmek üzere. Oluyor çünkü insanların gözleri kendilerinden başka hiçbir şeyi görmüyor. Onlar için köpek, kedi, fayda sağlamayan hayvanlar. Bitleri, pireleri var. Kendilerine ve çocuklarına hastalık bulaştırırlar. Bazıları için de iğrenç kokuyorlar. Bu düşüncedeki insanların yetiştirdikleri çocuklardan hayvan sevgisi bekleyebilir misiniz? Ve en önemlisi sokakta yaşayan tinerciler. Onların devlet tarafından alınacak önlemlerle tedavi altına alınması gerekiyor. Zira hem kendilerine, hem de sokakta yaşayan diğer canlılara zarar veriyorlar.

Geçen gün yolda bir kadın gördüm. Köpeğinin tasmasını öyle bir çekiştiriyordu ki, köpeği susamış onun umrunda bile değil. Sadece kıyafetiyle uyumlu bir köpekle sokakta gezmek ona bir farklılık katıyor. Böylece dikkatleri üzerine çektiğini sanıyor. Bazıları için bu bir moda. Bir süre sonra sıkılıp hayvanları sokaklara ya da bir başkasına, tanımadıkları bir başkasına veriyorlar. Verirken de şunları yazıyorlar: ” Benim canımdan çok sevdiğim Kızım’ı ( Oğlum) ona iyi bakabilecek, sevgiyle kucaklayıp, besleyip, büyütecek birini arıyorum.” Şimdi soruyorum size insan kızını ya da oğlunu birine verebilir mi?. Hadi diyeceksiniz ki, bakacak yeri ya da maddi gücü yok. O zaman da bu kişilerin sayısı az olurdu. Yani belli sayıdaki insan aldığı bir hayvanı güvenebileceği birine vermek isteyebilirdi. Ama sayı o kadar çok ki. Bu hayvanların büyük bir bölümü anne altından alınıyor. Tam süt emeceği zaman. Zaten alındıktan en çok bir ay sonra ölüyorlar. Siz yaşatamadığınıza üzülürken satın aldığınız yer sizden aldığı paraları sayıyor. Ve yeni kurbanlar getiriliyor ölsün diye. Bir de Çiçek Pazarı var Eminönü’nde oraya da sürekli giderim. Özellikle yiğenlerimi götürürüm. Hayvaları cam kafesler içinde havasız ve üzgün görmek öyle üzücü ki. Bu sıcakta kaplarında su olmadan öyle bekliyorlar. Kafeslerin üzerinde el sürmeyiniz yazıyor ama keşke bir yetkili el sürse şu kafeslere diyorum. İçimden bütün hayvanlara dua ediyorum.

Bugün insanların bencilliklerinden sıyrılıp şu güzel türküyü dinlemesini isterdim. Ben dinlerken Kedim Papatya’yı düşündüm. İçinde öyle bir annelik sevgisi var ki! Yavrularını binbir güçlükle dünyaya getirdi. Çünkü kendisi daha bebek.

Hepsini teker teker yaladı. Emzirdi. Tek bir ses çıkarmadı doğum yaparken. Yalnız gözleriyle konuştuk onunla. Belki sokaklarda acıların en büyüğünü yaşadığı için, ezilip, horlandığı, pis kedi deyip kovdukları için kimbilir. Sahip olduğu 6 tane minik yavrusu var. Onun da bu dünyada bir değeri var. Annelerin en güzeli Papatyam insanların senden öğrenecekleri çok şey var. Tıpkı türküde söylendiği gibi :

“Ağlarım Ben Kekliğime
Seherde Öten Bülbüle
İpeklenmiş Tellerine
Yanaktaki Benlerine”
21 Ağustos 2007
Öğrt. Gör. Hacer Gülşen

Bu köşeye yazılarınızı göndermek için [email protected]